27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

 

Le Corbusier’nin “400 000 Nüfuslu Bir Yeşil Kent Teması Üzerine İzmir Nazım Planı” Önerisi

CÂNÂ BİLSEL

 

Le Corbusier’nin şehircilik çalışmaları arasında İzmir Nazım Planı önerisi, kendisinin yayınladığı kitaplarda yer almasına karşın fazla bilinmeyen, ya da uygulama olanağı bulamamış şematik bir plan önerisi olarak kaldığı için şimdiye dek araştırmacılar tarafından üzerinde fazla yorum yapılmayan bir projedir. Bunda, planın İzmir Belediyesi’ne gönderilmiş olan orijinal paftalarının kayıp olmasının da önemli bir payı olsa gerek. Bu çalışma ise, Paris’te Fondation Le Corbusier arşivlerinde korunmakta olan orijinal plan eskizlerine, plan raporuna ve İzmir Belediyesi ile Le Corbusier arasındaki yazışmalara dayanılarak gerçekleştirilebilmiştir.

 

İzmir Belediyesi’nin Le Corbusier ile ilişkisi 1938 yılına uzanmakla birlikte, Le Corbusier “400 000 Nüfuslu bir Yeşil Kent teması Üzerine İzmir için Nazım Plan Projesi” olarak adlandırdığı plan önerisini 1948 yılı sonlarında gerçekleştirmiştir. Bu nedenle bu plan, mimarın İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında geliştirdiği şehircilik yaklaşımlarını yansıtmaktadır. Bunlardan en önemlisi, Le Corbusier’nin, 1942 yılında toplanan bir çalışma grubu ile birlikte yapmış olduğu “Les Trois Etablissements Humains” (“Üç Beşeri Tesis”) başlıklı araştırmasıdır. İlk kez bu çalışmada ortaya atılan yerleşmeler sistemine ilişkin kuramsal çerçeveyi, Le Corbusier, 1959 yılında bu kez kendi çalışmalarından örnekleri de ekleyerek, “L’Urbanisme des Trois Etablissements Humains” (“Üç Beşeri Tesis Şehirciliği”) adı altında yeniden yayınlamıştır. Bu çalışmada yeryüzündeki insan yerleşimleri fiziksel ve beşeri coğrafya açısından ele alınmakta ve “makina uygarlığı”nın gereklerine göre birbiri ile “organik” ilişki içerisinde üçlü bir yerleşmeler modeli önerilmektedir. Bunlar tarımsal üretim ünitesi, lineer endüstri sitesi ve radyokonsantrik kentlerdir. Coğrafya kuramlarının yerleşmeler sistemine ilişkin soyut modellemelerinden etkilendiği açık olan bu araştırmada, soyut ve ütopik bir yerleşmeler sistemi önerilmekte, bölge ölçeğinde yerleşmeler arası ilişkiler üzerinde önemle durulmaktadır. Le Corbusier İzmir planına yaklaşımında da kente bölge ölçeğinden yaklaşır. Sözü edilen çalışmada Le Corbusier özellikle “yeşil kent” ve “lineer endüstri sitesi” modelleri üzerinde durarak bu modelleri en ince ayrıntısına kadar tanımlamıştır. 1948 yılında toplanan CIAM kongresinde ise bu kuramlar tartışılır ve kent planlamasında uygulanacak yaklaşımı sistematize etmeyi amaçlayan bir yöntemsel çerçeve tartışılarak benimsenir. Le Corbusier’nin la Grille d’Urbanisme (Şehircilik Çerçevesi) olarak da adlandırdığı bu Şehircilik İlkeleri Yöntemsel Çerçevesi’nde, kent planlamasına bölge ölçeğinden alt ölçeğe doğru tümdengelimci bir sıra içerisinde yaklaşılmakta, farklı ölçek ve işlevleri farklı kategoriler altında inceleyen bir yöntem belirlenmektedir. İzmir nazım planı önerisi Le Corbusier’nin bu yöntemi uyguladığı örnek bir plan niteliğindedir.

 

1930’ların modernleşme atılımı içerisinde, Batı kaynaklı şehircilik modelleri Türkiye’de uygulama olanağı bulmuştur. Ancak, İzmir Belediyesi’nin merkezden bağımsız bir kararla, Le Corbusier’ye yönelerek, kendisinden İzmir’in “gelecekteki kentleşmesine ilişkin görüşlerini” içeren bir nazım plan talep etmesi, benzeri olmayan tekil bir örnek oluşturmaktadır. Bu dönemde Türkiye’de egemen olan siyasal ve toplumsal çağdaşlaşma ideolojisi ile şehircilik ve mimarlık alanındaki modernizm ideolojisinin ne kadar buluştuğu ya da ne denli örtüşebildiği sorunu önemli bir araştırma konusu. Ancak bu makalede, bundan çok Le Corbusier’nin plan önerisi, planlamaya yaklaşımı ve bu planda önerdiği yerleşim modelleri tartışılacaktır.

