17 Eylül 2014 Çarşamba
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

 

Le Corbusier’nin Kentsel Ütopyalarına Genel Bir Bakış

NESLİHAN TÜRKÜN DOSTOĞLU

 

20. yüzyılın başlarında mevcut kentlerin sorunlarını eleştirerek, bu sorunları giderebilmek amacıyla ütopyacı bir yaklaşım benimseyen ve ideal kent önerileri geliştiren mimarların en tanınmışı şüphesiz Le Corbusier’dir. Asıl ismi Charles-Edouard Jeanneret-Gris olan Le Corbusier 1965 yılında öldüğünde geride çok sayıda kişisel çizim, bürosunda hazırlanan mimari ve kentsel tasarım çizimleri, eskiz defterleri ve yaklaşık kırk adet kitap ile pekçok bina bırakmıştır. Le Corbusier’nin fikirlerini net olarak anlayabilmek zordur çünkü gerek yazılı eserleri, gerekse inşa edilmiş olan binaları tezatlar ve değişimler içermektedir. Ütopyacı yaklaşımı benimseyerek belirgin ideal kent önerileri geliştiren diğer 20. yüzyıl mimarlarından farklı olarak, Le Corbusier ideal bir kentsel formun ne olması gerektiği hakkındaki önerilerini yaşantısı boyunca birkaç kez değiştirmiştir. 19. yüzyıl kentine alternatif olarak Le Corbusier’nin önerdiği üç farklı kentsel form bulunmaktadır: “Çağdaş Kent” (Ville Contemporraine) (1922), “Işıyan Kent” (Ville Radieuse) (1930) ve “Endüstriyel Lineer Kent” (la Cite Lineaire Industrielle) (1942). Bunlar sırasıyla Urbanisme (1924), La Ville Radieuse (1935) ve Les Trois Etablissements Humains (1945) isimli kitaplarında detaylı olarak anlatılmıştır. Üç farklı kent önerisi olmasına rağmen, 20. yüzyılda ütopyacı yaklaşımı benimseyen diğer mimarlarla  kıyaslandığında Le Corbusier’nin tüm önerilerinde mimari determinist düşünceye olan inancını belirgin bir biçimde ifade ettiği, yazılarında mimarlık ve planlamanın sosyal değişime yol açacağını vurguladığı söylenebilir.

 

Le Corbusier’nin ideal kent için ilk önerisi, Üç Milyon Kişi için Çağdaş Kent, Paris’te Salon d’Automne düzenleyicilerinin 1922’de Le Corbusier’ye kentleşme üzerine bir sergi hazırlamasını önerdiklerinde geliştirilmiştir. Ancak bu sergideki çizimlerin yanında açıklayıcı notlar yer almamış, ideal kentin karakteristikleri Le Corbusier tarafından kaleme alınan ve daha sonra L’Esprit Nouveau’da 1924’te yayınlanan çeşitli makalelerde ve yine aynı yıl makalelerin bir araya getirilmesiyle oluşan Urbanisme isimli kitapta açıklanmıştır. Bu makalelerde Le Corbusier, geometri ve makineleşmeye dayalı çağa layık kentlerin yaratılması için kent planlamanın yukarıdan karar verecek ve bunları uygulayacak olan uzmanlar tarafından yapılması gerektiğini savunmuştur. Bu yaklaşım, birçok bireyin kararlarına dayanarak yavaş bir biçimde gelişen geçmişin organik kentinin oluşumundan çok farklı bir süreç önermektedir. Le Corbusier modern kent planlamasının “...köprülerin yakılması ve geçmişten kopulması” sonucunda ortaya çıkacağını savunmuştur.

