27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

“Tabi” (Gezi)

Tadao Ando

 

Gezi beni normal yaşamın dışına çıkarır. Bilmediğim yerlerde bulunduğum sürece yepyeni şeyler keşfedebilirim. Tanımadığım dalgalar bana saldırıp, gözlerimin önünde olanlar (boyut, biçim, renk, doku, vb.) beni sarar. Sıkıntı, korku ve umutlar bir yerde karmakarışıktır. Bugüne dek yeni heyecanlar arayarak çok gezi yapmışımdır. Çeşitli manzaraları ve mimariyi inceleyip gezmek benim için en büyük mutluluk olmuştur. Orada yaşayanların hayat koşullarıyla bütünleşen binalar, hatta kalıntılar. Şuraları kendim gezip dolaştım demek ne güzel şey. Arkeolojik alanlarda oturup o zamanın insanlarının hayatını düşünürüm. Değişik coğrafyalardaki binaları gezerken oradaki insanın yaşamlarını öğrenmeye çalışırım.

 

Mekan ve zamanın boşluğunu doldurmanın en iyi çaresi gezidir. Gezi aklına çok çeşitli imajlar getirir. Aslında tek başına yabancı ülkeleri gezmek hiç hoşuma gitmiyor. Yaşam koşulları bana göre sakin olan Japonya’nın yanında yabancı ülkeler çok streslidir. Özellikle tek başınaysam çok stresli olurum. Buna rağmen geziye devam ederim. Önleyemediğim bir güdü beni geziye yönlendirmiştir.

 

Lise öğrencisiyken Japonya’yı çok gezdim. Osaka, Kyoto, Hida-Takayama gibi kentlerde bulunan geleneksel Japon evleri ve çayhanelerini inceleyip dolaşmıştım. Sumi-Ya, Hiun-Kaku ve Rikyu-An ve diğerlerini detaylarına kadar çok incelemişimdir. O zaman rahatlıkla hepsinin içine girilebilirdi. Kitap okumaktansa kendi ayaklarımı, vücudumu kullanarak ne kadar eser varsa hepsini gezmeye çalışmıştım. Gelenekselliğini fark ederek onları okumadım. Ama, böyle gezmek kendiliğinden Japon mimarlığının mekan anlayışını bana öğretti diye düşünüyorum. 17 yaşındayken ilk kez dış geziye çıkmıştım Bangkok’a. Japonya’dan ayrılırken hissettiğim korku ve heyecanı hala hatırlayabiliyorum.Tayland’da gördüğüm her şey benim için yepyeniydi. Belki o günkü duygularımın gücüyle sık sık yurtdışına çıkma isteği doğmuş olabilir.

 

1965 yılında Japon halkının dış ülkelere gezi yasağının kaldırılmasıyla birlikte ilk defa Avrupa’ya gittim. 24 yaşındaydım. Benim için ilk büyük gezi olmasından dolayı korku ile çok heyecanlanmıştım. Ailemle özel bir ayrılış töreni bile yapmıştım. Yokohama’dan deniz yoluyla Nafotoka’ya gidip, Sibirya’yı demiryoluyla geçip Moskova’ya uğradım. Komünist bir ülkeyi, Japonya’dakinden bambaşka bir toplumsal sistemi görünce çok şaşırmıştım. Moskova’dan Finlandiya’ya gidip Alvar Aalto’nun eserlerini gezdim. Doğayla insanın kaynaşmasından, onun mimarisinden çok etkilenmiştim. İsviçre’ye, İspanyol kentlerine uğrayıp bina ve resim, heykel vb. sanat eserlerini de inceledim. İtalya’da eskiden beri merak ettiğim Michelangelo’nun eserlerini yapılış sırasına göre mimarlıkla resim ve heykeli karşılaştırarak gezdim. Sistine Şapeli’nden son eserine kadar Rönesans’tan Manyerizm’e doğru kesişen tarihi, ustanın yaşamıyla birlikte öğrenmek istemiştim ve onun hayatını inceleyip yaratıcılığın zorluk ve güzelliğini hissettim.

 

Ben kendi vücudumu kullanarak doğa, kent ve mimarlık öğrendim. Eskiz çizen elim o eserleri ezberledi.Eskiz defterime binlerce resim çizerek onları yavaş yavaş beynimin derinliklerine kadar yerleştirmiştim.

 

Mimarlıkta ilk eskizde her şey belli olur. Ancak bir el hareketi her şeye karar verebilir. Tasarım yaparken farkında olmadan çizdiğim çizgiler, bugüne kadar gezip dolaştığım binalar ve mekanları aklıma getirebilir mi? Bilmem. Ama yaşanmış mekanlar hakkındaki bilgilerden  anlamlı çizgiler kalabilir geriye. Eskizimdeki çeşitli çizgilerin üst üste olması, soyut bir şey değildir. Orada gerçek mekan bulunmaktadır ve var olmaya devam etme isteği ortaya konmaktadır. Tasarım döneminde projede mutlaka problemler doğar. Bunların giderilmesi için bu kez imgelere sınırlar konur ve giderek yapıtın çekiciliği azalır. Her zaman “Sorunları çözmeksizin inşa edebilseydik, daha güzel eserler yaratabilir miydik” diye düşünüyorum.

 

Gençliğimde Le Corbusier’nin eserlerini gördüğüm anın heyecanını hala unutamam. Pahalı Oeuvres Completes takımını satın alıp en ince ayrıntısına dek kadar incelemiştim. Onun biçimlendirme öncesindeki imgelerini yakalamaya çalıştığımı hala hatırlarım.

 

Gezi, insanı çeşitli yapılarla tanıştırır; gerçek yapıların dışında, kendi kafanızın içinde imge haline gelmiş binaları da görmemizi sağlar. Genelde gerçek binalarda çok şey düşünmeye çalışırım. Örneğin Le Corbusier’nin Ronchamp Kilisesi’nin yüksekliği gerçektekinin iki katı olsaydı ne olurdu, o mekana giren ışık daha güzel olabilir miydi, daha değişik mekan yaşantıları oluşabilir miydi”

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7938 - unknown - 38.107.179.239