Hikayeler Üzerine Hikayeler
C. Abdi Güzer*
Dali’nin sürrealistik kavga çizimi, Le Corbusier’nin ışınsal
kenti, Poelzig’in “expresyonist” köyü, Natalini’nin gridleri ve benzer tarihsel
referanslı, bir sürü temsili biçim; birer granit taban üzerinde, birer heykel
gibi yükseltilmiş, ızgara bir plan düzeninde yanyana dizilmişler.
Rem Koolhaas’ın tarihsel mimarlık kurgularını kullanarak
yeniden kurduğu sürrealist bir kenti tanımlamaya çalışıyordu az önceki cümle.
Adı “Ele Geçirilmiş Dünya Kenti”. “Çılgın New York” kitabındaki birçok
sürrealist çizimden biri. Jencks’e göre bu çizimler kentlerin oluşumu üzerine
“sürrationalist” (sürreel ve rasyonel) bir polemik.
Aslında Rem Koolhaas’ın adeta bir film yönetmeni tutumuyla,
varolan mimarlık hikayelerinden yeni bir hikaye yaratma tutumu, yalnızca
hikayelerin düş dünyası ile sınırlı kalmayıp, bir anlamda tarihselci bir tutuma
dönüşerek “gerçek” yapılarına da yansımış durumda. Gene de onun yapılarını ne
tarihe referans verme biçimi ile ne de Krier, Rossi, Culot gibi mimarların
tutumları içinde değerlendirmek anlamlı değil. Bu nedenle Koolhaas’ı
etiketlemek, bir tutumla sınırlamak oldukça güç. Nitekim Klotz’a göre Krier’den
kesin çizgilerle ayrılıp ona karşı duran bir rasyonalist, Jencks’e göre Neo
Konstrüktivist (ya da Geç Konstrüktivist), Mark Wigley’e göre Dekonstrüktivist
bir mimar.
Koolhaas’ın mimarlık medyası içinde yoğun olarak yer alışı
1980 sonrasında oldu. 1982, Paris “Parc de la Vilette” yarışmasında Tschumi ile
beraber en çok üzerinde durulan öneri, gene aynı yıllarda IBA, Berlin önerisi
ve 1984’de gerçekleşen ilk büyük projesi Hollanda Milli Dans Merkezi Koolhaas’ı
bir anda mimarlık gündeminin içine çeken projeler. Belki de bu güncellik ve
Koolhaas ile birlikte bugünü tartışıyor olmak onu anlamak, ayırt etmek ve bir
çerçeveye oturtmak açısından ek bir güçlük barındırıyor. Bir yanda Mies’in
“minimalizm”i öte yanda Leonidov referansları, hikayeleri anlatan yeni
hikayeler...
Gerçekten de Cornell’de Ungers’in de etkisiyle başlayan
Rasyonalist tutum, Berlin Uluslararası Mimarlık Sergisi’nde Mondrian ve diğer
De Stijl sanatçılarına doğrudan referans veren Klasik Modernizm’i, Londra’da
AA’lı yıllarda ise Leonidov, Malevich, Lissitzky, Chernikhov gibi Rus
“Constructivist”lerini, mimarlığa yeniden taşıyarak sürmüş. Koolhaas ve OMA’nın
hemen tüm projelerinde 30’lar ve 50’lerin Modern Mimarlık’ına yapılan
göndermelerin yalnızca bir biçim göndermesi olarak kalmadığını, o dönemin
toplumu öne alan “hedonist” anlayışın da bir ideolojik çerçeve olarak kabul
edildiğini gözlüyoruz.
1988 yılında Andreas Papadakis’in Londra’da düzenlediği
sempozyum ve aynı günlerde Philip Johnson öncülüğünde New York Modern Sanatlar
Müzesi’nde düzenlenen sergi, mimarlık medyasına yeni bir tartışma başlığı
getirdi. New York sergisi için seçilen mimarlar arasında yer alan Rem Koolhaas
Mark Wigley’in tanıtım kataloğunda Dekonstrüktivist olarak tanıtıldı.
Oysa daha sonraları, dekonstrüksiyon tartışmalarının
derinleşmesi ile birlikte New York sergisinin iç içe geçmiş birden fazla grubu
içerdiği belirginleşti. Burada Rem Koolhaas, Zaha Hadid’le birlikte, Mark
Wigley’in biraz da Derrida felsefesi ile kişisel ilgisinden yola çıkarak
oluşturduğu kuramsal çerçevenin ötesinde doğrudan mimari (Konstrüktivist)
referanslarla oluşturdukları çerçeve ile adeta bir alt grup oluşturuyorlardı.
Nitekim serginin sonradan kullanılmayan alternatif başlığı “bozuma uğramış
mükemmelliyet” Koolhaas’dan çok Gehry, Libeskind ve Eisenman’ı daha çok
kapsıyordu.
Arquitectonica ve Zaha Hadid üzerinde belirgin etkileri
gözlenen Rem Koolhaas mimarisi aynı grup içinde anılanlara göre “Modernizm”e
daha çok referans veren, daha yakın duran bir tutum sergiliyor. Bu anlamda
Koolhaas’ın mimarisinde “bozuma uğrayan mükemmellik” yapının tümünü
şekillendiren bir anlayış olarak değil, yapıya takılmış, eklenmiş alt parçalar
ölçeğinde karşımıza çıkıyor.