 

Le Corbusier, Üç Milyon Kişi için Çağdaş Kent’i’ zamanının kentlerine bir alternatif olarak önermiştir.Eski kentlerin çürümüş durumunun fiziksel ve ruhsal hastalıklara yol açtığını ifade eden Le Corbusier, hijyenin ve ruh sağlığının kentlerin yapısıyla ilişkili olduğuna inandığını belirtmiştir. Le Corbusier Çağdaş Kent’in eski kentlerle ilgili tüm hastalıkları ortadan kaldıracağını savunmaktadır.“Dikey bir bahçe kent” olarak önerilen kent, yeşil alanlara yakınlık gibi düşük yoğunluklu yaşamanın avantajlarını, kentsel yaşamın yüksek yoğunluğu ile birleştirmektedir. Le Corbusier’nin kelimeleriyle, “...modern kent planlamaya yönelik düşünmek, insanoğlunun hem evlerinde, hem de topluluklarında uyum ve mutluluğa yönelik her kapıyı açabilir”.

 

Çağdaş Kent hayali ideal bir alanda planlanmıştır çünkü Le Corbusier’ye göre kuramsal olarak doğru bir formül oluşturulduğunda, modern kent planlamada her sistemin iskeletini oluşturabilecek temel ilkelere ulaşabilir4. Başka bir deyişle, ideal kentsel tipin prensipleri oluşturulduktan sonra bunlar özel durumlara uygulanabilir. Kent simetrik ızgara sistemli, kenarları yaklaşık 365 metre olan kare parsellere bölünmüştür. Caddeler arasındaki 365 metrelik ayrım ise iki otobüs durağı veya iki metro istasyonu arasındaki gerekli mesafeden kaynaklanmaktadır. Hız için tasarlanmış bir kentin başarı için tasarlanmış olacağı5 düşüncesinden hareketle Le Corbusier ideal kent önerisinde trafiğe çok önem vermiştir. Geçekten de çok katlı bir istasyon, kentin merkezini belirlemekte, biri kuzey-güney, diğeri doğu-batı doğrultusunda iki ana karayolu bu merkezde kesişmektedir. Merkezi İstasyon, değişik trafik türlerini içeren altı kattan oluşmaktadır: Çatı uzay-taksileri için bir iniş platformunu; mezanin hızlı motorlu trafik için yükseltilmiş yolları içermekte; zemin kat daha yavaş trafiğe, metronun, banliyö ana arterlerinin ve hava trafiği servislerinin giriş hollerine ve bilet gişelerine; birinci bodrum kentteki ana arterlere ulaşan metro hatlarına; ikinci bodrum yerel ve banliyö demiryollarına; üçüncü bodrum kuzey, güney, doğu ve batıya giden ana demiryollarına hizmet etmektedir. Kentin içindeki yollar ise, bodrumda ağır yük, zeminde hafif yük, üstte ise hızlı trafik yer alacak şekilde çeşitli katmanlardan oluşmaktadır. Kentteki tüm binalar betonarme kolonlar üzerine yükseltildiği için kentin büyük bir kısmına ağaçlar dikilebilmekte ve tüm kent, yaşamın temel zevkleri olan güneş, yeşillik ve mekandan insanların mutluluk duyabilecekleri  bir park olmaktadır.

 

