Frank O. Gehry Nasıl
Çalışıyor?
Nikolai Ourousoff
eğilimlere sahip bir anarşisttir. Onun arayışı, sağlam bir
biçimde gündelik yaşamın sıradanlığı üzerine temellenmiştir. Amacı bu hayatı
sorgulamak ve bizi yaşadığımız biçimiyle onu yeniden gözden geçirmeye davet
etmektir. 20 yıl önce düşünülemeyecek bir ölçüde başarı kazanan Gehry’nin
aklını anlamak için, onun yöntemleri incelenmeye değer.
Çarpıcı biçimlerine rağmen Gehry, bütün tasarımlarına
yararcı bir yol izleyerek başlar ve içten dışa doğru çalışır. Bina
programlarını ifade etmek için basit ahşap bloklar kullanır -bir yatak odası,
bir oturma odası, bir garaj- ve daha sonra onları beklenmedik bir biçimde bir
araya getirir. Ardından, daha karmaşık biçimleri eklemlendirmeden önce,
birbirine yapıştırıp, yeniden parçalara ayırarak bu bloklar üzerinde kendi
biçimlerini oluşturmaya başlar. Diğer taraftan, bu bloklar aslında bir çalışma
aracından daha fazlasıdır: Bunlar onun, çalışmasını gerçek dünyada
temellendirmeye yönelik derindeki bir arzusunu ifade eder. Mimarlık sanat ile
pratiğin birleştiği yerdedir. Pek çok önemli mimar gibi, Frank O. Gehry, bu
pratik dünya ile hemen onun ötesinde yer alan ama erişilmez görünen olasılıklar
arasındaki sınırın üzerinde gidip gelir. Gehry’nin önceki çalışmaları
çoğunlukla bu yöntemlerin mükemmel diyagramlarıdır. Artık ünlü olan Santa
Monica evinde Gehry, özgün strüktürü birbiriyle ilgisiz biçimlerin oluşturduğu
ikinci bir kabuğa sarmıştır. Özgün duvarlardan bazılarını yırtıp açarak
strüktürlerini ortaya çıkarırken, diğerlerini bozulmamış haliyle bırakmıştır.
Öte yandan, eski ve yeni arasındaki gerilim, içinde hareket ettiğinizde açıkça
görülmektedir. Ev, bir inşaat sahasının işlenmemişliğine sahiptir; adeta bir
dönüşüm sürecinde donmuştur.
Daha önceki önemli projelerinde de buna benzer gerilimler
sık sık yaratılmıştır. 1984’te tamamlanan, Calabasas’ta yamaçlık bir arazide
düşük bütçeli bir iş olan Benson Evi için yaptığı tasarımında Gehry, birine
yatak odalarını, diğerine ortak yaşam mekanlarını birbirinden bağımsız koyup evi
parçalayarak üç belirgin yapı elde etmiştir. Üçüncü yapı garaj yolunun
tabanıdır. Ucuz asbest kiremitlerle kaplı olan binalar, en sıradan barınakların
nazikçe yeniden biçimlendirilmesi ve harika bir heykelsi bütüne yoğrulması
gibi, işlenmemiş ahşaptan yapılmış bir dizi dış merdiven ve köprüyle birbirine
bağlanmıştır.O döneme ait bir diğer önemli proje olan, 1980’de tamamlanan
Venedik’teki Spiller Evi’ni, bir avlu ile birleştirilmiş iki farklı parçaya
ayırmış ve kumsaldaki dar bir arsa bloğu içine sıkıştırmıştır.Arsa çok sıkışık
olduğu için, Gehry ham endüstriyel malzemeler kullanarak, dış teraslara doğru
dönerek çıkan ve kimi zaman da evin dış kabuğunu delen etkileyici dikey iç
mekanlar yaratmıştır. Her ikisinde de bu basit biçimlerin arasındaki gerilim, projelere
harika bir kompozisyon güzelliği katarken, diğer yandan daha parçalı -ve özgür-
bir aile yaşamı öngörüsünü gündeme getirmişti. Bunlar tipik kent peyzajının
sıradanlığını sanata dönüştürmenin bir biçimidir.
