|

Le Corbusier’nin Kentsel Ütopyalarına
Genel Bir Bakış
NESLİHAN TÜRKÜN DOSTOĞLU
20. yüzyılın başlarında mevcut kentlerin sorunlarını
eleştirerek, bu sorunları giderebilmek amacıyla ütopyacı bir yaklaşım
benimseyen ve ideal kent önerileri geliştiren mimarların en tanınmışı şüphesiz
Le Corbusier’dir. Asıl ismi Charles-Edouard Jeanneret-Gris olan Le Corbusier
1965 yılında öldüğünde geride çok sayıda kişisel çizim, bürosunda hazırlanan
mimari ve kentsel tasarım çizimleri, eskiz defterleri ve yaklaşık kırk adet
kitap ile pekçok bina bırakmıştır. Le Corbusier’nin fikirlerini net olarak
anlayabilmek zordur çünkü gerek yazılı eserleri, gerekse inşa edilmiş olan
binaları tezatlar ve değişimler içermektedir. Ütopyacı yaklaşımı benimseyerek
belirgin ideal kent önerileri geliştiren diğer 20. yüzyıl mimarlarından farklı
olarak, Le Corbusier ideal bir kentsel formun ne olması gerektiği hakkındaki
önerilerini yaşantısı boyunca birkaç kez değiştirmiştir. 19. yüzyıl kentine
alternatif olarak Le Corbusier’nin önerdiği üç farklı kentsel form
bulunmaktadır: “Çağdaş Kent” (Ville Contemporraine) (1922), “Işıyan Kent”
(Ville Radieuse) (1930) ve “Endüstriyel Lineer Kent” (la Cite Lineaire
Industrielle) (1942). Bunlar sırasıyla Urbanisme (1924), La Ville Radieuse
(1935) ve Les Trois Etablissements Humains (1945) isimli kitaplarında detaylı
olarak anlatılmıştır. Üç farklı kent önerisi olmasına rağmen, 20. yüzyılda
ütopyacı yaklaşımı benimseyen diğer mimarlarla kıyaslandığında Le
Corbusier’nin tüm önerilerinde mimari determinist düşünceye olan inancını
belirgin bir biçimde ifade ettiği, yazılarında mimarlık ve planlamanın sosyal
değişime yol açacağını vurguladığı söylenebilir.
Le Corbusier’nin ideal kent için ilk önerisi, Üç Milyon Kişi
için Çağdaş Kent, Paris’te Salon d’Automne düzenleyicilerinin 1922’de Le
Corbusier’ye kentleşme üzerine bir sergi hazırlamasını önerdiklerinde
geliştirilmiştir. Ancak bu sergideki çizimlerin yanında açıklayıcı notlar yer
almamış, ideal kentin karakteristikleri Le Corbusier tarafından kaleme alınan ve
daha sonra L’Esprit Nouveau’da 1924’te yayınlanan çeşitli makalelerde ve yine
aynı yıl makalelerin bir araya getirilmesiyle oluşan Urbanisme isimli kitapta
açıklanmıştır. Bu makalelerde Le Corbusier, geometri ve makineleşmeye dayalı
çağa layık kentlerin yaratılması için kent planlamanın yukarıdan karar verecek
ve bunları uygulayacak olan uzmanlar tarafından yapılması gerektiğini
savunmuştur. Bu yaklaşım, birçok bireyin kararlarına dayanarak yavaş bir
biçimde gelişen geçmişin organik kentinin oluşumundan çok farklı bir süreç
önermektedir. Le Corbusier modern kent planlamasının “...köprülerin yakılması
ve geçmişten kopulması” sonucunda ortaya çıkacağını savunmuştur.