Le Corbusier, Çağdaş Kent’te rastlantıya karşılık düzeni, kıvrımlı yollar yerine düz yolları önermiştir.Fishman’ın belirttiği gibi Çağdaş Kent’in korkutucu simetrisi mantığın rastlantı karşısındaki, planlamanın anarşik bireyselliğin karşısındaki, toplumsal düzenin karmaşa karşısındaki zaferini simgelemektedir. Le Corbusier, aynı zamanda düzen ve sınıflama arasında sıkı bir ilişki kurmuştur. Bu çerçevede, Çağdaş Kent’teki değişik fonksiyonları iş, konut, endüstri ve toplumsal hizmetler olarak sınıflandırmış ve bunları çeşitli bölgelere ayırmıştır. Merkezi İstasyon’un çevresine yirmi dört adet altmış katlı iş ve idari amaçlı gökdelenler yerleştirmiştir. 10,000 ile 50,000 çalışanı barındıran her bir kule zeminin yalnız %5’ini kaplamaktadır. Bu gökdelenlerin çevresindeki alan ise bahçeler, parklar, restoranlar, kafeler, dükkanlar, tiyatrolar vb. fonksiyonlar için ayrılmıştır. Çağdaş Kent’te konut alanları bir sınıf strüktürüne uygun olarak farklılaşmaktadır. Elit sınıflar için inşa edilen yüksek apartmanlar zeminin %15’ine oturan teras konutlar veya %52’sine oturan çekirdek konutlar şeklinde, merkezi yirmi dört gökdeleni çevrelemektedir. Alt gelir grupları için düşünülen bahçe şehirler ise merkezden ormanlar, tarlalar ve spor alanlarıyla ayrılmış olarak kentin periferisinde yer almaktadır. Dolayısıyla, kentteki tüm konut birimlerinin toplu üretimi ve yaşamın temel zevklerinden yararlanmaları önerilmişken, bunların konumu ve tipi kentte yaşayanların toplumsal hiyerarşi içindeki yerine göre değişmektedir. Çağdaş Kent’teki idari merkezde sanayici, bilim adamı ve sanatçı olarak çalışan 600,000 kişinin idari merkezi çevreleyen konut bloklarında; dıştaki endüstri bölgesinde veya kent merkezindeki daha az önemli işlerde çalışan 2,000,000 kişinin ise bahçe kentlerdeki daha sıradan konut bloklarında yaşaması düşünülmüştür. Bütün konut blokları Le Corbusier tarafından üst üste iki katlı birimler olarak önerilmiştir (teras veya çekirdek tipler altı adet çift kat, bahçe şehirler ise üç adet çift kattan oluşmaktadır). Asma bahçelerden oluşan bu çift katlı birimlerin toplu olarak üretilip, konut bloklarının betonarme çerçevesine takılması önerilmiştir. Le Corbusier, toplumun dengesinin konuta dayandığını ve konutun çağa layık olabilmek için “içinde yaşanacak bir makine” olmasını önermiştir.

 

Le Corbusier’nin Çağdaş Kent için önerdiği toplumsal yapı ondokuzuncu yüzyılda ütopyacı yaklaşımı benimseyen Henri de Saint-Simon’un toplum kuramını anımsatmaktadır. Saint-Simon’un yaklaşımına paralel olarak Le Corbusier’nin Çağdaş Kent’i, topluma rasyonel bir idari sistem aracılığıyla düzen ve refah getirecek olan sanayici, bilim adamı ve sanatçıdan oluşan bir elit grup tarafından yönetilecektir.Le Corbusier, önerisinin evrensel olarak uygulanabileceğini çünkü herhangi bir politik görüşü içermediğini, tüm toplumsal ve ekonomik sorunlara yanıt olabilecek  teknik bir çözüm önerisi olduğunu vurgulamaktadır.

 

Çağdaş Kent’teki hiyerarşik toplumsal yapı, fiziksel yapıya da uygulandığı halde önerilen mülkiyet biçimine yansıtılmamıştır. Çağdaş Kent’te ne merkezde, ne de bahçe şehirlerde yaşayanlar bir ev veya arsa sahibi olamazlar. Le Corbusier, ideal kent önerisinde toplumsal düzen ve kişisel özgürlük arasında bir denge sağlamaya çalışmıştır. Apartman bloklarındaki hücreler, insanların kişisel mahremiyetine olanak verirken, ortak mekanlar toplumsal bir düzen sağlamıştır. Elit gruplar için önerilen restoranlar, spor merkezleri, tenis kortları, klüpler, ormanlar gibi sosyal mekanlar son derece gelişmiştir ve temel zevklerden yararlanabilmek için elit grupların daha fazla zaman ayırabilmesini sağlamak üzere elitlerin oturduğu apartman bloklarında kooperatif bir düzen veya domestik servislerden sorumlu bir otel sendikası düşünülmüştür. Kolektif düzenden, bahçe şehirlerde yaşayanların da elitler kadar olmasa da yararlanmaları düşünülmüştür. Bu bahçe kentlerdeki toplu mekanlar futbol, tenis ve basketbol gibi sporlar için açık alanlar ve işten sonra tarım işçisi olarak çalışmaya olanak veren mutfak bahçelerinden oluşmaktadır. Le Corbusier kentlilerin sekiz saatlik bir iş gününden sonra konutlarının yakınında önce spor yaparak, daha sonra ise bahçelerinde çalışarak güçlerini yenileyeceklerini düşünmüştür. Le Corbusier’ye göre bu bahçelerden elde edilen ürünler konut alanlarında yaşayanları senenin büyük bir kısmında besleyebilecektir. Böylece apartman bloklarındaki otel hizmetleri olmasa da bahçe şehirde yaşayanlar blokların dışındaki toplumsal olanaklardan yaralanarak yaşamın temel zevklerini yaşayabileceklerdir.

