27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kopmalar (Disjunctions)

Bernard Tschumi

 

I KOPMA VE KÜLTÜR

Modern dönemden bize aktarılan mimarlık paradigması, bir yandan parçaların birliği ile, öte yandan biçimin anlam açısından saydamlığı ile nitelenen sıradüzensel ve simgesel yapıların yaratıcısı, biçim vericisi olmaktır. (Bu birleştirilmiş bakış açısının yakın geçmişimizi fazlasıyla aştığını göstermek için, burada mimarlığın modernist öznesinden çok modern öznesine gönderme yapılıyor.) Bu terimler, çok iyi bilinen bir karşılıklı ilişkiler dizisiyle ayrıntılandırılır: Biçim ile işlevin, program ile bağlamın, strüktür ile anlamın kaynaşması. Bu karşılıklı ilişkilerin altında yatan şey, kendi özerkliği yapıtın biçimsel özerkliğine yansıyan, birleştirilmiş, merkezileştirilmiş ve kendini-üreten bir özneye duyulan inançtır.Ancak, bireşimi, uyumu, öğelerin kompozisyonunu ve gizil olarak birbirinden kopuk parçaların tümüyle çakışmasını vurgulayan bu uzun-süreli uygulama, belli bir noktada, kendi dışsal kültürüne, çağdaş kültürel koşullara yabancılaşır.

 

II YAPIYI-BOZMA

Günümüzün kültürel koşulları, kendi içindeki çatlamaları ve kopmaları, karakteristik parçalanmaları ve çözülmeleri nedeniyle, yerleşmiş anlam kategorilerinin ve bağlamsal geçmişlerin bir yana atılması gerektiğini düşündürür. Bu nedenle, her türlü postmodern mimarlık kavramını, “posthümanist” bir mimarlık lehine terk etmek yararlı olabilir; bu mimarlık anlayışı, yalnızca öznenin dağılmasını ve toplumsal düzenin zorlamasını değil, aynı zamanda bu tür bir merkezsizliğin birleştirilmiş, tutarlı bütün bir mimari biçim kavramı üzerindeki etkisini de vurgulayacaktır. Aynı zamanda, yalnızca biçimsel kompozisyon ilkeleri açısından değil, ama daha çok yapıları sorgulamak –yani her türlü mimarlık yapıtının gerektirdiği düzen, teknikler ve süreçler açısından düşünmek de–  önemli görünmektedir.

 

Böyle bir proje, tarihsiz bir özden çok, rastlantısallığını, kültürel kırılganlığını öne çıkararak, göstergenin tarihsel dürtüsünü vurgulaması bakımından biçimselcilikten çok uzaktır. İçinde bulunduğumuz günlerde bu, gösteren ile gösterilen, ya da mimarlık açısından bakıldığında, mekan ile edim, biçim ile işlev arasındaki kökten kopmaya karşı durabilen tek projedir. Bugün, bu terimlerin çarpıcı bir biçimde yerinden oynamasına tanık olmamız, yalnızca işlevselci kuramların ortadan kalkmasına değil, belki aynı zamanda mimarlığın kendisinin kural oluşturma işlevine de dikkat çeker.

 

III DÜZEN

Her türlü kuramsal yapıt, inşa edilmiş aleme “kaydırıldığı” zaman, genel ya da açık bir düşünce dizgesi içindeki rolünü yine de korur. Kuramsal The Manhattan Transcipts (1981) projesinde ve gerçekleştirilmiş Parc de la Villette’te olduğu gibi, sorgulanan birlik kavramıdır. Tasarlandıkları biçimiyle, her iki yapıtın da başlangıçları ve sonları yoktur. Bunlar, yinelemeler, çarpıtmalar, üst üste bindirmeler vb.’den oluşturulmuş işlemlerdir. Kendi içsel mantıkları bulunsa da –amaçsız bir biçimde çoğulcu değildirler– salt içsel ya da ardışık dönüşümler açısından tanımlanamazlar. Düzen fikri, sürekli olarak sorgulanıp meydan okunarak en uca itilmiştir.

 

IV KOPMA STRATEJİLERİ

Kopma kavramının, mimarlığa özgü bir kavram olarak görülmemesi gerekse de, yapıtı yöneten ayırıcı mantığa göre, bu kavramın yer, bina, hatta program üzerinde iz bırakan etkileri vardır. Kopmanın tanımı, sözlük anlamının ötesine geçilerek yapılacak olunursa, sınır fikri, kesinti fikri üzerinde durmak gerekir. Gerek Transcripts’te, gerekse La Vilette’te, kopma stratejisinin farklı öğeleri kullanılmıştır. Bu strateji, bir ya da daha çok temanın sistematik olarak incelenmesine dönüşür: Transcripts örneğinde çerçeveler ve ardıllıklar, La Villette örneğinde de üst üste bindirmeler ve yinelemeler. Bu tür araştırmalar, asla soyutta, ex nihilo’da yürütülemez: –yazın, felsefe, hatta sinema kuramı gibi başka alanların farkındalığı içinde olsa da– mimarlık disiplini içinde çalışılır.