Le Corbusier, Üç Milyon Kişi için Çağdaş Kent’i’ zamanının
kentlerine bir alternatif olarak önermiştir.Eski kentlerin çürümüş durumunun
fiziksel ve ruhsal hastalıklara yol açtığını ifade eden Le Corbusier, hijyenin
ve ruh sağlığının kentlerin yapısıyla ilişkili olduğuna inandığını
belirtmiştir. Le Corbusier Çağdaş Kent’in eski kentlerle ilgili tüm
hastalıkları ortadan kaldıracağını savunmaktadır.“Dikey bir bahçe kent” olarak
önerilen kent, yeşil alanlara yakınlık gibi düşük yoğunluklu yaşamanın
avantajlarını, kentsel yaşamın yüksek yoğunluğu ile birleştirmektedir. Le
Corbusier’nin kelimeleriyle, “...modern kent planlamaya yönelik düşünmek,
insanoğlunun hem evlerinde, hem de topluluklarında uyum ve mutluluğa yönelik
her kapıyı açabilir”.
Çağdaş Kent hayali ideal bir alanda planlanmıştır çünkü Le
Corbusier’ye göre kuramsal olarak doğru bir formül oluşturulduğunda, modern
kent planlamada her sistemin iskeletini oluşturabilecek temel ilkelere
ulaşabilir4. Başka bir deyişle, ideal kentsel tipin prensipleri oluşturulduktan
sonra bunlar özel durumlara uygulanabilir. Kent simetrik ızgara sistemli,
kenarları yaklaşık 365 metre olan kare parsellere bölünmüştür. Caddeler
arasındaki 365 metrelik ayrım ise iki otobüs durağı veya iki metro istasyonu
arasındaki gerekli mesafeden kaynaklanmaktadır. Hız için tasarlanmış bir kentin
başarı için tasarlanmış olacağı5 düşüncesinden hareketle Le Corbusier ideal
kent önerisinde trafiğe çok önem vermiştir. Geçekten de çok katlı bir istasyon,
kentin merkezini belirlemekte, biri kuzey-güney, diğeri doğu-batı doğrultusunda
iki ana karayolu bu merkezde kesişmektedir. Merkezi İstasyon, değişik trafik
türlerini içeren altı kattan oluşmaktadır: Çatı uzay-taksileri için bir iniş
platformunu; mezanin hızlı motorlu trafik için yükseltilmiş yolları içermekte;
zemin kat daha yavaş trafiğe, metronun, banliyö ana arterlerinin ve hava trafiği
servislerinin giriş hollerine ve bilet gişelerine; birinci bodrum kentteki ana
arterlere ulaşan metro hatlarına; ikinci bodrum yerel ve banliyö
demiryollarına; üçüncü bodrum kuzey, güney, doğu ve batıya giden ana
demiryollarına hizmet etmektedir. Kentin içindeki yollar ise, bodrumda ağır
yük, zeminde hafif yük, üstte ise hızlı trafik yer alacak şekilde çeşitli
katmanlardan oluşmaktadır. Kentteki tüm binalar betonarme kolonlar üzerine
yükseltildiği için kentin büyük bir kısmına ağaçlar dikilebilmekte ve tüm kent,
yaşamın temel zevkleri olan güneş, yeşillik ve mekandan insanların mutluluk
duyabilecekleri bir park olmaktadır.
Le Corbusier, Çağdaş Kent’te rastlantıya karşılık düzeni,
kıvrımlı yollar yerine düz yolları önermiştir.Fishman’ın belirttiği gibi Çağdaş
Kent’in korkutucu simetrisi mantığın rastlantı karşısındaki, planlamanın
anarşik bireyselliğin karşısındaki, toplumsal düzenin karmaşa karşısındaki
zaferini simgelemektedir. Le Corbusier, aynı zamanda düzen ve sınıflama
arasında sıkı bir ilişki kurmuştur. Bu çerçevede, Çağdaş Kent’teki değişik
fonksiyonları iş, konut, endüstri ve toplumsal hizmetler olarak sınıflandırmış
ve bunları çeşitli bölgelere ayırmıştır. Merkezi İstasyon’un çevresine yirmi
dört adet altmış katlı iş ve idari amaçlı gökdelenler yerleştirmiştir. 10,000
ile 50,000 çalışanı barındıran her bir kule zeminin yalnız %5’ini
kaplamaktadır. Bu gökdelenlerin çevresindeki alan ise bahçeler, parklar,
restoranlar, kafeler, dükkanlar, tiyatrolar vb. fonksiyonlar için ayrılmıştır.