 

Le Corbusier’nin hayali bir arsa için geliştirdiği ideal kent önerisini mevcut bir alana uygulamak için ilk çabası 1925’te Paris’in merkezini yeniden düzenlemeyi içeren girişiminde görülür. Motorun büyük kenti öldürdüğü ve dolayısıyla kenti de onun kurtarması gerektiği düşüncesiyle bazı otomobil firmalarına yaşam için zararlı hale gelen Paris’in merkezini yeniden inşa etme önerisini desteklemelerini önermiştir.Voisin Şirketi onun araştırmalarını destekleme kararı verince, önerisini “Plan Voisin” olarak isimlendirmiş ve bu şemayı 1925’te Paris Uluslararası Dekoratif Sanatlar Sergisi’nin Esprit Nouveau Pavyonu’nda sergilemiştir. Voisin Planı, Sen Nehri’nin doğu yakasında, bazı tarihi eserler haricinde, 404 hektarlık bir alanın tümden yıkılmasını ve yeraltında merkezi bir istasyon aracılığıyla birbirine bağlanan bir ticari kent ve konut kenti inşa edilmesini içermektedir. Plan, 45-120 metre arasında genişlikleri olan ve birbirini 320 veya 365 metre aralıkla kesen yollarla oluşturulan ızgara plan tipine dayanmaktadır. Konut kentindeki apartman blokları ve ticari kentteki haçvari gökdelenler yıkılan binaların yerine önerilmiş olup, Paris’in merkezini bir dikey kent haline getirmiştir. Ticari kent, zeminin %5’ini kaplayan onsekiz haçvari gökdelenden oluşmuş, geriye kalan alan parklar için ayrılmıştır. Böylece yoğunluk 750 kişi / hektardan 3250 kişi / hektara artmış ise de mevcut Paris kentinden daha kalabalık olmayacaktır.Bu gökdelenlere uluslararası şirketlerin idari merkezlerini yerleştirmeyi öneren Le Corbusier bir kez daha idarenin ve idarecilerin kentteki önemli rolünü vurgulamıştır. Le Corbusier’ye göre Plan Voisin, 14. Louis, 15. Louis ve Napolyon’un bıraktığı Paris’i düzenleme geleneğini sürdürmekte, yığınları egemenliği altına alacak ruhu yaratan eserleri önermektedir.

 

Le Corbusier’nin büyük işverenlerle olan ilişkisi, Plan Voisin’in gerçekleşmesi için onlardan destek alamayınca azalmıştır. Bu düş kırıklığı 1928-1930 yılları arasında Sovyetler Birliği’ne ve 1929’da Güney Amerika’ya  yaptığı gezilerin kuvvetli etkisiyle birleşince ideal kent formu ile ilgili önerisi önemli ölçüde değişmiştir. Işıyan Kent önerisi Le Corbusier’nin fikirlerindeki bu değişmelerden kaynaklanmaktadır.Işıyan Kent, yeni bir tip, mutluluk ve temel zevklerle parıldayan modern zamanların kenti olacaktır.

