27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kisho Kurokawa

Sevgi Lökçe

 

Kurokawa’yı önde gelenler platformuna taşıyan niteliği aslında kuram ile uygulama birlikteliğini pratiğe taşıması, mimarlığın kültürlerarası özelliğini vurgulamasıdır. O, çağdaş dünyanın çok eğilimli tavrının yanına geleneksel Japon felsefesi ve kültüründen geliştirilen düşünceleri de koyarak ekolojik ve biyolojik kavramlarla buluşan bir felsefenin tartışmalarını gündeme taşımıştır.

 

Intercultural Architecture, The Philosophy of Symbiosis adlı kitabın önsözünde C. Jencks’in belirttiği gibi gündemdeki bu felsefede “yerine-veya”nın yerine “her ikisi-ve” tercih edilmektedir. Burada dışında bırakılma yerine içine alma etiği, yaratma sürecinde tesadüfilikler yerine karıştırıp birleştirme pratiği öne çıkmaktadır. Aslında Postmodern kültürün hayati önem verdiği bir durum - karşıtlık eğilimlerinin önemsenmesi - söz konusudur. Bunun sürpriz olmadığı açıktır: Onun Doğu’daki evi, Batı bağlantıları ve daima değişen teknolojinin varlığı göz önüne alındığında...Kurokawa, Doğu ve Batı’nın yüz yüze gelişi veya başka bir gözle karşı karşıya oluşuna birbirlerini reddederler diye bakmamaktadır. Karşılaştırırken kıyaslarken her birinin farklılıklarını bilerek, karşısında olunanı eleştirerek bir birliktelik bulunur demektedir. Bu nedenle mimarlığın kültürlerarası olduğunu, kuramın Antik’ten bugüne, Modern’e, Doğu ile Batı’nın birlikteliğinden pratiğe taşındığını ve taşınmasını savunmaktadır. Bu düşünceler onun mimarlığını melez bir duyarlılığa ve çok geniş bir ilgi alanına taşıyor. O totaliter olmayan bir biçimde değişik dönemlerin ayırdında olarak, geçmişte taşın ve cephe mimarlığının, günün orta karar mimarlığının, alüminyumun / çeliğin belirlediği gelecek mimarlığının kesişiminde bir yolu benimsiyor.

 

Bunu karşıtlıkların, birlikteliklerin ve kesişimlerin bilincinde gerçekleştiriyor. Burada yoğun ve derin bir Modernizm ile High-Tech birlikteliğini işlevsel, kavramsal ve sembolik anlamlar nedeniyle tarihi temalarla beslerken karşıtlıkları kronolojik, konstrüksiyonel, tematik ve psikolojik duyarlılıklarda sürdürüyor. Doğrusu bunu yaparken herhangi bir üslubun etkisinde kalarak değil ancak üslupların süperpoze edildiği bir tarzda ve Doğu ve Batı’nın kendi özgül kimliklerini ve otonomilerini korudukları bir tarzda gerçekleştiriyor. Onun savunduğu mimarlık ortamı bir ortakyaşarlıklar mimarlığı düşüncesi / felsefesi olarak vücut buluyor.

 

Simbiosis felsefesi aslında herhangi bir ideoloji veya sistematik bir felsefe değildir. İnsani boyut düşüncesine tutunan ve yaşantımızı değiştiren, ortamları etkileyen bir değişiklik gibi sunulmuştur.Burada önemsenen sıra dışı veya özgün bir şey yaratmanın yolunun yarar ve zarar arasında, kişilikler arasında ve kültürlerarasında birlikteliklerden geçtiğidir. Ortakyaşarlıklar dönemi farklı kişiliklerin, kimliklerin ayırdında olmak, onların yarıştığını gözlemlemek, incelerken ve karşısında olurken her biri ile işbirlikleri kurmaktır. “..Geleneksel Japon davranışındaki uyum, duygusal ve tinsel anlayışlar, işlev böyle bir dönemde ne yapacaktır? Galiba uyumu ve anlayışı tüm bireyselliklere ve kabul edilebilirliklere taşıdığımızda gelenek ve geleneksellik de kendisini bir ortakyaşarlıklar denizinde bulacaktır. Kültürel değerlerin pozisyonu ve standartlarında bir anlaşmazlık olduğunda birinin / bir şeyin karşısında olanı yok etmeyip ortak bir zeminde buluşulması temel alınmalıdır. Böylece birbirinden tamamen farklı iki kültürde bile birbirleriyle işbirliği yaratan pozisyonlar olacaktır.” derken böylesine bir simbiosis de aslında her zaman zıtlıklar ve yarışma içinde olunduğunu da yadsımıyor.