Çağdaş Kent’te konut alanları bir sınıf strüktürüne uygun olarak
farklılaşmaktadır. Elit sınıflar için inşa edilen yüksek apartmanlar zeminin
%15’ine oturan teras konutlar veya %52’sine oturan çekirdek konutlar şeklinde,
merkezi yirmi dört gökdeleni çevrelemektedir. Alt gelir grupları için düşünülen
bahçe şehirler ise merkezden ormanlar, tarlalar ve spor alanlarıyla ayrılmış
olarak kentin periferisinde yer almaktadır. Dolayısıyla, kentteki tüm konut
birimlerinin toplu üretimi ve yaşamın temel zevklerinden yararlanmaları önerilmişken,
bunların konumu ve tipi kentte yaşayanların toplumsal hiyerarşi içindeki yerine
göre değişmektedir. Çağdaş Kent’teki idari merkezde sanayici, bilim adamı ve
sanatçı olarak çalışan 600,000 kişinin idari merkezi çevreleyen konut
bloklarında; dıştaki endüstri bölgesinde veya kent merkezindeki daha az önemli
işlerde çalışan 2,000,000 kişinin ise bahçe kentlerdeki daha sıradan konut
bloklarında yaşaması düşünülmüştür. Bütün konut blokları Le Corbusier
tarafından üst üste iki katlı birimler olarak önerilmiştir (teras veya çekirdek
tipler altı adet çift kat, bahçe şehirler ise üç adet çift kattan
oluşmaktadır). Asma bahçelerden oluşan bu çift katlı birimlerin toplu olarak
üretilip, konut bloklarının betonarme çerçevesine takılması önerilmiştir. Le Corbusier,
toplumun dengesinin konuta dayandığını ve konutun çağa layık olabilmek için
“içinde yaşanacak bir makine” olmasını önermiştir.
Le Corbusier’nin Çağdaş Kent için önerdiği toplumsal yapı
ondokuzuncu yüzyılda ütopyacı yaklaşımı benimseyen Henri de Saint-Simon’un
toplum kuramını anımsatmaktadır. Saint-Simon’un yaklaşımına paralel olarak Le
Corbusier’nin Çağdaş Kent’i, topluma rasyonel bir idari sistem aracılığıyla
düzen ve refah getirecek olan sanayici, bilim adamı ve sanatçıdan oluşan bir
elit grup tarafından yönetilecektir.Le Corbusier, önerisinin evrensel olarak
uygulanabileceğini çünkü herhangi bir politik görüşü içermediğini, tüm
toplumsal ve ekonomik sorunlara yanıt olabilecek teknik bir çözüm önerisi
olduğunu vurgulamaktadır.
Çağdaş Kent’teki hiyerarşik toplumsal yapı, fiziksel yapıya
da uygulandığı halde önerilen mülkiyet biçimine yansıtılmamıştır. Çağdaş
Kent’te ne merkezde, ne de bahçe şehirlerde yaşayanlar bir ev veya arsa sahibi
olamazlar. Le Corbusier, ideal kent önerisinde toplumsal düzen ve kişisel
özgürlük arasında bir denge sağlamaya çalışmıştır. Apartman bloklarındaki
hücreler, insanların kişisel mahremiyetine olanak verirken, ortak mekanlar
toplumsal bir düzen sağlamıştır. Elit gruplar için önerilen restoranlar, spor
merkezleri, tenis kortları, klüpler, ormanlar gibi sosyal mekanlar son derece
gelişmiştir ve temel zevklerden yararlanabilmek için elit grupların daha fazla
zaman ayırabilmesini sağlamak üzere elitlerin oturduğu apartman bloklarında
kooperatif bir düzen veya domestik servislerden sorumlu bir otel sendikası
düşünülmüştür. Kolektif düzenden, bahçe şehirlerde yaşayanların da elitler
kadar olmasa da yararlanmaları düşünülmüştür. Bu bahçe kentlerdeki toplu
mekanlar futbol, tenis ve basketbol gibi sporlar için açık alanlar ve işten
sonra tarım işçisi olarak çalışmaya olanak veren mutfak bahçelerinden
oluşmaktadır. Le Corbusier kentlilerin sekiz saatlik bir iş gününden sonra
konutlarının yakınında önce spor yaparak, daha sonra ise bahçelerinde çalışarak
güçlerini yenileyeceklerini düşünmüştür. Le Corbusier’ye göre bu bahçelerden
elde edilen ürünler konut alanlarında yaşayanları senenin büyük bir kısmında
besleyebilecektir. Böylece apartman bloklarındaki otel hizmetleri olmasa da
bahçe şehirde yaşayanlar blokların dışındaki toplumsal olanaklardan yaralanarak
yaşamın temel zevklerini yaşayabileceklerdir.