 

1930’da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki borsa krizi, Le Corbusier’nin Voisin planına yeterli destek bulamamasından dolayı zaten sarsılmış olan kapitalizm ve parlamenter demokrasiye olan inancına son darbeyi indirmiştir. Böylece, Le Corbusier, topluma düzen getirebilmek için daha otoriter bir sistemin gerekli olduğuna karar vermiştir. Bir alternatif arayışı içinde, aşırı sol ve aşırı sağın birbiriyle çelişen fikirlerini birleştiren sendikalaşma ile karşılaşmıştır. Fransa’da 1880 ve 1890’lı yıllar arasında doğan sendikal hareket bir yandan üretim araçlarının mülkiyetinin ve idaresinin işçiler tarafından ele alınmasını savunurken, öte yandan toplumun işlemesine kesin bir düzen getirecek hiyerarşik yapıları desteklemiştir. Sendikalizmin bu çelişen prensipleri, Le Corbusier’nin ideal kent önerisinde kolektif düzen ve kişisel özgürlüğü, otorite ve katılımı birleştirme girişimlerine uygundur. Le Corbusier, 1922’deki Çağdaş Kent önerisinde böyle bir kombinasyonu zaten önermiştir, ancak bu öneri Işıyan Kent’te olduğu kadar kuvvetli değildir. Başka bir deyişle, önceki önerisinde kolektif düzen tamamen gerçekleşmemiştir çünkü özgür bir yarışma ortamında özel işletmeler Çağdaş Kent’i yönetmiş, tek bir otoritenin herşeyi yönetmesine izin verilmemiş, ayrıca kişisel özgürlük ve katılım, gerçekçi bir biçimde uygulanmamıştır çünkü konut alanları kişilerin gelir düzeylerine göre ayrılmıştır. 1920’lerin sonu ile 1930’ların başında Le Corbusier’nin kapitalizmden ve parlamenter demokrasiden soğuması, düşüncelerini sendikal hareketin temel ilkelerine göre netleştirmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Işıyan Kent’in sosyal yapısının, tabanda işçi birliklerinin, üstte uzman danışmanların yer aldığı doğal hiyerarşilerin piramiti olmasını önermiştir. Bu şemaya göre Le Corbusier, Saint-Simon’un öğretilerinde olduğu gibi Işıyan Kent’te hükümet yerine üretimin yapısına dayanan hiyerarşik bir idari yapı önermiştir. Politika yerine evrensel insani doğrular ve teknik gerçekler üzerine kararlarını dayandıran liderler toplumda düzeni sağlayabilirdi çünkü onlar tek otorite olacaktır ve böylece Le Corbusier’nin kendi önerilerinin uygulanmasında karşılaştığı problemlerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır. La Ville Radieuse kitabının açılış cümlelerinde planların politika olmadığını belirten Le Corbusier, politik olmadığını, tarafsız kaldığını iddia etse de aslında Işıyan Kent önerisinde özel politik imaları olan bir teknik ve sosyal organizasyon sistemi önermektedir.

 

Işıyan Kent önerisinde sadece kolektif düzen değil kişisel özgürlükler Çağdaş Kent’e göre daha fazla uygulanmaktadır. Işıyan Kent’te Le Corbusier, Çağdaş Kent’te sınıf farklılıklarıyla ilgili olan konut alanlarının konum ve tiplerindeki farklılıkları ortadan kaldırmaktadır. İş yapısındaki katı hiyerarşi yerine Işıyan Kent’teki konut alanları sınıfsız bir toplum için tasarlanmıştır. Le Corbusier, La Ville Radieuse isimli eserinde1914’ten sonraki onyedi yıl içinde konut alanları ve kent planlaması üzerine yaptığı araştırmalar süresince düşüncelerinin zengin veya fakir ile ilgili değil sadece “insan” ile ilgili olduğunu iddia etse de, bu fikrin ilk gelişmiş uygulaması 1930’daki Işıyan Kent önerinde ortaya çıkmaktadır.Işıyan Kent’te zeminin sadece %15’ini kaplayan ve “Unite” olarak adlandırılan yüksek konut blokları, endüstriyel hiyerarşi içindeki kişilerin konumundan bağımsız bir biçimde spor merkezleri, kreşler gibi ortak servislerden herkesin eşit olarak faydalanabilmesini sağlamaktadır. Gerçekten de her biri 2700 kişiyi barındıran Unite’lerdeki dairelerin verilmesi kişilerin endüstriyel hiyerarşi içindeki konumu ile ilgili değil, her ailenin büyüklüğü ve gereksinimleri ile bağıntılıdır.

