Yeni Modernizm ile
Dekonstrüktivizm Arasında
Yıldız Salman*
New York Modern Sanatlar Müzesinde 1988 yılında Mark Wigley
ve Philiph Johnson’ın birlikte düzenledikleri “Deconstructive Architecture”
sergisiyle birlikte Dekonstrüktivizm’den sıklıkla söz edilir olmuş,
“dekonstrüksiyon” üzerine uluslararası sempozyumlar düzenlenmiş, bir akım
olarak kabul edilip edilemeyeceği, bir felsefi kavram olarak düşünüldüğünde
mimarlığa tümüyle uygulanabilir olup olmadığı sorgulanmıştır.
Adları Dekonstrüktivizm’le birlikte anılmakla birlikte ortak
bir tavır ortaya koymaktan çok, herbiri farklı bir dil arayışı içinde olan
Eisenman, Ghery, Koolhaas, Libeskind, Hadid gibi mimarlar arasında Tschumi,
–Eisenman’la birlikte– Derrida’ya olan yakınlığı ve daha çok da yayınları ile
öne çıkmıştır. İlk kez 1975’te yayınladığı ve mimarlığı bir paradoks olarak ele
aldığı “Questions of Space: The Architectural Paradox of the Pyramid and the
Labyrinth” adlı makalesinde, tarihsel süreç içinde mekanın değişen tanımlarını
irdelemiş, bu tanımlarla ait oldukları dönemin felsefesi arasında paralellikler
kurmaya çalışmıştır. Yine bu makaleyle bağlantılı olarak yayınlanan ekte
yeralan: “Mekan, içine tüm nesnelerin yerleştirileceği yine nesnel birşey
midir?” “Eğer mekan nesnel birşeyse, sınırları var mıdır?” Eğer mekanın
sınırları varsa, bu sınırlar dışında başka bir mekan var madır?” “Eğer mekanın
sınırları yoksa, o zaman herşey sınırsızca yayılabilir mi?” ya da “Mimarlık;
mekan kavramı, mekan ve mekanın tanımı mıdır?” “Eğer mekan kavramı bir mekan
değilse, mekan kavramının nesnelleştirilmesi mekan mıdır?” gibi birbirinin
içinden çıkan ve söz oyunları ile de desteklediği soru grupları, cevapları
olmaksızın Tschumi’nin düşüncelerini açıklar, daha doğrusu okuyucuya en azından
bunları aklına getirmesi için bir fırsat yaratır.
Tschumi’nin yazdıkları yanında uygulamaları ile tanınması
ise 1982 yılında Paris için tasarladığı Parc de la Vilette Projesi ve özellikle
de, park içinde yeralan “folie”ler (şaka-yapılar) ile olmuştur. Düşünsel
temelini, Derrida ile birlikte oluşturdukları bu proje, temelde “folie” adı
verilen, park içine belli bir düzen/düzensizlik içinde yerleştirilmiş ve her
biri başka işlevlere uygun olacağı düşünülerek tasarlanmış küçük
konstrüksiyonlar etrafında gelişmiştir. Projede yine üzerinde en çok konuşulan
“folie”lerin anlamları olmuş ve özellikle de Derrida bu konuda uzun açıklamalar
yapmıştır.
Parc de la Vilette projesinden sonra Tschumi, haberleşme
merkezi, tiyatro ve opera binası, havaalanı, kitaplık gibi bina tasarımları
yanında kentsel düzenlemeler de yapmıştır. Yaptığı uygulamaları biraraya
getirdiği son kitabında, özellikle her projenin programını ve bunların nasıl
oluştuğunu yine bir kısımını kendisinin ortaya attığı “cross-programming”
(çapraz-programlama), “trans-pogramming” (geçişli-programlama) ve
“dis-programming” (programsızlaştırma), vb. gibi kavramlar çerçevesinde
açıklamış, mimarlığın geleneksel biçim-işlev ilişkisinin dışında, o mekanda
yaşanacak olaylarla ilgili olarak ele alınması gerektiğini vurgulamıştır. Fakat
sonuçta ortaya çıkan tümüyle uygulanmış projeleri içermekle birlikte, yine
sözün ağırlıklı olduğu ve bir anlamda da farklı binalara ilişkin senaryoların
biraraya toplandığı bir kitap olmuştur.
Tschumi’nin mimarlığına biçimsel olarak bakıldığında ise
daha farklı bir durumdan söz edilebilir.Düşünsel yönden hiçbir bağı
bulunmamakla birlikte, biçimsel olarak Konstrüktivizm’in temelleri üzerine
oturduğu açıkca gözlenen bir çok Dekonstrüktivist proje gibi, Tschumi’nin
folie’leri de Çernikov’un 1933’te yayınlanan “Architectural Fictions: 101
Compositions” adlı kitabının “Tales of Industry” bölümünde yeralan çizimlere
görsel olarak doğrudan göndermede bulunmaktadır. Bununla birlikte, Tschumi
bundan hiç söz etmez. Groningen’de tümüyle cam olarak tasarladığı Video Galerisi
ise farklı bir senaryo eşliğinde Modern Mimarlığın “cam evleri”ni hatırlatmakta
ve biçimsel olarak büyük benzerlikler taşımaktadır. Diğer projelerde de küçük
farklılıklar dışında strüktürün önem taşıdığı ve Modern Mimarlığın ögelerinin
farklı bir estetik anlayış ve sözdizimi ile kullanıldığı söylenebilir.
Bir akım ya da bir tavır mı olduğu konusu tartışmalı olan
Dekonstrüktivizmin, “olumsuz olanı” ya da “olması gereken gibi olmayanı”
meşrulaştıran söylemine Tschumi’nin “yazar bir mimar” olarak katkısı
yadsınamaz. “İnşa eden bir mimar” olarak da Tschumi Yeni-Modernler’le
Dekonstrüktivistler arasında yeralabilir.