Gehry’nin çalışması olgunlaşırken tasarıma olan yaklaşımı
değişmeden kalmştır. Örneğin 1989’da New Haven’daki Yale Psikiyatri Enstitüsü
için olan tasarımında Gehry hala kendini kolay ele vermeyen blokları beceriyle
kullanmaktadır, ama biçimler artık daha temiz ya da incelmiştir. Öte yandan Gehry
bir dönüm noktasındadır. Artık kamu ölçeğinde yapılar tasarlamaktadır. Aynı
derecede önemli; daha duyusal biçimlerle düşünmektedir. 1989’da Weil am Rhein
yakınlarındaki Vitra Tasarım Müzesi’nde, binanın dışından sarılarak yükselen
büyük mekanları kullanarak birbirinden kopuk strüktürlerini daha sağlam bir
bütün içinde eritmiştir. Öte yandan, biçimleri uygulama çizimlerine çevirmek
gittikçe daha güç bir hal almaktadır. Bu zorluklar Gehry’yi ilk bilgisayar
sistemini satın almaya itmiştir. Bu, Fransız mühendisler tarafından Mirage Avcı
Uçağı tasarımı için kullanılan bir bilgisayar yazılım programı olan CATIA’dır.
Gehry, ilk olarak iki proje üzerinde bu sistemle deneyim kazandığını
söylemektedir: 1992’de Barselona’da Hotel Arte’nin çarşı avlusu üzerinde asılı duran,
paslanmaz çelik kaplı dv balık için yaptığı tasarımla ve Los Angeles’taki Walt
Disney Konser Salonu tasarımının 1992’deki yorumunda. Konser Salonu projesi
etkileyiciydi. Bina, her ne kadar arazide şiddetli biçimde kıvrılmış/bükülmüşse
de 1988’deki yarışmayı kazanan tasarımda şaşırtıcı bir biçimde durağan ve
simetriktir. Temel öğesi, bir dış meydan üzerine doğru taşan, eğilmiş bir metal
iskeletle kaplı kütlesel bir fuayedir. Bilgisayar sonrası tasarımda, kavisli
büyük taş paneller konser salonunun iç kabuğu üzerine tabakalar halinde
yerleştirilmiştir. Değişim, taş kaplamaların gittikçe heykelsi bir dil
kazanmasıdır; böylece farklı fuayelerle dolaşımın rahatlaması ve dış bahçeye
görsel olarak açılması sağlanmıştır. Bununla birlikte, bu deneyimi dikkate değer
kılan, Gehry’nin mevcut tasarım sürecine nasıl kolaylıkla uyarlanabilir
olduğudur. Artık maketlerini yapıp bilgisayara doğrudan girebilmektedir.
Böylelikle çalışma maketlerine tamı tamına uyan karmaşık uygulama çizimleri
üretebilmektedir. Bilgisayar, biçimlerini oluşturmada ayrılmaz bir bileşen
değil, Gehry’nin öngörülerinin yaşama geçebilmesi için bir araç işlevini
görmektedir.
Bilgisayarın sağladığı bu özgürlük en iyi, Gehry’nin
Cleveland yakınlarında, işadamı Peter Lewis için tasarladığı uçarı evde
görülebilir. Ev, adeta arazinin üzerine saçılmış gibi görünen bozulmuş
mekanların karmaşasıdır. Tasarım 1995’te tamamlanmış, ama inşa edilmemiştir.
Gehry için bu, program deneyimi açısından sanal bir laboratuar olmuştur.
Örneğin, projenin üzerinden, dev bir at başı iskeleti gibi fırlayan oturma
odasının strüktürel iskeleti, Gehry’nin henüz inşa halinde olan Berlin’de Paris
Meydanı’ndaki DG Bankası Genel Merkezi tasarımında giriş salonu olarak yeniden
ortaya çıkmıştır. Yine de Gehry, özgürlüğün gerektirdiği tehlikelerin
bilincindedir.
Gehry’nin yaratma gücünü besleyen endüstri sonrası
metropolisin, kolaycı imgeler ve tertemiz yapmacık çevrelerden oluşan bir tema
parkına dönüştürüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Gehry bu eğilime direnmekte
kararlı. Bugün bürosunu gezdiğimizde, eskide olduğundan farklı olmadığını
görürüz: Farklı ölçeklerde maketler stüdyoları doldurur; kağıt, mukavva, ahşap,
plastik yaratılar sürekli olarak yırtılmakta ve tekrar yapıştırılmaktadır.