 

Le Corbusier’nin önerdiği ideal kentlerdeki konut alanlarındaki yaşamla ilgili düşüncelerindeki değişimler 1928-1930 yılları arasında daha önce sözü edilen Sovyetler Birliği gezilerinden etkilenmiş olmalıdır. Toplumsal organizasyon çabalarının gerçek temelinin kişisel özgürlük olduğuna kuvvetli bir biçimde inandığı için  komünizme karşı olmasına rağmen Le Corbusier otoriter bir hükümetin toplumda değişiklikler yapma olanağından etkilenmiştir. Komünist veya faşist her türlü otorite Le Corbusier tarafından önerilerinin gerçekleştirilmesi uğruna benimsenmiştir. Böylece, Sovyetler Birliği’nin otoriter bir hükümetle desteklenen sınıfsız sosyal yapısı Le Corbusier tarafından Işıyan Kent önerisinde uygulanmıştır. Aslında, Işıyan Kent düşüncesi bile Sovyetler Birliği ile ilişkilerinden doğmuştur. 1930 yılında Sovyetler Birliği’ndeki yetkililer Le Corbusier’ye bir anket göndermişler ve Moskova’nın geleceği için önerilerini belirtmesini istemişlerdir. Le Corbusier anketi yanıtlamakla kalmamış, aynı zamanda makine-çağı kentlerindeki sosyal organizasyon düşüncesini tarifleyen onyedi eskiz göndermiştir.Moskova’ya Yanıt olarak adlandırılan bu çalışmanın daha sonra başlığı Işıyan Kent olarak değiştirilmiştir çünkü Le Corbusier, Rus, Fransız veya Amerikan olması gerekmeyen pek çok güncel gerçekle ilgilenmektedir.

 

Le Corbusier’nin Sovyetler Birliği’ne gezileri sadece ideal bir kentteki sosyal yapıyı değil fiziksel yapı hakkındaki önerisini de değiştirmiştir. Işıyan Kent Çağdaş Kent’te olduğu gibi merkezi değil, organik büyüme ve biyolojik gelişmeyi mümkünleştiren birbirine paralel bölgelerden oluşan lineer bir forma sahiptir. İdari merkez (baş) ve kültürel merkez (kalp) haricinde tüm diğer bölgeler birbirinden bağımsız olarak lineer bir biçimde gelişebilir. Bu form Miluitin’in Stalingrad için 1928-30 yıllarında geliştirdiği lineer şemayı andırmaktadır. Fakat, Le Corbusier’nin Işıyan Kent için önerdiği sınırsız biçimde uzayabilen lineer form, onun 1929 yılında Güney Amerika’ya yaptığı gezi sırasında Rio de Janeiro’nun doğal lineer formundan esinlenmesinden kaynaklanmış olmalıdır. Bu etkiler Işıyan Kent önerisinin gelişmesine yol açmakla kalmamış, Rio de Janeiro (1929) ve Cezayir (1931-1933) gibi gerçek kentlerin şemalarının oluşumunu da etkilemiştir. Çağdaş Kent ve Işıyan Kent önerilerindeki sosyal ve fiziksel farklılıklar Le Corbusier’nin insan-çevre ilişkilerine genel yaklaşımını etkilemez; bir başka deyişle, Le Corbusier bu ikinci ideal kent önerisinde de modern insan için inşa edilecek evin disiplinli bir makine olması halinde bireyin özgürlüğünü geri getireceğini, mimarın toplumu şekillendirebileceğini ve eğitebileceğini savunmuştur. Hatta çağdaş toplumun hastalıkları için sadece mimarlığın ve kent planlamanın gerçek çare olabileceğini ileri sürerek mimari determinizme inancını yansıtmıştır.