Le Corbusier’nin hayali bir arsa için geliştirdiği ideal
kent önerisini mevcut bir alana uygulamak için ilk çabası 1925’te Paris’in
merkezini yeniden düzenlemeyi içeren girişiminde görülür. Motorun büyük kenti
öldürdüğü ve dolayısıyla kenti de onun kurtarması gerektiği düşüncesiyle bazı
otomobil firmalarına yaşam için zararlı hale gelen Paris’in merkezini yeniden
inşa etme önerisini desteklemelerini önermiştir.Voisin Şirketi onun araştırmalarını
destekleme kararı verince, önerisini “Plan Voisin” olarak isimlendirmiş ve bu
şemayı 1925’te Paris Uluslararası Dekoratif Sanatlar Sergisi’nin Esprit Nouveau
Pavyonu’nda sergilemiştir. Voisin Planı, Sen Nehri’nin doğu yakasında, bazı
tarihi eserler haricinde, 404 hektarlık bir alanın tümden yıkılmasını ve
yeraltında merkezi bir istasyon aracılığıyla birbirine bağlanan bir ticari kent
ve konut kenti inşa edilmesini içermektedir. Plan, 45-120 metre arasında
genişlikleri olan ve birbirini 320 veya 365 metre aralıkla kesen yollarla
oluşturulan ızgara plan tipine dayanmaktadır. Konut kentindeki apartman
blokları ve ticari kentteki haçvari gökdelenler yıkılan binaların yerine
önerilmiş olup, Paris’in merkezini bir dikey kent haline getirmiştir. Ticari
kent, zeminin %5’ini kaplayan onsekiz haçvari gökdelenden oluşmuş, geriye kalan
alan parklar için ayrılmıştır. Böylece yoğunluk 750 kişi / hektardan 3250 kişi
/ hektara artmış ise de mevcut Paris kentinden daha kalabalık olmayacaktır.Bu
gökdelenlere uluslararası şirketlerin idari merkezlerini yerleştirmeyi öneren
Le Corbusier bir kez daha idarenin ve idarecilerin kentteki önemli rolünü
vurgulamıştır. Le Corbusier’ye göre Plan Voisin, 14. Louis, 15. Louis ve
Napolyon’un bıraktığı Paris’i düzenleme geleneğini sürdürmekte, yığınları
egemenliği altına alacak ruhu yaratan eserleri önermektedir.
Le Corbusier’nin büyük işverenlerle olan ilişkisi, Plan
Voisin’in gerçekleşmesi için onlardan destek alamayınca azalmıştır. Bu düş
kırıklığı 1928-1930 yılları arasında Sovyetler Birliği’ne ve 1929’da Güney
Amerika’ya yaptığı gezilerin kuvvetli etkisiyle birleşince ideal kent formu
ile ilgili önerisi önemli ölçüde değişmiştir. Işıyan Kent önerisi Le
Corbusier’nin fikirlerindeki bu değişmelerden kaynaklanmaktadır.Işıyan Kent,
yeni bir tip, mutluluk ve temel zevklerle parıldayan modern zamanların kenti
olacaktır.