Harika bir güzellikle birlikte, bir şeyler üretmeye dair güçlü bir şiddet hissi
hala buradadır.
eğilimlere sahip bir anarşisttir. Onun arayışı, sağlam bir
biçimde gündelik yaşamın sıradanlığı üzerine temellenmiştir. Amacı bu hayatı
sorgulamak ve bizi yaşadığımız biçimiyle onu yeniden gözden geçirmeye davet
etmektir. 20 yıl önce düşünülemeyecek bir ölçüde başarı kazanan Gehry’nin
aklını anlamak için, onun yöntemleri incelenmeye değer.
Çarpıcı biçimlerine rağmen Gehry, bütün tasarımlarına
yararcı bir yol izleyerek başlar ve içten dışa doğru çalışır. Bina programlarını
ifade etmek için basit ahşap bloklar kullanır -bir yatak odası, bir oturma
odası, bir garaj- ve daha sonra onları beklenmedik bir biçimde bir araya
getirir. Ardından, daha karmaşık biçimleri eklemlendirmeden önce, birbirine
yapıştırıp, yeniden parçalara ayırarak bu bloklar üzerinde kendi biçimlerini
oluşturmaya başlar. Diğer taraftan, bu bloklar aslında bir çalışma aracından
daha fazlasıdır: Bunlar onun, çalışmasını gerçek dünyada temellendirmeye
yönelik derindeki bir arzusunu ifade eder. Mimarlık sanat ile pratiğin
birleştiği yerdedir. Pek çok önemli mimar gibi, Frank O. Gehry, bu pratik dünya
ile hemen onun ötesinde yer alan ama erişilmez görünen olasılıklar arasındaki
sınırın üzerinde gidip gelir. Gehry’nin önceki çalışmaları çoğunlukla bu yöntemlerin
mükemmel diyagramlarıdır. Artık ünlü olan Santa Monica evinde Gehry, özgün
strüktürü birbiriyle ilgisiz biçimlerin oluşturduğu ikinci bir kabuğa
sarmıştır. Özgün duvarlardan bazılarını yırtıp açarak strüktürlerini ortaya
çıkarırken, diğerlerini bozulmamış haliyle bırakmıştır. Öte yandan, eski ve
yeni arasındaki gerilim, içinde hareket ettiğinizde açıkça görülmektedir. Ev,
bir inşaat sahasının işlenmemişliğine sahiptir; adeta bir dönüşüm sürecinde
donmuştur.
Daha önceki önemli projelerinde de buna benzer gerilimler
sık sık yaratılmıştır. 1984’te tamamlanan, Calabasas’ta yamaçlık bir arazide
düşük bütçeli bir iş olan Benson Evi için yaptığı tasarımında Gehry, birine
yatak odalarını, diğerine ortak yaşam mekanlarını birbirinden bağımsız koyup
evi parçalayarak üç belirgin yapı elde etmiştir. Üçüncü yapı garaj yolunun
tabanıdır. Ucuz asbest kiremitlerle kaplı olan binalar, en sıradan barınakların
nazikçe yeniden biçimlendirilmesi ve harika bir heykelsi bütüne yoğrulması
gibi, işlenmemiş ahşaptan yapılmış bir dizi dış merdiven ve köprüyle birbirine
bağlanmıştır. O döneme ait bir diğer önemli proje olan, 1980’de tamamlanan
Venedik’teki Spiller Evi’ni, bir avlu ile birleştirilmiş iki farklı parçaya
ayırmış ve kumsaldaki dar bir arsa bloğu içine sıkıştırmıştır. Arsa çok sıkışık
olduğu için, Gehry ham endüstriyel malzemeler kullanarak, dış teraslara doğru
dönerek çıkan ve kimi zaman da evin dış kabuğunu delen etkileyici dikey iç
mekanlar yaratmıştır. Her ikisinde de bu basit biçimlerin arasındaki gerilim, projelere
harika bir kompozisyon güzelliği katarken, diğer yandan daha parçalı -ve özgür-
bir aile yaşamı öngörüsünü gündeme getirmişti. Bunlar tipik kent peyzajının
sıradanlığını sanata dönüştürmenin bir biçimidir.