 

Ona göre bu simbiosis dünyasında eşitlik ve evrensellik düşünceleri ile bir ateşkes imzalanmış gibidir.Bu ateşkes evrenselliğin başka bir biçimi olarak teknolojinin geniş kullanımı ile de sonlanmıştır.İnanılmaktadır ki ulusların kültüründe veya gelişimindeki farklılıklar teknoloji aracılığında gelişen sağlık ve mutlulukla homojenlik ve birlikteliğe ulaşacaktır. Otomobiller, nükleer güç, Modern Mimarlık’ın çelik ve camı Ortadoğu’nun çöllerinde, Güneydoğu Asya’nın tropikal kentlerinde hatta Çin’de mutluluk aynı zamanda benzerlikleri yaratmıştır. Ancak bilinmelidir ki kültür ve gelenekten koparılmış bir teknoloji de kök salamaz. Teknoloji transferi sofistikasyon ister: Bölgeye adaptasyon, durum ve adetlerin özgünlüğü gibi konularda. Farklı bir kültür değişik bir yaşam biçimiyle karşılaştığında teknolojinin kök salması oldukça zordur. Kurokawa bunu sadece Batı’nın yüceltildiği bir uluslar arasılık ve evrensellikten uzak başka bir noktaya çeker. Ancak o, statik bir gelenekselcilik ve ırkçılıktan yana olmadığını da belirtir. Gelecekte değişik bölgelerin kendi geleneklerini gözden geçirdikleri / geçirecekleri bir geleceğin varlığına işaret ederken uluslararası düzeyde her bölge değerlerini ve standartlarını diğer bölgelerle kıyaslayıp gözden geçirecektir ve her bölge kendine özgü olanı belirleyecektir, diyerek kültürlerarasılıktan ne amaçladığını açıklar.

 

 

BİR ARADA OLMAKTAN SİMBİOSİSE

Kurokawa simbiosis sözcüğünü 1979’da kullanmaya başladığını, ancak 1960‘larda Urban Design adlı kitabında bir bölümün ‘“Bir arada Olmanın Felsefesi” ismini taşıdığını belirterek: “Modern düşüncenin ve metodolojinin tüm alanlarında düalite sorunu olduğunu, Avrupa Uygarlığının Hıristiyanlık’tan uzak düşünülemediğini, bu inançla iyi ve kötü ayrımını, iyilik ve ışığın karşısında şeytan ve maddi dünyayı, yaratanın karşısına yaratılanın varolduğunun kabul edildiğini belirterek, felsefi düalizmin evrenin temel ilkesi olarak varolmasının Antik Çağ’a,Yunan uygarlığına dayandığını tekrarlar. Descartes’ın düalizm önermesine, Kant’ın yorumlarına, özgürlük ile gereklilik olgularındaki düaliteye dikkat çeker.

 

Avrupa rasyonalizminin endüstrileşmeye ve toplumun modernizasyonuna katkısının da bu düalizm içinde geliştiğini belirtir. Bizim de artık bu düalistik artikülasyonlarla düşündüğümüzü, beden-ruh, sanat-bilim, insan-makina, duygusallık-rasyonalite ayrımlarında örnekler.

 

Çağdaş tasarım keşiflerinin de bu düalizm temeline dayandığını, güzellik ve yararlılık, biçim ve işlev, mimarlık ve şehir, insan ölçeği ve şehir ölçeği (süperinsan) gibi düalitelerin bir sarkaç hareketinde gidip geldiğini, modern tasarımda işlevselliğin ve güzelliğin bu harekette nasıl salındığını anlatır.

 

Diğer taraftan insanlık, duygusallık ve güzellik işleve karşı bağımsızdırlar ve “Güzellik işlevseldir!” dogmasını hatırlatır. Düalistik yöntemlerle problem çözdüğümüzde uyum kavramı gündem belirleyicidir. Örneğin kentsel ölçekte iki türlü ölçek olduğunu, birincisinin insan ölçeği ikincisinin ise süperinsan ölçeği olduğunu, her ikisinin karşı karşıya kalarak nasıl uyum kurulduğunu / kurulması gereğini örnekler.

 

Amacının düalizmden plüralizme doğru olduğunu ve buradan da yeniden birlikteliğin gelişimine yönelmek olduğunu söyler.

