Norman Foster’ın
Formülü:Çokça Akıl Bir Tutam da Duygusallık
Aytanga Dener
Beni gerçekten heyecanlandıran mimarlığın içindekilerdir. Bu
biraz şeflik gibi. Bir ziyafet için pahalı malzemelere veya büyük fırsatlara
gereksiniminiz yoktur. Mimarlık için de bunun doğru olduğuna inanıyorum.”
Bu sözlerle Foster hem tasarım konusundaki düşünsel
yaklaşımını hem de uygulama yapma biçimini özetler gibidir. Bir kere yaptığı
işi çok sevmekte ve elindeki malzemeyi içi titreyerek biçimlendirmektedir. O,
basit ama yerinde ve yeterli kullanılan öğeler ile her zaman farklı bir lezzet
sunmak çabasındaki ahçıbaşıdır. Elinin kararı oldukça iyidir, malzemeyi de
birbirine yakıştırmayı bilmektedir. Böylece insanlar karşılaştıkları kaliteden
hoşnut kalmaktadırlar.
Eleştirmenlere göre Foster’ın mimarlığının, Modern, Geç
Modern, Yeni Modern ve Yüksek Teknoloji Mimarlığı gibi sınıflamalar içinde en
çok “Geç Modern” grubu içinde yer alması yakışık almaktadır.Çünkü, Post
Modernizmin getirdiği tüm eleştirilere karşın Foster, Rogers, Hopkins, Pei ve
Eisenman gibi mimarların içinde bulunduğu bir grup modern mimarlığın ortaya
koyduğu ilkeleri sürdürmek yolunda kararlıdırlar. Bu bakımdan “Yeni Modern”
olarak tanımlanan ve Modernist formlarla oynayarak dilin barok zenginleşmesini
sağlayan Tschumi, Libeskind, Fuji, Gehry, Koolhaas, Hadid, Morphosis ve Mejduk
gibi estetikçilerden farklıdırlar .
Devamlı “yeni”yi yaratarak dünyayı değiştirmeden yana olan
Modernizm’in tarihe bakışı ise her dönemin kendi gerçeğine uygun olarak
üretilmesindeki süreklilik biçimindedir. Mimarlık ürünü, bazı toplumsal
düşünceleri yansıtabilir ancak dış gerçeği göstermede tamamen geçirgen
özellikte değildir ve kendi maddesinin iç kanunları ile yönlenmektedir;
yalnızca gerçeğin bir sembolü durumundadır. Bu bağımsız var oluş kendi
teknolojisi ile olanaklıdır. Bu durumda teknoloji idealize edilir ve
teknolojinin ütopik toplum oluşturmadaki rolü vurgulanır . Akılcılık
Modernizm’in önemli bir ilkesidir, mantıklı ve yararlı bir düzenin
oluşturulabilmesi için düşünce ve hareketlerde istikrar sağlanmalıdır. Bu yolla
dünyanın kontrol edilmesi, anlam ve değerlerde sistemleşme, günlük yaşamın
kurallara göre düzenlenmesi kolaylaşır .
Charles Jencks’e göre Modernizm salt eskiye karşı çıkmak,
başka olabilmek ve hep yeniyi yaratmak uğruna yok edicidir, değerleri
parçalayıp yıkmaktadır. En üst düzeyde kötülük yaparak en üst düzeydeki iyiliği
yakalamaya çalışmaktadır. Ne var ki çağdaşlaşmanın ideolojisi ve biçimi olan
Modernizm tüm dünya endüstrileşip sorunlar keskinleşinceye kadar devam edebilecektir.
Post Modern paradigma her yerde benimsenecektir. Zaten Yeni Modern ve Geç
Modern eğilimler Post Modern meydan okuma sonucunda gelişme olanağı bulmuştur .
Tasarımcıların ürünlerinin belirli çerçeveler içine
sokulması, onların farklı bölmelere yerleştirilerek değerlendirilmeye
çalışılması çoğu kere yanlış izlenim veren ve gerçekle tam örtüşmeyen boş
çabalar olarak kalmaktadır. Foster da söz konusu yakıştırmalara pek fazla
aldırmaksızın başlangıçta benimsediği ilkelerden sapmaz ve çizgilerinde önemli
bir değişiklik yapmadan tasarımlarını sürdürür.Onun için kalite çok önemlidir.
Ve her zaman nicelikten önce gelir. “Kalite aklın davranışıdır ve tümüyle
şeyleri yapan kişilere bağlıdır. Eğer yaptıkları işe saygıları yoksa bu
gözükür.” . Foster daima insan ve yaşam kalitesinin gerçek yaratımın özünü
oluşturduğunu düşünür. Üslup ve moda hep ikincil kalmalıdır . Çağa özgü
koşulların gerektirdiği kaliteyi yakalamada teknolojik gelişmelerin
kullanılması kaçınılmazdır. Teknoloji bir şeyi yapmak sanatıdır veya gerekenin
en uygun biçimde gerçekleştirilmesidir. Geçmiş dönemlerin mimarlığına saygı
duymak gerekir, çünkü tüm mekansal yaratımlar o günün teknolojisi ile
strüktürel bütünlük içinde yapılmıştır. Bu nedenle, günümüzde gerçekleştirilen
bazı yapılara “high tech” etiketinin yapıştırılmış olmasını da yanlıştır.