 

V SINIRLAR

Sınır kavramı, Joyce ve Bataille ile Artaud’nun uygulamalarında açıkça ortadadır; bunların hepsi de felsefe ile felsefe olmayanın, yazın ile yazın olmayanın sınırında çalışmalardır. Günümüzde, Jacques Derrida’nın yapıbozmacı yaklaşımına gösterilen dikkat de, sınırlarda yapılan çalışmaya duyulan ilgiyi gösterir: Kavramların en titiz ve içselleştirilmiş biçimde çözümlemesi, ama aynı zamanda bu kavramların dışarıdan çözümlemesi ki, böylece bu kavramların, ve geçmişlerinin içinde bastırma ya da benzemezlik biçiminde neleri sakladıkları sorgulanabilsin. Bu gibi örnekler, mimarlıkta sınırlar sorununun sorgulanması gerektiğini düşündürüyor. Bu örnekler, kendi zevkimin asla binalara, mimarlığın tarihteki ya da günümüzdeki büyük yapıtlarına bakarken yüzeye çıkmadığını, tersine bu yapıtları parçalarına ayırırken yüzeye çıktığını hatırlatıyor. Orson Welles’i açımlarsak: “Mimarlığı sevmiyorum, mimarlığı yapmayı seviyorum”.

 

VI NOTASYON

The Manhattan Transcripts’te üstlenilen notasyon çalışması, mimarlığın bileşenlerinin yapısını bozma girişimiydi. Kullanılan farklı notasyon tarzları, normal olarak birçok mimarlık kuramında dışlansa da, mimarlığın marjlarında ya da sınırlarında çalışmak için kaçınılmaz olan alanların kavranmasını amaçlıyordu. Hiçbir notasyon tarzı, matematiksel olsun, mantıksal olsun, mimarlık görüngüsünün tüm karmaşıklığını yazıya geçiremeyecek olsa da, mimarlık notasyonunun ilerlemesi, hem mimarlığın, hem de ona eşlik eden kültür kavramlarının yenilenmesi ile bağlantılıdır. Geleneksel bileşenler bir kez parçalara ayrıldıktan sonra, onları yeniden bir araya getirmek uzun bir süreçtir; her şeyin ötesinde, sonunda klasik ve modern kurallar bütününün ihlal edilmesi olan şeyin, biçimsel deneyselciliğe doğru kaymasına izin verilmemelidir. Verilerin hiç bağlantılı olmadığı, çatışma ilişkilerinin de sentez ya da bütünlüğü reddederek dikkatle korunduğu Transcripts’te ve La Villette’te, işte bu nedenle kopma stratejisi kullanıldı. Proje hiç bir zaman tamamlanamadı, sınırlar da hiç bir zaman kesinleşmedi.

 

VII KOPMA VE AVANT-GARDE

Derrida’nın belirttiği gibi, mimarlığa ve felsefeye özgü kavramlar bir gecede yok oluvermez. Bir zamanlar moda olan ‘bilgibilimsel kesinti’ bir yana, yırtılmalar her zaman olur; sürekli olarak parçalarına ayrılan ve yerinden oynayan eski dokuda, bu yırtılmalar, yeni kavramların ya da yapıların ortaya çıkmasına yol açar. Mimarlıkta bu tür kopma, herhangi bir parçanın hiçbir anda bir sentez ya da kendine-yeten bir bütünlük oluşturamayacağı anlamına gelir; her parça, bizi bir başka parçaya götürür; her bir yapı, başka bir yapının kalıntılarından oluştuğu için dengeden yoksundur. Her bir yapı, aynı zamanda bir olayın, bir programın izlerinden de oluşturulabilir. Buradaki amaçlardan biri, kentin, mimarlığın yeni bir kavramını anlamak olduğundan, bu yapı bizi yeni kavramlara götürebilir.

 

Bir mimarlığı ya da bir mimarlık yöntemini “kopma” olarak nitelememiz gerekirse, bunun ortak paydaları şunlar olabilir:

 

“Sentez” kavramını, ayrılma fikri, kopmacı çözümleme fikri lehİnde reddetmek,kullanım İle mimari biçim arasındaki geleneksel karşıtlığın, özdeş mimari çözümleme yöntemlerİne birbirinden bağımsız olarak ve aynı biçimde tabi kılınabilecek iki terimin üst üste bindirilmesi ya da yan yana getirilmesi lehinde reddetmek,bİr yandan yeni bir tanım önerirken, bir yandan sınırlarını patlatarak tüm mimari sistemİn içine yayılan devingen güçleri kışkırtan ayrıştırma, üst üste bindirme ve birleştirme üstünde bir yöntem olarak durmak.

 

Kopma kavramı, durağan, özerk, yapısal bir mimarlık görüşü ile bağdaştırılamaz. Ama bu, özerklik-karşıtı ya da yapı-karşıtı bir kavram değildir; yalnızca mekan ve zaman içinde sistematik olarak dağılmalar yaratan sürekli, mekanik işlemleri gösterir; mekan ve zaman içinde, bir mimari öğe, yalnızca programlanmış bir öğeyle, cisimlerin devinimiyle, ya da her neyse onunla çarpışarak işlevde bulunabilir. Bu yolla, kopma, mimarlığın yapılması için sistematik ve kuramsal bir araç durumuna gelir.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7835 - unknown - 38.107.179.238