 

DR. BEHÇET UZ VE LE CORBUSIER:

İZMİR’İN PLANLAMASI ÜZERİNE YAZIŞMALAR

İzmir kenti 1930’lu yıllarda, Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz’un önderliğinde kapsamlı bir imar etkinliğine konu olmuş, kentin 1922 yangını ile yerle bir olmuş olan merkez ve konut alanları bu dönemde yeni baştan inşa edilmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşunun hemen ardından 1924-1925 yıllarında Fransız şehirci Henri Prost’un danışmanlığında René ve Raymon Danger tarafından hazırlanmış olan imar planı, bu yıllarda belediye tarafından revize edilerek uygulanmıştır. İzmir’de Konak, Basmane ve Alsancak arasında kalan alanda, Fransız Beaux-Arts şehircilik yaklaşımını yansıtan bu plana göre ışınsal bulvar ve caddeler açılmış, meydanlar düzenlenmiştir. Planda, içerisinde üniversite yapılarının yer alacağı bir yeşil park olarak önerilmiş olan alanın genişletilmesiyle, İzmir Kültürpark ve Uluslararası Fuar alanı Behçet Uz’un etkin yönetimi altında yine bu dönemde gerçekleştirilir. 1930’lu yılların sonuna gelindiğinde ise, yangın alanlarının imarının tamamlanmasının ardından İzmir Belediyesi, Danger-Prost planının kentin gelişmesini yönlendirmekte artık yetersiz kaldığı gerekçesiyle bu planı uygulamayı durdurur. Danger-Prost planının mevcut kentsel alanın çevresinde “bahçe-kent” tarzında yeni konut mahalleleri öngörmesine karşın, yangından korunmuş olan tarih kent merkezi üzerinde herhangi bir müdahaleye olanak vermemesi, bu planın uygulanmasından vazgeçilmesinin en büyük nedeni olmuştur.

 

Ankara’dan Nafia Vekaleti’nin İzmir Belediyesi’ni, plan dışı uygulamaları konusunda uyarması üzerine, belediye yetkilileri yeni bir imar planının hazırlanması amacıyla araştırmalarına başlarlar. Bu amaçla, aralarında o dönemde Türkiye’de planlama çalışmalarını sürdürenlerin de olduğu, Prost, Jansen, Lambert, Royer ve Ehlgötz gibi yabancı şehircilik uzmanlarından İzmir’in planlaması üzerine görüş alınır.Ancak bu arada İzmir Belediyesi, Nafia Vekaleti’nin onayı dışında Le Corbusier ile ilişkiye geçer.1938 yılı sonlarında belediye başmühendisi Cahit Çeçen, mimarı, Paris’te rue de Sevres’deki atölyesinde ziyaret eder. Le Corbusier o sırada Cezayir kentinin planlaması üzerinde çalışmaktadır ve İzmir Belediyesi’nin, İzmir için yeni bir kent planı hazırlaması konusundaki teklifini büyük ilgi ile karşılar.

 

İzmir Belediyesi’nin bu girişiminde Le Corbusier’nin “beynelmilel şöhrete malik” olan bir “mütehassıs” olarak tanınmaya başlaması önemli ölçüde rol oynamış görünmektedir. Mimarın o sırada Fransız yönetimi altında bulunan Cezayir kentinin planlaması üzerinde çalışmakta oluşunun da İzmir Belediyesi’nin Le Corbusier’ye yönelmesinde payı olduğu düşünülebilir. Bu dönemde Akdeniz çevresindeki liman kentleri arasında bir modernleşme yarışı sürmektedir. Le Corbusier’nin Obus Planı ile Cezayir kenti için geliştirdiği vizyoner şehircilik modeli ve modern kent imgeleri ilgi uyandırmış olmalıdır. Buna karşılık, Ankara’da Nafia Vekaleti yetkilileri İzmir Belediyesi’nin bu girişimini onaylamamakta, yabancı şehircilerin kenti yeterince tanımadan yaptıkları planlardan fayda sağlanamayacağı savını ileri sürmekle birlikte, İzmir için bir nazım planı elde etmek üzere uluslararası bir şehircilik yarışmasının açılmasını önermektedirler. Gerçekte, Ankara’da Jansen planının uygulanmakta olduğu bir dönemde bakanlık yetkililerinin bu tepkisinin gerisinde, yerleşik meslek çevrelerinde Le Corbusier’nin, yetkinliği olmayan, tartışmalı bir isim olarak görülmesinin yattığı söylenebilir. Buna karşılık, İzmir Belediyesi, Ankara’nın yönlendirmesinden bağımsız bir karar alarak, henüz sınanmamış, avantgart bir şehircilik yaklaşımından yana tavır almıştır. Belediye’nin bu tutumunda, kentin geleceğini belirlemekte yerel yönetimin bağımsız olma isteğinin egemen olduğu açık olmakla birlikte, modernist, fonksiyonalist bir şehircilik modelinin ne denli bilinçli tercih edildiği tartışmaya açık kalmaktadır.