Teknoloji kültürün bir parçasıdır. Teknolojik gelişmelerin dışında kalmak
kültüre ve mimarlığa savaş ilan etmek gibidir.
Hemen bütün binalarında, daha iyi bir mekan kalitesine
ulaşmak amacıyla incelikle tasarlanmış bir strüktür ile karşılaşılmaktadır.
Malzeme ve teknolojik olanakları kullanmadaki yaratıcılığı, cesareti hiç
kuşkusuz onun mimarlık öğrenimine başladığı ilk yıllardan beri süren yapı
detaylarına ilgisi sonucunda oluşan bilgisine dayanmaktadır. Foster’a göre
“tasarım bütünden en küçük detaya kadar ulaşan bir devamlılıktır. Öncelik
açısından hiçbir detay küçük değildir.” . Yarattığı strüktürel zenginlik çoğu
kere göz kamaştırır. Stansted Londra Havayolları Binası’ndaki kafesli çatı
örtüsü ve 12 metre yüksekliğindeki ağaçtan esinlenerek oluşturduğu taşıyıcı
sistemin olgunluğu, Tokyo, Yüzyıl Kulesi’ndeki büro alanının kolonlarla
bölünmemesi için yüksek katlar arasındaki ara katlar ile getirdiği çözümün
üstünlüğü ve Frankfurt, Commerzbank Genel Müdürlük Binası’ndaki her üç katta
bir tüm büro mekanlarının farklı bir bahçeye baktığı ve rüzgar kıran bir
tabakanın ardında açılan pencerelerin şaşırtıcılığı onun sanatına hayranlık
duymayı yeterli kılar. Teknolojiyi her defasında yeni bir yapım sistemi
yaratmak üzere kullanır ve bu çaba onun mimarlığının esasını oluşturur.
Binaların kimlikleri biçimden çok ortaya konan strüktürler ile
belirginleşmektedir. Diğer bir deyişle onları okunur kılan ön plandaki taşıyıcı
sistemdir.Bu bakımdan Mies, Kahn, Le Corbusier gibi mimarların başlattığı
geleneği sürdürür ve şu açıklamayı yapar. “İçimde bir tepki oluşturan, hayran
kaldığım binaların çok hoşlandığım strüktürleri, biçim ve görünüş açısından
anahtar ögeleri meydana getirirler. Binalar beni bu yolla etkilerler.” . Hatta,
strüktür ve hizmetlerin evrim tarihi aynı zamanda mimarlık tarihidir de.
Foster’ın mimarisindeki mekan kurgusunun, kullanıcıların
karmaşaya düşmeden her zaman açıklıkla algılayabilecekleri biçimde planlandığı
fark edilmektedir. Bu nedenle hiçbir oyuna, gizemli oluşuma her yoktur. Her şey
düzenli ve akılcıdır. Mekanlardaki saydamlık göze çarpan diğer bir güçlü
özelliktir. İç mekanının dış ile iç içe olması, deyim yerindeyse dışın içeriye
alınması bazen yalnızca geçirgen yüzeylerle sağlanırken çoğu kez de bina içinde
yer alan oldukça geniş iç bahçelerle sağlanmaktadır.Doğal ışığın şiirsel boyutu
mimarı her zaman heyecanlandırır: Göğün değişen doğası, gölgenin keşfi, bir
parça güneş ışığının verdiği hafiflik olağanüstüdür. Bu hiç kuşkusuz modern dünyanın
getirdiği ilk yaz aydınlığı gibi huzurlu, dolaysız ve apaçık şiirdir.
Foster’ın tasarladığı binalara daha dikkatle bakıldığında
yaptığı araştırmaların Batı mimarlığı ile sınırlı kalmadığı anlaşılır. Farklı
etnik mimarileri de incelediği ve değişik buluşları kendi mimarisine uyarlamaya
çalıştığı görülür. Örneğin Japon mimarisindeki saydamlık, ışığın kullanılış
biçimi onu etkilemiştir. Carré d’Art’da kullandığı perdeye benzer elemanlar bu
etkinin sonucudur. Yine, Fransa’da yaptığı lise binasında sıcak iklim nedeniyle
Arap Mimarisi’nde yeri olan ve sıcak havanın serin havayı içeri çekmek üzere
kullanıldığı “güneş bacasını” uygulamıştır. Dünya üzerindeki yeni gelişmeler
onu aynı zamanda çevre değeri, kaynak tüketimi ve teknoloji kullanımı konusunda
da duyarlı olmaya itmiştir. Yettiği kadar malzeme ve enerji harcanması, son
dönemde yaptığı binalara damgasını vurmuş durumdadır. İlginç olan ekolojik
mimariye, teknolojiyi bu yönde harekete geçirerek yüksek katlı bina
tasarımlarında da işlerlik kazandırmasıdır. Bu çabanın ardında kaynakların
sınırlı olduğuna ve insan sağlık ve mutluluğunun zenginlik ve bolluk ile
gelmediğine inanması yatmaktadır. Geçmişte, kalın çizgilerle “modern” olarak
bilinen binaların yapımı sırasında enerji hesapsızca harcanmış, çevreye zarar
verilmiş ve yerel mimari göz ardı edilmiştir. Bu nedenle de insani ve doğal
olmayışı bakımından eleştirilmiştir. Toplum artık buna hoşgörü ile bakamaz.