1930’da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki borsa krizi, Le
Corbusier’nin Voisin planına yeterli destek bulamamasından dolayı zaten
sarsılmış olan kapitalizm ve parlamenter demokrasiye olan inancına son darbeyi
indirmiştir. Böylece, Le Corbusier, topluma düzen getirebilmek için daha
otoriter bir sistemin gerekli olduğuna karar vermiştir. Bir alternatif arayışı
içinde, aşırı sol ve aşırı sağın birbiriyle çelişen fikirlerini birleştiren
sendikalaşma ile karşılaşmıştır. Fransa’da 1880 ve 1890’lı yıllar arasında doğan
sendikal hareket bir yandan üretim araçlarının mülkiyetinin ve idaresinin
işçiler tarafından ele alınmasını savunurken, öte yandan toplumun işlemesine
kesin bir düzen getirecek hiyerarşik yapıları desteklemiştir. Sendikalizmin bu
çelişen prensipleri, Le Corbusier’nin ideal kent önerisinde kolektif düzen ve
kişisel özgürlüğü, otorite ve katılımı birleştirme girişimlerine uygundur. Le
Corbusier, 1922’deki Çağdaş Kent önerisinde böyle bir kombinasyonu zaten
önermiştir, ancak bu öneri Işıyan Kent’te olduğu kadar kuvvetli değildir. Başka
bir deyişle, önceki önerisinde kolektif düzen tamamen gerçekleşmemiştir çünkü
özgür bir yarışma ortamında özel işletmeler Çağdaş Kent’i yönetmiş, tek bir
otoritenin herşeyi yönetmesine izin verilmemiş, ayrıca kişisel özgürlük ve
katılım, gerçekçi bir biçimde uygulanmamıştır çünkü konut alanları kişilerin
gelir düzeylerine göre ayrılmıştır. 1920’lerin sonu ile 1930’ların başında Le
Corbusier’nin kapitalizmden ve parlamenter demokrasiden soğuması, düşüncelerini
sendikal hareketin temel ilkelerine göre netleştirmesine neden olmuştur. Bu
bağlamda, Işıyan Kent’in sosyal yapısının, tabanda işçi birliklerinin, üstte
uzman danışmanların yer aldığı doğal hiyerarşilerin piramiti olmasını
önermiştir. Bu şemaya göre Le Corbusier, Saint-Simon’un öğretilerinde olduğu
gibi Işıyan Kent’te hükümet yerine üretimin yapısına dayanan hiyerarşik bir
idari yapı önermiştir. Politika yerine evrensel insani doğrular ve teknik
gerçekler üzerine kararlarını dayandıran liderler toplumda düzeni sağlayabilirdi
çünkü onlar tek otorite olacaktır ve böylece Le Corbusier’nin kendi
önerilerinin uygulanmasında karşılaştığı problemlerin ortadan kalkmasını
sağlayacaktır. La Ville Radieuse kitabının açılış cümlelerinde planların
politika olmadığını belirten Le Corbusier, politik olmadığını, tarafsız
kaldığını iddia etse de aslında Işıyan Kent önerisinde özel politik imaları
olan bir teknik ve sosyal organizasyon sistemi önermektedir.
Işıyan Kent önerisinde sadece kolektif düzen değil kişisel
özgürlükler Çağdaş Kent’e göre daha fazla uygulanmaktadır. Işıyan Kent’te Le
Corbusier, Çağdaş Kent’te sınıf farklılıklarıyla ilgili olan konut alanlarının
konum ve tiplerindeki farklılıkları ortadan kaldırmaktadır. İş yapısındaki katı
hiyerarşi yerine Işıyan Kent’teki konut alanları sınıfsız bir toplum için
tasarlanmıştır. Le Corbusier, La Ville Radieuse isimli eserinde1914’ten sonraki
onyedi yıl içinde konut alanları ve kent planlaması üzerine yaptığı
araştırmalar süresince düşüncelerinin zengin veya fakir ile ilgili değil sadece
“insan” ile ilgili olduğunu iddia etse de, bu fikrin ilk gelişmiş uygulaması
1930’daki Işıyan Kent önerinde ortaya çıkmaktadır.Işıyan Kent’te zeminin sadece
%15’ini kaplayan ve “Unite” olarak adlandırılan yüksek konut blokları,
endüstriyel hiyerarşi içindeki kişilerin konumundan bağımsız bir biçimde spor
merkezleri, kreşler gibi ortak servislerden herkesin eşit olarak
faydalanabilmesini sağlamaktadır. Gerçekten de her biri 2700 kişiyi barındıran
Unite’lerdeki dairelerin verilmesi kişilerin endüstriyel hiyerarşi içindeki
konumu ile ilgili değil, her ailenin büyüklüğü ve gereksinimleri ile
bağıntılıdır.