 

Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz ve Le Corbusier arasında yapılan çok sayıda yazışma sonunda, Le Corbusier ile İzmir Belediyesi arasında, mimarın, belediyenin kuracağı şehircilik bürosunun teknisyenleri ile görüş alış verişi içerisinde, “İzmir kentinin gelecekte alacağı biçim” konusunda düşüncelerini içerecek bir nazım plan şeması hazırlaması konusunda anlaşmaya varılır ve bir sözleşme imzalanır.Ancak bundan kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verecek ve Le Corbusier’nin İzmir’e gelmesi savaş nedeniyle mümkün olmayacaktır. Le Corbusier ile Behçet Uz arasındaki yazışmalar bir süre daha devam eder ve sonra kesilir.

 

Sözleşmenin imzalanmasından yedi yıl sonra, savaşın sona ermesinin ardından, İzmir Belediyesi ile ilişki kuran bu kez Le Corbusier olur. 6 Mart 1946 tarihli mektubunda, belediye ile imzalamış olduğu sözleşmeyi hatırlatmakta, belediyenin kendisine yapmış olduğu ödemeyi gerekçe göstererek en iyi çözümün, sözleşmenin gereğini yerine getirerek İzmir’in nazım planını gerçekleştirmek olduğunu bildirmektedir. Aynı mektupta, savaş sonrasında Fransa’nın yeniden inşasının odağında bulunduğunu, Mimarlık ve Şehircilik Yüksek Komitesi’nin üyesi olduğunu belirterek, üzerinde çalıştığı projelerden söz etmeyi de ihmal etmez. Bu kez, Belediye Başkanı Reşat Leblebicioğlu ile yazışmaları sonunda, daha önce belirlenen sözleşme esasları üzerinde yeniden anlaşmaya varılır. Le Corbusier 1948 yılı sonbaharında İzmir’e gelir ve yalnızca birkaç gün kalarak incelemelerde bulunur. Bir nazım planı şeması geliştirmek üzere çalışmalara başlamasından birkaç ay sonra, 1949 yılı Ocak ayında bir rapor ve 22 planştan oluşan önerisini Paris’teki Türkiye Büyükelçiliği’ne teslim eder.

 

LE CORBUSIER’NİN İZMİR NAZIM PLAN ŞEMASI: PLANLAMA KATEGORİLERİ VE ŞEHİRCİLİĞİN DÖRT TEMEL FONKSİYONU

Le Corbusier İzmir kenti için bu nazım plan önerisini, CIAM’ın Uluslararası Yönetim Konseyi tarafından Nisan 1948’de kabul edilen “CIAM Şehircilik İlkeleri Yöntemsel Çerçevesi”ni (la Grille CIAM d’Urbanisme) temel alan sistematik bir yaklaşımla geliştirmiştir. Planı oluşturan 22 planş ve raporun kurgusu bu yöntemsel çerçevede belirlenen işlevsel sınıflandırma / adlandırma (nomenclature) sistemine dayanmaktadır. Bu çerçevede, “kentleşme” sorunsalına yaklaşımda kentin bölgesel ilişkilerinden, işlevsel organizasyonuna, yerleşime ilişkin mimari çözümlere ve planın uygulama etapları ile yasal çerçevesine kadar farklı kategoriler tanımlanmaktadır. İzmir nazım plan önerisi bu kategorilerden “çevre” (le milieu), “kentsel alan kullanımı” (l’occupation du territoire) -ya da Le Corbusier’nin deyimiyle “iki boyutlu şehircilik”, “yapılaşma ve açık alanların kullanımı” (volume bati et utilisation des espaces ambiants), “etik ve estetik” kategorileri altında düzenlenmiş planşlar üzerinde geliştirilmiştir. Le Corbusier, plan raporunun ilk bölümünde bu kategorileri izleyerek projeyi oluşturan planşların tek tek tanımlamasını yaptıktan sonra, ikinci bölümde, İzmir’in “gelecekteki kentleşmesi” konusundaki temel yaklaşımını “şehirciliğin dört temel fonksiyonu” çevresinde geliştirmektedir. Atina Kartası’nda belirlenen bu dört temel fonksiyon, habiter (oturmak), travailler (çalışmak), cultiver le corps et l’esprit (beden ve tini geliştirmek) ve circuler (dolaşmak) işlevlerini temel alan bir sınıflandırma sistemi çerçevesinde kentsel alan kullanımı (zoning), donanımlar ve dolaşım sistemine ilişkin plan önerilerini getirmekte ve son olarak yerleşim modellerine ilişkin tip mimari çözümler önermektedir. Gerçekte, Le Corbusier’nin İzmir için hazırladığı bu plan directeur şeması, getirdiği çözümlerden çok, planlamaya yaklaşımda kategoriler çevresinde geliştirilen, sistematik bir yöntemin uygulaması olması açısından önem taşımaktadır. Le Corbusier, belediyeye yazdığı bir mektubunda, planlamaya yaklaşımıyla örnek bir planlama olduğunu düşündüğü bu çalışmasını, CIAM’ın Bergamo’daki toplantısında sunmayı planladığını belirtmektedir.

 

Raporda, “çevre” kategorisi altında İzmir’in kentleşmesi sorununa kentin fiziksel ve beşeri coğrafyası açısından yaklaşılmakta; Türkiye coğrafyası, İzmir’in uluslararası ve ulusal ulaşım bağlantıları yanında, diğer merkezlerdeki nüfus yoğunlaşmaları, tarım, zanaat ve sanayi üretim merkezleri, “kültürel ve entellektüel” merkezler -rapordan anlaşıldığına göre- farklı planşlar üzerinde analiz edilmektedir.