Gehry’nin çalışması olgunlaşırken tasarıma olan yaklaşımı
değişmeden kalmştır. Örneğin 1989’da New Haven’daki Yale Psikiyatri Enstitüsü
için olan tasarımında Gehry hala kendini kolay ele vermeyen blokları beceriyle
kullanmaktadır, ama biçimler artık daha temiz ya da incelmiştir. Öte yandan Gehry
bir dönüm noktasındadır. Artık kamu ölçeğinde yapılar tasarlamaktadır. Aynı
derecede önemli; daha duyusal biçimlerle düşünmektedir. 1989’da Weil am Rhein
yakınlarındaki Vitra Tasarım Müzesi’nde, binanın dışından sarılarak yükselen
büyük mekanları kullanarak birbirinden kopuk strüktürlerini daha sağlam bir
bütün içinde eritmiştir. Öte yandan, biçimleri uygulama çizimlerine çevirmek
gittikçe daha güç bir hal almaktadır. Bu zorluklar Gehry’yi ilk bilgisayar
sistemini satın almaya itmiştir. Bu, Fransız mühendisler tarafından Mirage Avcı
Uçağı tasarımı için kullanılan bir bilgisayar yazılım programı olan CATIA’dır.
Gehry, ilk olarak iki proje üzerinde bu sistemle deneyim kazandığını
söylemektedir: 1992’de Barselona’da Hotel Arte’nin çarşı avlusu üzerinde asılı
duran, paslanmaz çelik kaplı dv balık için yaptığı tasarımla ve Los
Angeles’taki Walt Disney Konser Salonu tasarımının 1992’deki yorumunda. Konser
Salonu projesi etkileyiciydi. Bina, her ne kadar arazide şiddetli biçimde
kıvrılmış/bükülmüşse de 1988’deki yarışmayı kazanan tasarımda şaşırtıcı bir
biçimde durağan ve simetriktir. Temel öğesi, bir dış meydan üzerine doğru
taşan, eğilmiş bir metal iskeletle kaplı kütlesel bir fuayedir. Bilgisayar
sonrası tasarımda, kavisli büyük taş paneller konser salonunun iç kabuğu
üzerine tabakalar halinde yerleştirilmiştir. Değişim, taş kaplamaların gittikçe
heykelsi bir dil kazanmasıdır; böylece farklı fuayelerle dolaşımın rahatlaması
ve dış bahçeye görsel olarak açılması sağlanmıştır. Bununla birlikte, bu
deneyimi dikkate değer kılan, Gehry’nin mevcut tasarım sürecine nasıl
kolaylıkla uyarlanabilir olduğudur. Artık maketlerini yapıp bilgisayara
doğrudan girebilmektedir. Böylelikle çalışma maketlerine tamı tamına uyan
karmaşık uygulama çizimleri üretebilmektedir. Bilgisayar, biçimlerini
oluşturmada ayrılmaz bir bileşen değil, Gehry’nin öngörülerinin yaşama
geçebilmesi için bir araç işlevini görmektedir.
Bilgisayarın sağladığı bu özgürlük en iyi, Gehry’nin
Cleveland yakınlarında, işadamı Peter Lewis için tasarladığı uçarı evde
görülebilir. Ev, adeta arazinin üzerine saçılmış gibi görünen bozulmuş
mekanların karmaşasıdır. Tasarım 1995’te tamamlanmış, ama inşa edilmemiştir.
Gehry için bu, program deneyimi açısından sanal bir laboratuar olmuştur.
Örneğin, projenin üzerinden, dev bir at başı iskeleti gibi fırlayan oturma
odasının strüktürel iskeleti, Gehry’nin henüz inşa halinde olan Berlin’de Paris
Meydanı’ndaki DG Bankası Genel Merkezi tasarımında giriş salonu olarak yeniden
ortaya çıkmıştır. Yine de Gehry, özgürlüğün gerektirdiği tehlikelerin
bilincindedir.
Gehry’nin yaratma gücünü besleyen endüstri sonrası
metropolisin, kolaycı imgeler ve tertemiz yapmacık çevrelerden oluşan bir tema
parkına dönüştürüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Gehry bu eğilime direnmekte
kararlı. Bugün bürosunu gezdiğimizde, eskide olduğundan farklı olmadığını
görürüz: Farklı ölçeklerde maketler stüdyoları doldurur; kağıt, mukavva, ahşap,
plastik yaratılar sürekli olarak yırtılmakta ve tekrar yapıştırılmaktadır.
Harika bir güzellikle birlikte, bir şyler üretmeye dair güçlü bir şiddet hissi
hala buradadır.