27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Raj Rewal

Jale N. Erzen

 

Çağdaş mimarlığın büyük dertlerinden biri, çevresi ile doğal ve kültürel topukluğunu çözememiş olması. Hele insan mimari geçmişi çok zengin bir ülkede doğal olarak, yeni olanda bir süreklilik arıyorsa bu kopukluk bir yana, bir sakatlık, hiç değilse bir saygısızlık etkisi yapıyor. Gerek Doğu, gerek Batı’da bu sorunu halletmiş pek az mimar biliyorum.

 

Doğu’da sorunun boyutları daha büyük olabiliyor; zira teknoloji ve bütçe eksiklikleri mimarın karşısına her zaman daha keskin bir şekilde dikiliyor. Bu nedenle, geleneklerle bir süreklilik yaratabilmiş mimarlar arasında Mario Botta ve Raj Rewal’i sayarken, Hintli mimar Rewal’in pratik sorunlara getirdiği yaratıcı çözümleri özellikle vurgulamak istiyorum. Zira, ülkemizdeki birçok örnekten de bildiğimiz gibi, mimarideki eksiklikler genellikle parasal sorunlarla ve maddi eksikliklerle meşrulaştırılmaya çalışılır. Oysa, tasarımın soyut koşullar için geliştirilmesi, biçimi hiçbir zaman sanata daha çok yaklaştırmayacaktır. Bütün sanatlar, ama özellikle mimarlık, amacına yönelik en tikel koşullara yanıt verebildiği zaman anlamlı bir estetik ortaya koyabiliyor. Soyut bir ortamda geliştirilen bir biçimlenmeyi sonradan bir çevre ve koşula uyarlamaya çalışmak, çevremizde hep gördüğümüz türden sağlıksız yapılaşmayı yaratıyor.

 

Hindistan gibi nüfus ve ekonomi sorunlarının uç noktalarda olduğu bir ülke; yapıların işlevleri ne olursa olsun, özel konut mimarisi dışında ebatlar ister istemez devasa boyutlara ulaşıyor. Bunun getirdiği altyapı ve teknik sorunların üstesinden gelmek, kısıtlı teknoloji ve ekonomi ile kolay değil. Öte yandan, mimar olmayanların bile birkaç gün içinde Hindistan’da ilk fark edecekleri mimari geleneğinin ne kadar zengin, ne denli çeşitli ve nitelikli olduğudur. Böyle bir geçmişi yok saymak da, ona eklemlenmeye çalışmak da aynı derecede zordur.

 