İkinci kategoride ise, kentsel arazi kullanımı incelenmekte ve bu konuda öneriler geliştirilmektedir. Yine Le Corbusier’nin raporundaki anlatımından, bu kategorideki ilk planşta İzmir kentinin ulaşım bağlantılarının gösterildiğini anlıyoruz. İkinci planş ise 1/20 000 ölçekte arazi kullanımını belirleyen bir zoning planıdır. Bu plan üzerinde, “tolere” edilebilecek mevcut konut alanları (H2) ile çok kötü koşullarda oldukları için, Le Corbusier’nin dönüştürülmelerini önerdiği konut alanları (H7) belirlenmiştir.Üçüncü bir planş üzerinde ise, travailler (çalışma) kategorisine karşılık gelen “iş alanları” gösterilmiştir: Le Corbusier’nin Alsancak’ta önerdiği yeni liman alanı (Tp1), yeniden düzenlenmesini öngördüğü mevcut endüstri alanı (Ti1) ve önerdiği “yeşil endüstri sitesi” (Ti2) yanında, yönetime ayrılan alanlar -Alsancak’ta İş Sitesi (cité d’affaires) (TA1) ve Konak’ta Yönetim Sitesi (TA2)- bu planda belirlenmiştir. Dördüncü planş ise, cultiver le corps et l’esprit (beden ve tini geliştirme) kategorisi altında, kültür ve spor etkinliklerine ayrılması önerilen merkezleri -İnciraltı’nda bir büyük spor sitesi (Cc1), eski limandan dönüştürülecek olan yat limanı (Cc2), Konak’ta çeşitli kültür yapılarından oluşan bir kültür merkezi (CE2) ve kültürel etkinliklere ayrılmış bir alan olarak mevcut Kültürpark (CE1)-gösterilmiştir. Ne yazık ki, bu planşlar yitirilmiş olduğundan, sözünü ettiğimiz bu kategorilere ilişkin önerileri, ancak, plan eskizi üzerinden izleme olanağı bulabiliyoruz.

 

“Üçüncü boyutta şehircilik” ya da “yapılaşma ve açık alanların kullanımı” biçiminde adlandırdığı üçüncü kategori altında Le Corbusier, konut alanlarına, endüstri ve yönetim sitelerine ilişkin ayrıntıda yerleşim modelleri önermektedir. Bu planşlar arasında:

 

- Konak ve Basmane arasında kalan tarih” kesimin dönüştürülmesine ilişkin yöntem önerisi,

 

-Karataş ve Karantina’nın üst kesimlerinde önerdiği 25.000 dolayında nüfus barındıracak yeni konut sitesinin (H1) yerleşim planı (bugün Hatay Caddesi çevresindeki mahallelerin yeraldığı bu alan, o dönemde henüz yerleşime açılmamış bulunmaktadır),

 

-H1 konut alanında önerilen konut gruplarına (corps de logis) ilişkin mimari çözüm önerisi,

 

-Bu konut alanına ilişkin ulaşım / dolaşım şeması,

 

-Yönetim ve iş siteleri, liman, zanaat ve ticarete ayrılan yapıların kentsel alanda yer seçimlerine ilişkin plan,

 

-Bayraklı ve Alsancak arasında önerilen yeni “endüstri sitesi” yerleşimi,

 

-Konak ve çevresinde yer alacak yeni kültür merkezine (centre civique) ilişkin düzenleme,

 

bulunmaktadır.

 

Bunların dışında, mimar, planı ayrıntıda geliştirecek ve uygulamasını gerçekleştirecek şehirci(ler) tarafından gözönünde bulundurulması gerekli “sübjektif değerleri”, “Etik ve Estetik” kategorisi altında, üç ayrı planş üzerinde sunduğunu belirtmektedir. Raporun “Etik ve Estetik” başlıklı son bölümünde ise, Le Corbusier bu planın belediye teknisyenlerinin, şehirci ve mimarların kentin gelecekteki gelişimini yönlendirmekte “başvuracakları” bir plan directeur olduğunu vurgulamakta, yerel yöneticilere direktifler veren “yetkin uzman” tonu açıkça hissedilmektedir. Spekülatif bir takım girişimlere yol açılmaması için gerekli önlemler alınıp, gerekli kamulaştırmalar yapılıncaya kadar planın gizli tutulması gerektiğini hatırlatmayı da ihmal etmez.

 

“400 000 NÜFUSLU BİR YEŞİL KENT”

Le Corbusier İzmir nazım planı şemasını 400 000 nüfus için bir “yeşil kent” teması üzerinde geliştirmiştir. (İzmir kentinin o dönemdeki mevcut nüfusu 180 000 kabul edilmiştir). Önerdiği yeni gelişme alanları yanında bu projesinde mevcut kentsel alanı Atina Kartası’nın fonksiyonalist şehircilik ilkelerine göre yeni baştan düzenlemekte, “güneş, temiz hava ve yeşil alan” sağlamak amacıyla kentin dokusunu tümüyle dönüştürmeyi öngören bir model önermektedir. Kentsel alan dört temel fonksiyona (habiter, travailler, cultiver le corps et l’esprit, circuler) göre yeni baştan kurgulanmıştır. Hızlı ve yavaş araç trafiğinin ve yaya dolaşımının birbirinden ayrıldığı hiyerarşik bir ulaşım şeması, en üst ölçekten en alt ölçeğe kentin ilişkiler sistemini düzenlemekte; kenti bölgesiyle ve kentin farklı işlevsel alanlarını birbirleriyle sistematik biçimde ilişkilendirmektedir.