 

Onun felsefesinde bir arada olmak, içinde düalizm olmayan Hint Felsefesi, Veda Felsefesi ve boşluk kavramsallığındaki Budizm etkileriyle bezenmiştir. 1959’dan başlayan bir süreçte ortakyaşarlık kavramı şekillenerek gelişmeye devam ettirilmektedir. 1960’ların başında Metabolist Hareket biyolojideki canlıların metabolizması sözcüklerine öykünerek mimarlık alanına yeni bir yorum getirmiştir: Şehirler ve mimarlık büyüyen metabolizmalara benzetilmektedir. Artık tek bir sözcükle özetlenemeyen geçmişin, günün ve geleceğin ortakyaşarlıkları insanoğlu ve teknoloji - diğer bir deyişle eşzamanlı ve çift zamanlı - merkeze yerleştirilmektedir. Bu yeniden bir arada olmak merkezli yaklaşımdır ve her şeyin birbiriyle ilişkili olduğu düşüncesine tutunarak, hayvanların, insanların bitkilerin ve minerallerin bir arada oluşlarıyla açıklanmaktadır. Bu Budizm de Kurokawa’nın ilk hocam dediği Shiio tarafından yapılmış bir gerçek hayat tanımıdır.

 

Budizm ve Doğu kaynaklı dünyaya Batı dünyası eklemlendiğinde günümüzün takıntıları kesinlikle yeniden gözden geçirilmeli, tarihteki semboller ve üsluplar aynen taklit edilmemeli ve tarihin ve geleceğin simbiosislerinin sonsuz sayıda anlamları değerlendirilmelidir. Tarihi işaretler ve semboller dönüşümün, artikülasyonun, sofistikasyonun ve ortalamanın araçları olmalıdır. Örneğin mimarlıkta bir binanın dışının kolonadlı plaza yaklaşımı, avlusu, koridoru, taş bahçesi, taştan bir heykele dönüşmüş merdiveni gibi niteliklerinin mimarlık ve doğada, iç ve dış ilişkilerinde nasıl bir ortakyaşarlık haritası oluşturduğu unutulmamalıdır.

 

Yerden gökyüzüne, zeminden evrene, geçmişten geleceğe her şey bir ortakyaşarlıktır diyerek mimarlığa nasıl yaklaştığını açıklamaktadır.

 

MELBOURNE CENTRAL

1991’de yapımı tamamlanan büro ve ticaret alanları ile dinlenme mekanlarını da içeren Melbourne Central Binası aynı zamanda metro istasyonları ile de bağlantılar içeriyor. Melbourne’un finans merkezinde, 260.000 m2. ile eski doku ile yeni kent merkezinin buluştuğu bir noktada yer alıyor.Bürolar, dükkanlar, dinlenme mekanları ve metro istasyonları ile tek bir bina kompleksi olarak aslında kentin büyük bir parçasının yeniden hayat bulmasını sağlıyor.

 

Kentin o bölgesinde ada ölçeğinde bir yerleşim önerilirken daha önceden silah imalathanesi olarak kullanılan eski bir binanın yıkılmaması için Melbourne sakinleri ayaklanıyor. Yeni yapılaşmaya binanın korunması kaydıyla izin veriliyor. Bu özellik aslında Kurokawa’nın geçmiş, bugün ve gelecek bağlamındaki simbiosis felsefesine çok uygun bir ortamı da hazırlıyor: Dış-iç, plaza yaklaşımı, avlu, iç avlu, eski ve yeni malzeme birlikteliği, teknolojinin eski ile buluşması, tuğla binayı sarmalayan çelik ve camın kullanıldığı çok büyük bir koni ile örtülen dev atrium, atriuma açılan bir çok balkon tüm ticaretin merkezi olarak boş zaman geçirme mekanlarını da içeriyor. Düşeydeki hareket tüm bu mekanları bir bütüne tamamlıyor. İç mekanın böylesine bir kentselliğe taşınmış olmasının aracı olan eski bina, özellikle imalethanenin bacası ile mekandaki dikey harekete - koni ile tamamlanan - çok güçlü bir etki kazandırıyor.

 

Kurokawa kuşkusuz burada bir kente ait durumu, eylemlilikleri, malzemeleri ve biçimleri heterojen bir karışım haline felsefesi doğrultusunda getirmiş oluyor. Eski ile yeni günün yaşantısını yönlendirirken incelmiş malzeme ve teknolojinin ile geleceğe uzanıyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7849 - unknown - 38.107.179.238