Maharacaların sarayları, Budist ve Hindu tapınakları, büyük heykellere benzeyen rasathaneleri, tepelerde surlarla çevrili eski yerleşimleri, fantastik biçimleriyle anıtsal havuzları, kuyuları, Jaisalmer’in dantelimsi, teraslı köşkleri, “havelis” olarak adlandırılan köşkleri, Pencab’ın duvarları resimli kerpiç evleri, Agra, Fatehpur Sikri ve Delhi’nin Akbar dönemi mimarisi, Chandigarh’da Corbusier, Bombay ve Delhi’de İngiliz mimarisi bir sentez ya da çizgisel bir tarih oluşturmayacak kadar çok yönlü, çok biçimli, çok renkli. Hindistan’ın bu katmerliliği ve oya gibi ince ayrıntısına kadar incelmişliği yanında, büyük kentlerde gördüğümüz büyük çağdaş yapılar çaresizliğin oluşturduğu canavarlar gibi dikiliyorlar karşınıza. Bu karşıtlıklar içinde Yeni Delhi’de ilk dikkatimi çeken yapılardan biri, sonradan Rewal’in olduğunu öğrendiğim, çok katlı bir ofis binası oldu. Belki arazi ve program kısıtlamalarından ötürü Raj burada genellikle çağdaş iş merkezlerinde olduğu gibi dikey, prizmatik bir biçim seçmişti; yine de bunun eklemlenmesi, kütlenin hareketliliği, ayrıntı ve yüzey öğelerinin çeşitlemeli tekrarı ile oluşan almaşık geometri bana ilk anda Hindistan’da yaşamış olduğum mimarilerin adeta sentezini anımsatan bir izlenim verdi. Bundan sonra, Rewal’in Delhi’deki yapılarını gezdiğimde beni hep en çok etkileyen, özellikle Racastan’da gördüğüm geleneksel mimarinin önemli niteliklerini özgün bir biçimde çağdaşlaştırmış olmasıydı. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak, akla önce kapalı üniteler arasında, onları hem birbirinden bağımsızlaştıran, hem de bütünleştiren, farklı niteliklerdeki avlular gelir. Rewal, gerek kuramsal, gerek konut yapılarında avluyu, kalabalık bir gruplanma, sosyal etkinliğe imkan verme, mahremiyeti koruma ve ayrıca gölge, güneş, esinti, sıcak, rutubet gibi hava koşullarını kontrol etmek için farklı niteliklerde, farklı düzey ve üç boyutlulukta, farklı biçimlerde tasarlıyor. Avlu, çevresindeki sınırın biçimi ve malzemesi, yer kaplaması, havuzu, ağacı, merdiveni ile bir iç mekana dönüşebiliyor, ya da kalabalık bir yapılanma içine doğayı getiriyor. Delhi’de Eğitim Teknolojisi Merkezi Binası’nda bana, yapının merkezini bir tür kalbini oluşturan avlunun, arazideki bir ağaçtan esinlenerek biçimlendiğini anlattığını anımsıyorum. Bugün o ağaç hala o avluyu süslüyor ve serinletiyor. Aynı şekilde, İmünoloji Enstitüsü’nde çember oluşturan balkonlu konutların ortasındaki avlunun kimliği, Raj’ın orada keşfetmiş olduğu bir kayalığın tarifi ile oluşuyor. Yapıların tasarımından yıllar sonra, Raj Rewal bana o kayalığı gösterirken gözlerinde hala bir dosta bakarcasına ışıklar parlıyordu. Avlu öğesini Raj Rewal devasa ölçekli SCOPE yapı bütünü içinde de, bir nefes, bir geçiş, bir sınır getirmek için topraktan bağımsız, farklı seviyelerde, hatta çatıda bile kullanıyor.

 

Jaisalmer’de gördüğümüz kumtaşından oyulmuş birkaç katlı, ortasında bir tür iç avlu barındıran “havelis” ismi verilen köşklerde gezinirken yaşadığım gibi, iç avlular aynı zamanda, gece havayı serinleterek, gündüz şiddetli ısı farkında havalandırma işlevi görüyorlar. Rewal, daha küçük ölçekli ve derin iç avluları aynı zamanda bu şekilde kullanıyor. Avluların geçirdiği en güzel dönüşümlerden biri de Delhi’de kendi evinde. Çok dar bir parsel üzerinde sıra evlerden biri olan Helene ve Raj Rewal Evi, her seviyesinde bir mekan  barındırarak, kat kat tırmanıp çatıdaki teras bahçeye ve Delhi panoramasına ulaşıyor.

 

Merdivenlerin farklı katlar arasında kurduğu sürekliliği genellikle merdiven altlarında yer alan, yemek, banyo gibi başka bir mekana uzantısı olan alanlar güçlendiriyor. Ama her tırmanışta, merdivenin karşısında sizinle tırmanan yeşil bir iç bahçe izliyorsunuz. Bu dikey bahçe bir yanda onu donatan bitki, heykel, saksı gibi öğelerin niteliği ile farlılığını hissettirirken, bir yandan da evin önündeki doğa ile çatıdaki yeşili birbirine bağlıyor, gökten gelen ışığı yere kadar indiriyor.