 

Le Corbusier, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ASCORAL çalışmaları kapsamında geliştirdiği “Üç Beşeri Tesis” kuramı çerçevesinde ortaya attığı “yeşil kent” (ville verte) modelini İzmir’e uyarlamıştır. Bu model özellikle önerdiği yeni konut alanlarında açıkça ifadesini bulmaktadır. Mimarın “Üç Beşeri Tesis Şehirciliği” adlı kitabının 1959 baskısında “Yeşil Kent” yerleşimini örnekleyen çizimdeki peyzajın İzmir Körfezi ile benzerliği ise dikkat çekicidir. Le Corbusier, bu konut alanlarını ayrıntılı bir biçimde etüd etmiş, ortalama 350-400 kişi/hektar nüfus yoğunluğu olan bir yerleşim ve yapılaşma önermiştir. Konut alanlarındaki yerleşim desenini ve yoğunluğunu belirlemekle yetinmeyerek bu alanlarda gerçekleştirilmesini düşündüğü yapılaşmayı ayrıntıda tip konut çözümleri ile somutlaştırmıştır. İzmir’in deprem bölgesinde yer aldığını gözönüne alarak tasarladığı 6 ve 12 konut biriminden oluşan ve kendisinin corps de logis olarak adlandırdığı tip konut grupları, küçük ölçekte birer unite d’habitation olarak da yorumlanabilir. Konut blokları, üzerinde konumlandıkları arazinin doğal yapısını bozmayacak, her yönde serbest yaya hareketlerine izin verecek ve körfez manzarasını kapatmayacak biçimde pilotis’ler üzerinde tasarlanmıştır. Konut alanlarında, kentin diğer alanlarında olduğu gibi, yol sistemi trafiğin hızına göre ayrıştırılmış, konutlar çevresinde serbest yaya yolları her yönde yaya hareketini sağlamaya yönelik olarak tasarlanmıştır. Le Corbusier, bu alanlarda herkesin, her yönde serbest dolaşımını sağlamak için, arazide özel mülkiyete izin verilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Mimar konut alanlarında, okul, sosyal merkez, gençlik klübleri ve alış veriş merkezleri gibi sosyal donatılar da önermiştir. Bunlar, planda şematik bir biçimde, çeşitli büyüklüklerde siyah noktalar olarak gösterilmiştir.

 

TARİHİ KENT VE TABULA RASA

Le Corbusier kentin mevcut konut alanlarının çevre koşulları açısından bir değerlendirmesini yapmış; bunları”tolere” edilebilir alanlar ve kötü koşullardaki alanlar (taudis) olarak sınıflandırmıştır. Tolere edilebilir bulduğu alanlar, Alsancak ile Konak ve Basmane arasında kalan ve Danger-Prost planına göre 1930’lu yıllarda inşa edilmiş olan mahallelerdir. Buna karşılık, Le Corbusier, kentin Kadifekale eteklerinde uzanan ve Kemeraltı çevresindeki tarihi merkezi saran tarihi mahalleleri “tolere edilemez” bulmuş ve bu alanlar için bir dönüşüm modeli önermiştir. Bu modele göre, Kadifekale eteklerindeki eğimli mahalleler üzerine, topoğrafyadan ve mevcut sokak dokusundan bağımsız, ızgara planlı bir yol ağı açılacak ve bu alandaki yapılaşma zaman içerisinde bu yol ağına referansla, “yeşil kent” ilkeleri gözönüne alınarak yenilenecektir. Ancak Le Corbusier, ilginç bir biçimde bu yol ağını, kendi önerdiği ana ulaşım arterleri ile hiçbir biçimde ilişkilendirmemiş, raporunda ise bunun belediye teknisyenlerince ilerde yapılabileceğini belirtmiştir. Buna karşılık, bu mahallelerden, Kemeraltı tarihi merkezine doğru ışınsal bir biçimde inen mevcut ana arterleri yapılaşmadan bağımsız bir biçimde korumaktadır.Kemeraltı sokağı, toplayıcı bir ana arter olarak bırakmış, ancak arkasındaki öneri konut mahallelerinden bir yeşil kuşakla ayırmıştır. Kemeraltı’nda ise tarihi camileri koruyarak geri kalan ticari dokuyu tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Kemeraltı ile Konak arasında kalan ve bugün tarihi depo yapılarının bulunduğu eski liman alanı Üzerinde önerdiği büyük bir yeşil alan içerisinde, yönetim ve iş merkezinin ville radieuse tarzındaki bloklarını yerleştirmiştir.