Le Corbusier’nin önerdiği ideal kentlerdeki konut
alanlarındaki yaşamla ilgili düşüncelerindeki değişimler 1928-1930 yılları
arasında daha önce sözü edilen Sovyetler Birliği gezilerinden etkilenmiş
olmalıdır. Toplumsal organizasyon çabalarının gerçek temelinin kişisel özgürlük
olduğuna kuvvetli bir biçimde inandığı için komünizme karşı olmasına rağmen Le
Corbusier otoriter bir hükümetin toplumda değişiklikler yapma olanağından
etkilenmiştir. Komünist veya faşist her türlü otorite Le Corbusier tarafından
önerilerinin gerçekleştirilmesi uğruna benimsenmiştir. Böylece, Sovyetler
Birliği’nin otoriter bir hükümetle desteklenen sınıfsız sosyal yapısı Le
Corbusier tarafından Işıyan Kent önerisinde uygulanmıştır. Aslında, Işıyan Kent
düşüncesi bile Sovyetler Birliği ile ilişkilerinden doğmuştur. 1930 yılında
Sovyetler Birliği’ndeki yetkililer Le Corbusier’ye bir anket göndermişler ve
Moskova’nın geleceği için önerilerini belirtmesini istemişlerdir. Le Corbusier
anketi yanıtlamakla kalmamış, aynı zamanda makine-çağı kentlerindeki sosyal
organizasyon düşüncesini tarifleyen onyedi eskiz göndermiştir.Moskova’ya Yanıt
olarak adlandırılan bu çalışmanın daha sonra başlığı Işıyan Kent olarak
değiştirilmiştir çünkü Le Corbusier, Rus, Fransız veya Amerikan olması
gerekmeyen pek çok güncel gerçekle ilgilenmektedir.
Le Corbusier’nin Sovyetler Birliği’ne gezileri sadece ideal
bir kentteki sosyal yapıyı değil fiziksel yapı hakkındaki önerisini de
değiştirmiştir. Işıyan Kent Çağdaş Kent’te olduğu gibi merkezi değil, organik
büyüme ve biyolojik gelişmeyi mümkünleştiren birbirine paralel bölgelerden
oluşan lineer bir forma sahiptir. İdari merkez (baş) ve kültürel merkez (kalp)
haricinde tüm diğer bölgeler birbirinden bağımsız olarak lineer bir biçimde
gelişebilir. Bu form Miluitin’in Stalingrad için 1928-30 yıllarında
geliştirdiği lineer şemayı andırmaktadır. Fakat, Le Corbusier’nin Işıyan Kent
için önerdiği sınırsız biçimde uzayabilen lineer form, onun 1929 yılında Güney
Amerika’ya yaptığı gezi sırasında Rio de Janeiro’nun doğal lineer formundan
esinlenmesinden kaynaklanmış olmalıdır. Bu etkiler Işıyan Kent önerisinin
gelişmesine yol açmakla kalmamış, Rio de Janeiro (1929) ve Cezayir (1931-1933)
gibi gerçek kentlerin şemalarının oluşumunu da etkilemiştir. Çağdaş Kent ve
Işıyan Kent önerilerindeki sosyal ve fiziksel farklılıklar Le Corbusier’nin
insan-çevre ilişkilerine genel yaklaşımını etkilemez; bir başka deyişle, Le
Corbusier bu ikinci ideal kent önerisinde de modern insan için inşa edilecek
evin disiplinli bir makine olması halinde bireyin özgürlüğünü geri
getireceğini, mimarın toplumu şekillendirebileceğini ve eğitebileceğini
savunmuştur. Hatta çağdaş toplumun hastalıkları için sadece mimarlığın ve kent
planlamanın gerçek çare olabileceğini ileri sürerek mimari determinizme
inancını yansıtmıştır.
