Giriş: Bir Bağlam Oluşturma
Denemesi
Uğur Tanyeli
Tschumi ile Postmodernist tarih kuramcıları arasında ilginç
bir tutum “sıhriyet”i var. Onlar da, Tschumi de o güne dek büyük oranda
genelleşmiş denebilecek metodolojik yaklaşımları, sanki antitetik iddialar öne
sürermiş gibi, uç noktalara doğru zorlayarak kuruyorlar söylemlerini.
Post-modernist tarihçilere göre, geleneksel tarihçiler belge ile tarih anlatısı
ve tarih yapıtı ile okuyucu arasındaki ilişkiyi çok dolaysız düşünmüş, bu
ilişkileri fazlasıyla hafife almışlardır. Savlarını yaklaşık şöyle
geliştirirler: Ne belgeden doğruca tarih anlatısına giden bir yol vardır, ne de
okuyucu tarih yapıtını tek bir biçimde okumak zorundadır. Her iki alanda da
örtüşmezlikler bulunur ve belgeyi olduğu gibi, tarih yapıtını da çoğul okumak
söz konusudur. İşin ilginç tarafı, bu sav Postmodernist tarih kuramcılarından
önce de bilinmektedir. “Modernist” (onları böyle nitelediğim için tarihçiler
beni affetsin) tarihçiler de ellerindeki tarih malzemesiyle ve okuyucularıyla çok
daha karmaşık bir ilişkiler ağı içinde olduklarını fark etmişlerdir uzun süre
önce.
Tschumi’nin eleştirel konumu da benzer bir sava yaslandığı
için gözüktüğünden daha az devrimsel. O da söylemini, anadamar Modern’in işlev
ve tasarım ilişkisini fazlasıyla dolaysız düşündüğü iddiasına dayandırır.
Dolayısıyla, “biçim işlevi izler” deyişini Modernistler’den daha fazla ciddiye
almış olmalıdır.Onun sayısız Modernist slogandan biri olduğunu kabul edeceğine,
adeta mimarlık dünyasının ana ekseni olduğunu varsayar. Bu nedenle de,
dekonstrüktif etkinliğine oradan başlar ve o eksen yerine –-yani, biçimi işleve
tabi kılmak yerine– bunların birbirleri üzerine süperpoze edilmelerini
önerir.Madem ki, çağdaş toplumsal gerçeklerden ötürü artık sentetik bir bütün
oluşturamamaktadırlar, onlara kesişmeyen, aykırı gerçeklikler olarak varolma
şansı verilmelidir. Biçimle işlevin bütünlüğünün (kesişmesinin) Modernöncesi
bir olgu olduğu düşünülürse, Tschumi’nin öngördüğü “disjunction”ın
(kesişmezliğin) daha 19. yüzyılda bile mimari epistemolojinin apaçık
gerçeklerinden biri olduğu söylenebilir. Mimarlık dünyası Tschumi’den bir buçuk
yüzyıl önce bile biçim-işlev ilişkisinin ne denli yaman uzlaşmazlıklar
tanımladığını keşfetmişti. Sonraki dönemi karakterize eden şey, bu uzlaşmazlıklarla
(Tschumi’nin sandığının aksine, onları giderme değil) baş etme stratejilerini
oluşturma arayışıdır öncelikle. Erken Modernistler’den Brütalistler’e kadar her
kuşak, bir türlü birbirlerine tabi olmayan biçimle işlevi nasıl bir araya
getireceğini sorguladı durdu. Tschumi’nin önerdiği ise, olsa olsa bunları kendi
haline bırakmak, özerk varolma şansı tanımak olabilir. Başka bir anlatımla,
“fiili durum”a yasallık kazandırılmıştır.
Ne var ki, ortadaki epistemolojik sorun bu kez de yeni bir
kavranış aşamasına ulaştırılmış olmuyor.Tschumi’nin mimarisi yüksek teknolojik
görüntüsüne karşın, temelde 19. yüzyıl eklektisistlerinin mantığını yineliyor.
Onlar da biçimle işlevin kendiliğinden uzlaşmış olduğu Premodern dünya
yıkılınca, fiili duruma yasallık kazandırmaktan başka bir şey yapmamışlardı.
Tschumi’nin söylemsel açıklamaları onların tanımadığı yeni bir kavramlar
dizisini kullansa ve marifetli bir entelektüel akrobasiyi içerse de, özünde
aynı nedenle ufuk açıcı olamıyor.