 

Le Corbusier’nin İzmir’in tarihi kent dokusuna karşı benimsediği bu tabula rasa tavrı, onun ilk kez 1925’te “Plan Voisin” ile Paris’in tarihi merkezi için ortaya attığı dönüşüm modelinden ilke olarak çok da farklı değildir. Ancak İzmir’in tarihi çekirdeği için önerdiği yerleşim düzeni, kent merkezindeki ville radieuse tarzı yüksek bloklar dışında, “Üç Beşeri Tesis”te geliştirdiği, daha düşük yoğunluklu “yeşil kent” (ville verte) modelinin bir uygulaması niteliğindedir. Le Corbusier’nin düşüncesine göre salt anıt niteliğindeki yapılar, kentin silueti içerisinde taşıdıkları estetik değer dolayısıyla korunmaya değerdirler; kentsel dokunun ise, “güneş, temiz hava ve yeşil alan” ilkelerine göre yenilenmesi kaçınılmazdır. Raporunda yer alan şu satırlar, mimarın korumaya nasıl yaklaştığını açıkça ifade etmektedir: “Gridin tarih” anıtlarla, camilerle ya da hanlarla üst üste çakışması durumunda, bu anıtlar, avluları, meydancıkları ile hoş birer merkez olarak korunabilirler.”

 

Le Corbusier’nin tarihi çevreye karşı bu yaklaşımının, yerel yönetimin plandan beklentilerine bir yanıt olup olmadığı ise bir başka tartışma konusudur. Ancak başlangıçta İzmir Belediyesi’nin Le Corbusier’ye plan yaptırmak konusundaki kararlılığının nedenlerinden birinin de, belediyenin tarihi mahallelerde yapmak istediği yenileme olduğu savunulabilir. Dr. Behçet Uz’un, Henri Prost’un tarihi çevrenin korunması yönündeki görüşüne karşı yaptığı savunma ilginç bir biçimde Le Corbusier’nin yaklaşımı ile örtüşmektedir:

 

“Prost’un nokta-i nazarları İzmir için bazı meselelerde kabili tatbik değil, İzmir hiçbir kıymeti inşaiyesi olmayan herhangi bir mabedi yol ortasında süs diye korumaya asla taraftar değildir. Fakat bir Mimar Sinan eserini bulunca hemen onu layık olduğu şekilde süslemeğe ve etrafına hemen parklar vücuda getirerek orta yere almaya hemen hazırdır. Nitekim böyle kurtardığımız abideler vardır. Biz İzmir için yaptığımız planla 50 sene sonra gelecek neslin bile rahatını düşünerek yürüyoruz.”

 

VILLE RADIEUSE

İşlevsel zoning ilkeleri ve “yeşil kent” modeline göre geliştirdiği nazım plan şemasında Le Corbusier, İzmir kentinin mevcut yönetim merkezinin bulunduğu Konak Meydanı çevresinde, kendi tanımlamasıyla ville radieuse tarzında bir yönetim merkezi, yüksek bloklardan oluşan bir iş merkezi (TA2) ve bir kültür merkezi (CE2) öngörmektedir. Bu üç işlevin bir araya gelmesi ile centre civique olarak adlandırdığı kent merkezi biçimlenmekte, ve üçüncü boyutta yüksek yapılarla vurgulanmaktadır. Mimar, yönetim merkezini mevcut Hükümet Konağı’nın çevresinde geliştirmiş, o zaman henüz yıkılmamış bulunan Sarıkışla’nın yerinde ise yeşil alanlar içerisine serpiştirilmiş çeşitli kültür yapıları önermiştir. Le Corbusier’nin raporunda bu alana ilişkin olarak sözünü ettiği çizim de diğer orijinal paftalar gibi kayıp olduğundan, mimarın İzmir’in merkezi için geliştirmiş olduğu düzenleme ile ilgili ne yazık ki bunun ötesinde bir bilgi edinme olanağımız bulunmuyor.

 

Le Corbusier’nin İzmir’de ville radieuse modeline göre geliştirdiği diğer iş merkezi (cite d’affaires) için seçtiği alan ise (TA2), Alsancak’ın, kuzeyde denize doğru uzanan bölümüdür. Le Corbusier, İzmir’in 1922 yangınından kurtulmuş olan eski Punta mahallesinin tarih” yapılarının bulunduğu bu alanda, yine tarihi dokuyu ortadan kaldırarak burada yüksek ofis blokları önermektedir. İzmir’in mevcut sanayi bölgesine ve yeni inşa edilecek olan Alsancak limanına yakınlığı dolayısıyla, iş merkezi işlevine uygun bulduğu bu alanın İzmir kentinin siluetinde etkin bir konumu olmasının da mimarın bu kararında belirleyici olduğu öne sürülebilir. Le Corbusier’nin planlama yaklaşımında, işlevsel belirleyiciler kadar estetik kaygılar da ön plandadır.

 

“YEŞİL ENDÜSTRİ SİTESİ”

Le Corbusier’nin İzmir Nazım Planı şemasındaki en ilginç önerilerden biri de, yine “Üç Beşeri Tesis” kuramından aktararak İzmir’e uyarladığı “Yeşil Endüstri Sitesi”dir. Le Corbusier, kendi önderliğinde ASCORAL çalışma grubunun, soyut bir model olarak kavramsallaştırdığı la Cite Lineaire Industrielle (Lineer Endüstri Yerleşmesi) ve “Yeşil Fabrika” modellerini, İzmir’de önerdiği yeni endüstri sitesinde uygulamıştır.