 

Hindistan’da gördüğüm mimaride çarpıcı olan bir başka mekan türü çatı terasıydı. Türkiye’de de olduğu gibi, özellikle sıcak yörelerde anlamlı olan bu mekanlar Rewal’in SCOPE gibi dev ölçekli yapısında çeşitli seviyelerde yer alarak katlar ve yapının çeşitli birimleri arasında bir tür bağlantı unsuru oluşturuyor. Bu çatı teraslarıyla gökyüzüne biraz daha yaklaşabilmek Hindistan’da özellikle anlamlı; zira gün batışının en renklisini, yıldızların en kalabalık ve en parlaklarını Hint göklerinde görebilir, orman seslerini Hindistan’da hala kentlerdeki çatılardan dinleyebilirsiniz. Bu çatı teraslarında, bana Hint mimarisi ile klasik Osmanlı mimarisi arasında benzerlikler düşündürten balkon-köşk öğesi, Rewal’in mimarisinde çok  önem taşıyor. Hatta Sinan’da bile her fırsatta girişte, terasta, merdiven başında kullanılan bu küçük, etrafı açık, baldaken biçimli, üstü bazen kubbecikli bazen düz örtülü köşklerin anlamına Rewal öylesine egemen ki, Sikandra’da Akbar’ın anıt kabrinin çatısındaki böylesine birçok öğenin gizemini bir tek o çözebilmiş sanıyorum. Fatehpur Sikri’yi gördükten ve oradaki klasik dilden sonra, özellikle bu köşk-kuleleri ile Sikandra’da Akbar’ın mezar yapısı beni şaşırtmıştı. Bunu Raj’a sorduğumda bana Sikandra’yı çok özel bulduğunu anlatmıştı. Buradaki mistisizmi takdir etmesine rağmen, izleyebildiğim kadarı ile Rewal’in mimarisinin olabildiğince rasyonel bir düzen arayışında olduğunu yorumluyorum.Zira kullanılan tüm öğeler ya etkinlik, ya iklim açısından anlam taşıyorlar. SCOPE yapısının çeşitli çatı düzlemlerinde bu tür öğeler gözetleme kuleleri gibi, köşeleri donatıyor; İmünoloji Enstitüsü’nde farklı seviyeleri ve arazide yayılmış yapı gruplarını görsel olarak birbirlerine bağlıyorlar.

 

Eğitim Teknolojisi Merkezi yapısına girerken ilk dikkatimi çeken iç avlu ile sokağın arasındaki farklı dekoratif dokularla oluşturulmuş saydam duvar olmuştu. İslam mimarisinde önemli yeri olan kafes öğesi burada çağdaş yorumlarla çeşitlilik içinde tekrarlanıyor, mekanlar arasında ışıkla, görsel geçirgenlikle süreklilik oluşturuyor, keskin güneşi, ısıyı önlüyor. Saydamlık ve geçirgenlik, hatta hareketli diyebileceğimiz bir sınır anlayışı, Rewal’in, modüllerden, çeşitlemeli de olsa tekrarlayan birimlerin gruplamalarından oluşan, temelde sade mimarisine çok yönlülük kazandırıyor. Raj Rewal’in yapılarında çift cidarlılıktan söz edebiliriz. Bunlardan biri taşıyıcı sistemi oluşturan kolon gibi dikey elemanların oluşturduğu bir çizgi, diğeri ise dolgu niteliğinde, gözenekli ya da kapalı duvarlar. Bunların bazen birbirini çapraz geçerek iç içe farklı mekanlar tariflediklerini görebiliyoruz. Bu, özellikle Eğitim Teknolojisi merkezi yapısında belirgin; orada çalışanların ofis ve onun önündeki dolaşım ya da balkon, teras, galeri gibi dinlenme mekanı farklılığı içinde yaşamalarına olanak sağlıyor. Cidar ve taşıyıcı sistemin bu tür biçim ve malzeme farklılığı olanağına sahip olması, Rewal’in yapılarında çeşitli yüzey, doku ve renk öğelerini bir arada kullanabilmesine, yapıyı strüktür ve temel işlev ötesinde maddi olanaklar çerçevesinde eklemlendirmesine, örneğin gereğinde beton karkası çıplak bırakıp, gereğinde yüzeyleri tümden kaplayabilmesine imkan tanıyor. Böylece, temelde gayet sade ve tekrarlamalı bir sistemle oluşan bir yapıda katmerli bir artikülasyon okuyabiliyorsunuz.