 

Le Corbusier’nin üçüncü ideal kent önerisi lineer kent kavramının bölgesel ölçekte geliştirilmesini içermektedir. 1939’da yazılan ve 1941’de yayınlanan Sur les quatre routes başlıklı kitabı Le Corbusier’nin kent planlamasına yaklaşımındaki farklılıkları yansıtır. Bu eserde, daha önceki iki kentsel şemasının ilkelerini genelde tekrarlasa da, ilk kez olarak karayolları, su yolları, demiryolları ve havayolları olarak dört kategoride topladığı ulaşım sistemlerinde gerçekleşen değişime dayanan bölgesel planlamanın önemini vurgular. Le Corbusier’nin üçüncü ideal kent önerisi olan endüstriyel lineer kent Le Corbusier ve François de Pierrefeu tarafından yazılan ve 1942’de yayınlanan La Maison des Hommes isimli kitapta açıklanmaktadır. Bu kavram, Le Corbusier ve ASCORAL’ın diğer dokuz üyesi tarafından yazılan ve 1945’de yayınlanan Les Trois Etablissements Humains başlıklı kitapta daha da geliştirilmiştir. Bu kitaplarda Le Corbusier, tarımsal, ticari ve endüstriyel olarak isimlendirdiği üç temel insan yerleşmesini belirlemektedir. Ona göre, ilk iki yerleşim tarihte daha önce geliştirilmiştir, üçüncüsünün ise Makine Çağı’nın bir gereksinimi olarak yaratılması, diğer ikisinin ise güncel gereksinimlere uyarlanması gerekmektedir. Bu sistem içinde, tarımsal üretim birimi, karayollarıyla ilişkili bireysel çiftlik birimlerinden ve kooperatif köylerden oluşacak, buralardan ana havaalanlarına kolay bir biçimde ulaşılabilecek, dağıtım, idare, ticaret ve kültür merkezi olarak önerilen merkezi kentler gereksiz uzantılarından ayıklanarak uygun değişim için gerekli orana küçültülecektir.

 

Le Corbusier üç insan yerleşmesinin birleşmesine dayanan bölgesel yerleşim dokusunun kent ve kırın kentleşmesini sağlayacağını belirtmektedir. Bu bağlamda, Le Corbusier’nin önerisi, 1920’ler sonunda Sovyetler Birliği sınırları içinde mevcut nüfusu yeniden dağıtmayı benimseyen kent karşıtı plancı grubuyla, mevcut kentlerin bakımını ve yeni kent merkezlerinin oluşumunu savunan grubun arasındaki çelişkileri gidermeyi amaçlamıştır. Bu bölgesel yerleşim dokusu içinde endüstriyel lineer kent, Le Corbusier’nin 19. yüzyıl kentine alternatif olarak önerdiği Çağdaş kent ve Işıyan Kent önerilerinden sonraki üçüncü kentsel form önerisidir. Bölgesel yerleşimdeki çiftlik birimi, La Ville Radieuse‘de ele aldığı Işıyan Çiftlik önerisini anımsatmaktadır, sosyal, ticari ve kültürel ilişkilerin kurulduğu merkezi kent ise yine daha önceki kent planlama önerilerinin bir başka biçimidir. Ancak, endüstriyel lineer kent tamamen yeni bir kavramdır. Burada tarif edilen lineer kent yine lineer bir forma sahip olan Işıyan Kent’ten farklıdır çünkü Işıyan Kent’teki idari, ticari ve endüstriyel fonksiyonları içermez. Bu kent, Le Corbusier’nin modern endüstrinin temel gereksinimi olan hammaddelerin ve imal edilmiş ürünlerin ulaşımına hizmet eder; idari, ticari ve hükümet fonksiyonları ise lineer kentlerin kesişme noktalarında yer alan merkezi kentlerde çözümlenir. Endüstriyel lineer kentte fabrika kompleksleri, kanallar, karayolları ve demiryollarından oluşan üç ulaşım arterinin kenarında sıralanmış olup, içinden bir karayolu geçen yeşil bir kuşak aracılığıyla fabrika komplekslerinden ayrılan konut alanları ise endüstriyel alana paralel olarak yerleştirilmiştir. Laboratuarlar, kütüphaneler, çeşitli araştırma merkezleri ve üniversiteleri barındıran yeşil alanlar, endüstriyel kent ile merkezi kent arasında da önerilerek her iki kentteki kişilerin buluşmasına olanak sağlayacak bir tampon bölge sağlamıştır.