 

Le Corbusier, İzmir Nazım Planı raporunda, İzmir’in ekonomik önemi üzerinde durmakta ve kentin diğer bölgelerle olan ilişkisini incelemektedir: İzmir, dışardan mal alan ve bunun ülkeye dağıtımını yapan, tüm Anadolu’dan ve kendi art bölgesinden hammadde ve işlenmiş ürünleri toplayarak “Avrupa Türkiyesi’ne” ve ülke dışına yollayan bir liman kenti olmanın yanısıra, aldığı hammaddeyi işleme olanaklarına da sahip bir kentsel merkezdir. Le Corbusier, bu tanımdan yola çıkarak, planında Alsancak’ta bir liman alanı önermekte, mevcut endüstri bölgesini bununla ilişkili olarak yeniden düzenlemekte ve yeni bir “yeşil endüstri sitesi” geliştirmektedir. Bu öneri endüstri sitesi için, mevcut endüstri bölgesinin kuzeydoğusunda ve İzmir Körfezi’nin doğusunda yeralan ve o zaman büyük ölçüde boş olan alanı seçmiştir. İzmir ve Karşıyaka gibi iki kentsel alanı birleştiren kara ve demiryolunun üzerinde uzanan bu alanı, “Üç Beşeri Tesis” kuramında, iki kent merkezi arasında doğrusal olarak uzanması önerilen “lineer endüstri sitesi” için uygun bulmuştur. Her ne kadar bu kuramda söz konusu olan kentsel merkezler, bir kent ve onun banliyösü olmaktan çok, birbiriyle eş değerde ve aralarındaki mesafe çok daha büyük olan iki kent olsa da, Le Corbusier, modeli daha küçük ölçekte bu alana uyarlamıştır. Alanın, mevcut endüstri alanına ve öneri limana yakın olması yanında, kuramda önerildiği gibi, su yolu (İzmir Körfezi), demiryolu (mevcut İzmir-Manisa hattı) ve karayolu boyunca lineer bir biçimde gelişmeye uygun olması, modelin bu alanda uygulanabilmesini olanaklı kılmaktadır. Le Corbusier, bu alan için, modelde tanımlanan, hammadde ve işlenmiş ürünlerin taşınacağı demiryolu ve karayolu ile işçilerin kente ulaşımını sağlayacak karayolunun birbiriyle kesişmemesi ilkesine uygun olarak iki alternatif dolaşım şeması geliştirmiştir. Mimar, bu alanda yer alacak endüstri tesislerinin ise, yine “Üç Beşeri Tesis Şehirciliği” çalışmasında ayrıntısı ile geliştirilmiş olan “Yeşil Fabrika” modeline göre inşa edilmesini öngörmektedir. Üretim zinciri ilkesine göre düzenlenecek olan bu fabrikalarda, işçilerin fabrikaya giriş çıkışları ile hammadde ve ürün giriş çıkışı birbirinden ayrılmalıdır. Endüstri tesisleri, ana kara yolu ve demiryolu arterleri ile, yine ona paralel olarak geride işçilerin ulaşımını sağlayan karayolu arasında, üretim zinciri mantığına uygun olarak denize dik biçimde gelişecektir.

 

Fabrika binaları arasında bölücü duvarlar bulunmamalı, aralarında yeşil alanlar düzenlenmelidir. Bu yapılar, fabrikada çalışan işçilerin gün boyu bulundukları yerden dışarıdaki doğayı görebilecekleri biçimde tasarlanmalıdır. İlginç bir biçimde, konut alanlarında olduğu gibi, endüstri sitesinde de Le Corbusier’nin Üzerinde önemle durduğu doğa-insan ilişkisi büyük ölçüde görsel bir ilişkidir. Mimar plan raporunda yeşil endüstri sitesinin dayandığı düşünceyi şöyle ifade etmektedir:

 

“Özetle, yeşil endüstri sitesinin ana ilkesi önceden tasarlanmış bir düzen çerçevesinde, endüstri kuruluşlarının bölücü duvarlar gerisine kapanarak içeride her türlü düzensizliği yaratmakta kendilerini yetkili kılmalarına engel olarak işçilere temiz ve sağlıklı bir çevre, güneş, açık alan ve yeşilden yararlanma olanağı vermektir. Bu önlemlerin başından alınması İzmir’e örnek bir endüstri sitesini gerçekleştirme olanağı verecektir. Bunun için öngörmek ve istemek yeterlidir. Böylece etik ve estetik alanında çağdaşlık yolunda büyük bir adım atılmış olacaktır.”