Le Corbusier’nin üçüncü ideal kent önerisi lineer kent
kavramının bölgesel ölçekte geliştirilmesini içermektedir. 1939’da yazılan ve
1941’de yayınlanan Sur les quatre routes başlıklı kitabı Le Corbusier’nin kent
planlamasına yaklaşımındaki farklılıkları yansıtır. Bu eserde, daha önceki iki
kentsel şemasının ilkelerini genelde tekrarlasa da, ilk kez olarak karayolları,
su yolları, demiryolları ve havayolları olarak dört kategoride topladığı ulaşım
sistemlerinde gerçekleşen değişime dayanan bölgesel planlamanın önemini
vurgular. Le Corbusier’nin üçüncü ideal kent önerisi olan endüstriyel lineer
kent Le Corbusier ve François de Pierrefeu tarafından yazılan ve 1942’de
yayınlanan La Maison des Hommes isimli kitapta açıklanmaktadır. Bu kavram, Le
Corbusier ve ASCORAL’ın diğer dokuz üyesi tarafından yazılan ve 1945’de
yayınlanan Les Trois Etablissements Humains başlıklı kitapta daha da
geliştirilmiştir. Bu kitaplarda Le Corbusier, tarımsal, ticari ve endüstriyel
olarak isimlendirdiği üç temel insan yerleşmesini belirlemektedir. Ona göre,
ilk iki yerleşim tarihte daha önce geliştirilmiştir, üçüncüsünün ise Makine
Çağı’nın bir gereksinimi olarak yaratılması, diğer ikisinin ise güncel
gereksinimlere uyarlanması gerekmektedir. Bu sistem içinde, tarımsal üretim
birimi, karayollarıyla ilişkili bireysel çiftlik birimlerinden ve kooperatif
köylerden oluşacak, buralardan ana havaalanlarına kolay bir biçimde ulaşılabilecek,
dağıtım, idare, ticaret ve kültür merkezi olarak önerilen merkezi kentler
gereksiz uzantılarından ayıklanarak uygun değişim için gerekli orana
küçültülecektir.
Le Corbusier üç insan yerleşmesinin birleşmesine dayanan
bölgesel yerleşim dokusunun kent ve kırın kentleşmesini sağlayacağını
belirtmektedir. Bu bağlamda, Le Corbusier’nin önerisi, 1920’ler sonunda
Sovyetler Birliği sınırları içinde mevcut nüfusu yeniden dağıtmayı benimseyen
kent karşıtı plancı grubuyla, mevcut kentlerin bakımını ve yeni kent
merkezlerinin oluşumunu savunan grubun arasındaki çelişkileri gidermeyi
amaçlamıştır. Bu bölgesel yerleşim dokusu içinde endüstriyel lineer kent, Le
Corbusier’nin 19. yüzyıl kentine alternatif olarak önerdiği Çağdaş kent ve
Işıyan Kent önerilerinden sonraki üçüncü kentsel form önerisidir. Bölgesel
yerleşimdeki çiftlik birimi, La Ville Radieuse‘de ele aldığı Işıyan Çiftlik
önerisini anımsatmaktadır, sosyal, ticari ve kültürel ilişkilerin kurulduğu
merkezi kent ise yine daha önceki kent planlama önerilerinin bir başka
biçimidir. Ancak, endüstriyel lineer kent tamamen yeni bir kavramdır. Burada
tarif edilen lineer kent yine lineer bir forma sahip olan Işıyan Kent’ten
farklıdır çünkü Işıyan Kent’teki idari, ticari ve endüstriyel fonksiyonları
içermez. Bu kent, Le Corbusier’nin modern endüstrinin temel gereksinimi olan
hammaddelerin ve imal edilmiş ürünlerin ulaşımına hizmet eder; idari, ticari ve
hükümet fonksiyonları ise lineer kentlerin kesişme noktalarında yer alan
merkezi kentlerde çözümlenir. Endüstriyel lineer kentte fabrika kompleksleri,
kanallar, karayolları ve demiryollarından oluşan üç ulaşım arterinin kenarında
sıralanmış olup, içinden bir karayolu geçen yeşil bir kuşak aracılığıyla
fabrika komplekslerinden ayrılan konut alanları ise endüstriyel alana paralel
olarak yerleştirilmiştir. Laboratuarlar, kütüphaneler, çeşitli araştırma
merkezleri ve üniversiteleri barındıran yeşil alanlar, endüstriyel kent ile
merkezi kent arasında da önerilerek her iki kentteki kişilerin buluşmasına
olanak sağlayacak bir tampon bölge sağlamıştır.