Le Corbusier endüstriyel lineer kentten çok şey beklemektedir. Politik görüşleri ne olursa olsun tüm reformcuların ilgilendiği sorunları endüstriyel lineer kentin çözeceğine inanmaktadır. Soriay Mata’nın lineer kenti dünyanın tüm köşelerine uzanmış olarak düşünmesine benzer bir biçimde Le Corbusier endüstriyel lineer kenti, 19. yüzyılda demiryolu ulaşımından kaynaklanan uzantıları olan kentlere bir alternatif olarak Avrupa’nın  tümünü kaplayacak şekilde önermektedir. Endüstriyel lineer kent her türlü sosyal probleme bir deva olarak sunulmakta, hatta Soğuk Savaş’a bir alternatif olarak önerilmektedir.Avrupa’nın her tarafına uzanan lineer kent hiçbir ülke sınırını tanımamakta, bu bağlamda Le Corbusier’nin Saint-Simon tarzında, politika üstü, ideolojik ve milli sınırlardan arınmış, teknoloji ve coğrafyanın objektif mantığıyla birleşmiş  bir Avrupa hayalini yansıtmaktadır. Le Corbusier’ye göre endüstriyel lineer kent, uygun büyüklükte ekonomik birimler aracılığıyla ülkeler arasında birlik ve dayanışma yaratacaktır.

 

Le Corbusier tüm yaşantısı boyunca kentsel tasarım önerilerini gerçekleştirmek için sürekli olarak olanakları araştırmıştır. Daha önce belirtildiği gibi, ideal kent yapısı ile ilgili değişen fikirlerini yansıtmak amacıyla çeşitli yazılar ve çizimler üretmiştir. Ancak, Le Corbusier’nin fikirlerini kentsel ölçekte gerçekleştirmesi için tek fırsat, Hindistan’da doğu Pencap’ın liderleri tarafından 1951 yılında yeni başkent Chandigarh’ı planlamak amacıyla seçildikten sonra ortaya çıkmıştır. Brezilya’nın 1957-1960 yılları arasında inşa edilen yeni başkenti Brasilia’da da Lucio Costa’nın planlama yaklaşımında ve Oscar Niemeyer’in tasarladığı binalarda Le Corbusier’nin düşünceleri etkili olmuştur. Gerek Le Corbusier’nin uygulaması olan Chandigarh’da, gerekse Le Corbusier’nin düşüncelerinin başka plancı ve mimarlar tarafından uygulandığı Brasilia’da inşaat sürecinin bitiminde mimar ve plancıların beklentileri ile gerçek durum arasında çeşitli çelişkiler ortaya çıkmıştır.  Bu uygulamalar, Vers une architecture‘ün final cümlesinde güçlü olarak yansıttığı mimari determinist yaklaşımın olumsuz sonuçlarını yansıtan yaşayan örneklerdir:

 

“Mimarlık veya Devrim

Devrim engellenebilir”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2014 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7967 - unknown - 54.234.59.94