 

Rewal’ın yalnızca resimlerinden tanıyabildiğim Asya Oyunları Köyü, 1970 yılında yaptığı Sheikh Sarai toplu konut yapısı ve Hall of Nations modüler bir sistemin ne derece çeşitliliğe kavuşabileceğini kanıtlayan, hem son derece çağdaş, hem de gelenekselden güzel anıları korumuş olan yapılar. Bu başarı bana Raj Rewal’in mimarisinin iki önemli öğreti üzerine kurulduğunu gösteriyor. Biri mimarinin strüktür ve yapı teknolojisi uzmanlığı olmadan kısır kalacağı, diğeri de mimarinin ancak mimariden üreyip gelişeceği. Gerek Sinan gerek Borromini gibi bütün büyük mimarların her zaman tarihin sonsuz hazinesinden bilgilerini geliştirdiklerini biliyoruz. Bu Raj için de geçerli. Nitekim, Raj yalnızca izlemekle kalmıyor, Hindistan’ın eski mimarlığını inceliyor, araştırıyor; geziyor, öğretiyor. Bunun güzel bir kanıtı Delhi’den  ayrılırken ODTÜ Mimarlık Bölümü’ne armağan ettiği Racastan mimarisi örnekleri rölöveleri oldu. Raj Rewal bunları öğrencileri ile Delhi’de hocalık yaptığı yıllarda üretmişti. Bu çizimleri incelediğimde Hindistan’ı gezerken gördüğüm mimarinin henüz ABC’sine bile ulaşamamış olduğumu anladım. Raj’ın yapıları da aynı şekilde incelendikçe, yaşandıkça sonsuz zenginlikler ve yenilikler sunar nitelikte.

 

Hindistan’ı her anımsadığımda, ayrı kaldığım bir sevgiliyi düşler gibi oluyorum; keşke Ani Dağı’nın gece ayin sesleri yükselen ormanında kaybolsaydım diyorum. Bana orayı sevdirenler arasında Raj ve Helene Rewal ve bir de Rewal’lerin evinin yanında sadece göz göze konuştuğum bir yaşlı kadın var. Bu yazıyı, ondan söz etmeden bitiremeyeceğim. Bir duvarın kenarına eğilmiş sırmalı mosmor bir sariye bürünmüş kadın silüeti, arkasındaki gecekondu görünüşlü yerleşimin önünde dikkatimi çekmişti. Çocuklar çamurlu sularda tembel su aygırlarının yanında oynuyor, bisikletli bir postacı kerpiç evlere doğru ilerliyor, rengarenk giysili kadınlar bu fakir görünüşü bir şenliğe dönüştürüyorlardı. Mor sarili kadın seri hareketlerle bir şey yapıyordu; onu arkadan görebiliyordum. Önüne geçince tezekleri düzeltip duvara kurumaya koyduğunu anladım; öne eğik duran başında yine mor bir örtü vardı. Başını kaldırınca o gencecik duran gövdenin üstünde güneşten kavrulmuş çizgi dolu yaşlı bir yüz belirdi, en az seksenin deydi. Göz göze gelince gülümseyerek anlatmaya koyuldu, her söylediğini anladığımı sanıyorum, ama dilini bilmiyordum. Öyle, bir süre konuşmaya daldık, ama her birimiz kendi dilimizde. Sonra ayağa kalktı, ne sırmalı terliklerinde ne ellerinde ayaklarında ne de mor sarisinde bir tek leke, bir damla çamur yoktu. İkimiz de uzun uzun gülerek ayrıldık...Hindistan’da her şey güzele, şarkıya, renge dönüştü.

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7950 - unknown - 38.107.179.237