Le Corbusier endüstriyel lineer kentten çok şey
beklemektedir. Politik görüşleri ne olursa olsun tüm reformcuların ilgilendiği
sorunları endüstriyel lineer kentin çözeceğine inanmaktadır. Soriay Mata’nın
lineer kenti dünyanın tüm köşelerine uzanmış olarak düşünmesine benzer bir
biçimde Le Corbusier endüstriyel lineer kenti, 19. yüzyılda demiryolu
ulaşımından kaynaklanan uzantıları olan kentlere bir alternatif olarak
Avrupa’nın tümünü kaplayacak şekilde önermektedir. Endüstriyel lineer kent her
türlü sosyal probleme bir deva olarak sunulmakta, hatta Soğuk Savaş’a bir
alternatif olarak önerilmektedir.Avrupa’nın her tarafına uzanan lineer kent
hiçbir ülke sınırını tanımamakta, bu bağlamda Le Corbusier’nin Saint-Simon
tarzında, politika üstü, ideolojik ve milli sınırlardan arınmış, teknoloji ve
coğrafyanın objektif mantığıyla birleşmiş bir Avrupa hayalini yansıtmaktadır.
Le Corbusier’ye göre endüstriyel lineer kent, uygun büyüklükte ekonomik
birimler aracılığıyla ülkeler arasında birlik ve dayanışma yaratacaktır.
Le Corbusier tüm yaşantısı boyunca kentsel tasarım
önerilerini gerçekleştirmek için sürekli olarak olanakları araştırmıştır. Daha
önce belirtildiği gibi, ideal kent yapısı ile ilgili değişen fikirlerini
yansıtmak amacıyla çeşitli yazılar ve çizimler üretmiştir. Ancak, Le
Corbusier’nin fikirlerini kentsel ölçekte gerçekleştirmesi için tek fırsat,
Hindistan’da doğu Pencap’ın liderleri tarafından 1951 yılında yeni başkent
Chandigarh’ı planlamak amacıyla seçildikten sonra ortaya çıkmıştır.
Brezilya’nın 1957-1960 yılları arasında inşa edilen yeni başkenti Brasilia’da
da Lucio Costa’nın planlama yaklaşımında ve Oscar Niemeyer’in tasarladığı
binalarda Le Corbusier’nin düşünceleri etkili olmuştur. Gerek Le Corbusier’nin
uygulaması olan Chandigarh’da, gerekse Le Corbusier’nin düşüncelerinin başka
plancı ve mimarlar tarafından uygulandığı Brasilia’da inşaat sürecinin
bitiminde mimar ve plancıların beklentileri ile gerçek durum arasında çeşitli
çelişkiler ortaya çıkmıştır. Bu uygulamalar, Vers une architecture‘ün final
cümlesinde güçlü olarak yansıttığı mimari determinist yaklaşımın olumsuz
sonuçlarını yansıtan yaşayan örneklerdir:
“Mimarlık veya Devrim
Devrim engellenebilir”
|
|