 

Kısaca denilebilir ki, “yeşil endüstri sitesi” önerisi, Le Corbusier’nin planlamaya işlevselci, hijyenist ve rasyonel yaklaşımını somut bir biçimde örneklemektedir. Benzer biçimde, İzmir Nazım Plan şeması ve raporu, genel yaklaşımıyla, mimarın kentin silueti ile ilgili estetik kaygıları bulunmasına ve “yeşil kent” modeli ile insan-doğa ilişkisini öncelikli bir tema olarak işlemesine karşılık, İzmir’in planlamasına son derece sistematik ve kategorik yaklaştığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

PLANIN UYGULANABİLİRLİĞİ SORUNU

Le Corbusier’nin 1949 yılı Ocak ayında Paris’teki Türk Büyükelçiliği’ne teslim ettiği plan gecikmeli olarak İzmir’e ulaşır. Le Corbusier, planın yerine ulaşıp ulaşmadığını anlamak için İzmir Belediyesi’ne üst üste mektuplar göndermiş, sonunda bunlardan birinde “Boğaz’ın öteki yakasında saatlerin farklı çalıştığı”na karar verdiğini belirten bir ifade bile kullanmıştır. Sonunda aynı yılın Temmuz ayında Belediye Başkanı Reşat Leblebicioğlu’ndan planın teslim alındığına ilişkin bir mektup alır.

 

Le Corbusier’nin İzmir Nazım Planı önerisinin, İzmir’de tam bir şaşkınlık yaratmış olduğu anlaşılıyor. Sonuç olarak bu plan önerisi, gerçekçi ve uygulanabilir olmaktan uzak bulunur. Önerdiği yeni gelişme alanlarında toprak mülkiyetini tümüyle yadsımış olması ve kentin tarihi kesimini ortadan kaldıran radikal bir tutum takınmasının, planın “ütopik” olarak nitelenmesine neden olduğu açıktır. Bunda Le Corbusier’nin İzmir’e kısa bir gezi yaptıktan sonra, projeyi geliştirme aşamasında belediye yetkilileri ile hiçbir görüş alış verişinde bulunmamasının da önemli bir payı olsa gerek. Öte yandan, kendisinin 1938’de belediye yetkililerinden gördüğü ilgiyi, savaş sonrasında göremediği anlaşılıyor. Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı sonrasında siyasi koşullar değişmiş, tek partili rejimden çok partili rejime geçilmiştir. Topyekun toplumsal değişime inancın egemen olduğu 1930’ların atmosferi büyük ölçüde kaybolmuştur. Savaş sonrasında İzmir Belediyesi’nin Le Corbusier ile önceden imzalanmış bir sözleşme olduğu için zorunlu olarak planı ona yaptırdığı, bu nedenle de fazla bir beklentisinin olmadığı anlaşılıyor. Sonuç olarak, Le Corbusier’nin İzmir nazım plan önerisi rafa kaldırılarak, 1951 yılında yeni bir imar planı elde etmek amacıyla uluslararası bir yarışma açılır. Bu yarışma sonucu birinci seçilen Kemal Ahmet Aru, Emin Canpolat ve Gündüz Özdeş’den oluşan grubun hazırladığı imar planı, İzmir kentinin gelişimini 1960’ların ortalarına dek yönlendirmiştir. Konak Meydanı ve çevresini içine alan kent merkezi için ise, yine 1950’li yıllarda bir kentsel tasarım yarışması düzenlenmiştir.

 

Le Corbusier’nin nazım plan önerisinin gözlerden uzaklaştırılmış olmasına karşın, mimarın önermiş olduğu, Konak’ta yüksek bloklardan oluşan bir yönetim, iş merkezi ve kültür merkezi, Alsancak’ta liman ve endüstri alanı gibi önerilerinin zamanla gerçekleştiği söylenebilir. Özellikle kent merkezi için önerdiği ville radieuse imgesi, doğrudan kendi projesinin uygulanması ile olmasa da, Le Corbusier’nin moden mimarlık üzerinde yapmış olduğu etkilerin dolaylı bir sonucu olarak bir anlamda gerçekleşmiş bulunmaktadır.

 

SON SÖZ

Le Corbusier’nin “400 000 nüfuslu bir yeşil kent teması üzerine İzmir için nazım planı”, bire bir uygulamaya yönelik bir imar planı olmaktan çok, uygulamayı yönlendirmek üzere, çeşitli ölçeklerde bir dizi model içeren şematik bir plan önerisi niteliğindedir. Bu plan Le Corbusier’nin “300 000 Nüfuslu bir Çağdaş Kent” (Ville Contemporraine) projesinden başlayarak, tüm yaşamı boyunca geliştirmiş olduğu, Atina Kartası’nın da ana ilkelerini oluşturan dört temel fonksiyona göre işlevsel bölgeleme (zoning), araç ve yaya dolaşımının hiyerarşik ilkelere göre ayrıştırılması ve ville radieuse gibi düşüncelerinin yansıdığı bir proje niteliğindedir. Ancak bunun ötesinde Le Corbusier, 1940’lardan sonra “Üç Beşeri Tesis” kuramı ile geliştirdiği “yeşil kent”, “lineer endüstri sitesi” gibi modelleri ve 1948’de CIAM tarafından kabul edilen “Şehircilik İlkeleri Yöntemsel Çerçevesi”nde belirlenen sistematik planlama yaklaşımını bu plan önerisinde uygulama olanağı bulmuştur.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7968 - unknown - 38.107.179.236