Teknoloji, geniş yarar sağlamak için hazır beklemektedir. Ekolojik yaklaşım
içerisinde kullanılması da son derece doğaldır .
Foster, mimarlığın kamusal ile özel, eski ile yeni yan yana
getirilip bir kültürel karışım oluşturulduğunda engeller olmadan, özgürce
yaşanabilen bir ortama kavuştuğunu ve bu yolla bütünlüğe ulaşılacağını
düşünmektedir. Bu düşünce doğrultusunda Japon mimarlığını çok beğenir, çünkü
dünya üzerindeki bu tek örnekte gelenek ile akılcı tutum aralarında çelişme
olmaksızın, hatta birbirlerini tamamlayarak yan yana getirilebilmiştir. Böyle
bir yaklaşım içinde, her dönem kendi kimliğini ortaya koyabilmektedir. Bir
anlamda geçmişle bugün arasında bir kırılma olabilir, ancak bu da kendi içinde
güçlü ve uzun soluklu bir gelenektir. Devamlılık yeninin ruhunda kalıtsal
olarak vardır. Bugün, mimarlık kökü geçmişte olmasına karşın günün gereksinimlerine
dayanılarak yaratılır ve tek kalıcı şeyin değişme olduğu geleceği de önceden
haber verir. Öte yandan tarih, mimara göre detay kataloğu veya bir dizi kural
ve saygıyla izlenen durağan değerle olarak algılanmamalıdır; tersine kesintisiz
buluş, esin, keşif ve yenilik sürecidir. Post Modernizm ise eski öğelerin yan
yana eklendiği uydurulmuş, çirkin tarihi olmayan bir suçludur .
Ne var ki özellikle Post Modernizmin sorguladığı kolay
okunabilme, belirgin bir kimlik oluşturma ve toplumun büyük kesimi tarafından
fark edilebilme gibi konuların Foster’ın mimarlığında da etkileri olduğu
söylenebilir. Son dönem yapıtlarının hissedilir biçimde dışavurumcu olduğu,
daha zarif ve kolaylıkla tanınabilir bir hale geldiği gözlemlenmektedir.
Rennes’deki Viyadük, Tokyo’daki Bin yıl Kulesi, Londra’daki Helikopter Pisti
başlangıçta çoğu kez makine estetiğinden öteye gitmeyen binalara bakarak söz
konusu gelişmeye örnek gösterilebilecek çok şık binalardır. Artık daha çok
akılda kalabilen melodiler kullanmaktadır. Bu Foster’ın akılcı, olgun detayları
ile düzgün işleyen mimarlığına eklenen yeni bir olumlu yandır. Kendisi de
“yarattığımız mekanlar eğer aklımızı ve yüreğimizi yerinden oynatmıyorsa kesin
olarak yalnızca işlevlerinin bir bölümünü yerine getiriyor” demektedir .
Foster, mimarlık yapmaya 60’lı yıllarda başlamıştır. Tasarım
anlayışı üzerinde Amerika’da öğrenim gördüğü yıllarda tanıma fırsatı bulduğu
Wright’ın şiirsel yaratımı, Kahn’ın mekanda ışığı kullanış biçimi, Mies’in
mükemmeli yakalama çabası etkili olmuştur. Başlangıçta benimsediği ilkeler
bugüne değin yaptığı mimarlığı yönlendirmiş ve hemen hemen Modern Mimarlık’ın
geçirdiği aşamalara koşut bir mimari çizgi izlemiştir. Her defasında yeniyi
arama ve kullandığı malzeme ve yapım sistemiyle uyumlu biçim oluşturma konusundaki
tavrı oldukça istikrarlıdır. Çalışmalarında daima insan mutluluk ve sağlığını
esas alırken teknolojiyi bu anlamda sürekli daha kaliteli olanın
gerçekleştirilmesi uğruna kullanmaya çalışmıştır. Akıllıca tasarlanmış
strüktürler, neredeyse makine gibi kusursuz işleyen bina sistemleri, açık,
ışıklı ve kolay anlaşılır bir mekan kurgusu, basit malzemeler ve abartısız
biçimler onun mimarlık ilkelerini yansıtırlar. Düşüncelerinin uygulamalarıyla
örtüşmesi, bu birlikteliğin hiç şaşmaması onun mesleki dürüstlük anlayışının
bir göstergesi sayılmalıdır. Hiçbir zaman gösteriş yoluna sapmamış, kolay, göz
alıcı çözümlerden uzak durmuştur. İşinde hep titiz bir çalışma gösterdiği ve
ince detayların çözümünü çok önemsediği anlaşılmaktadır. Tasarımları bütününde değerlendirildiğinde
çağın getirdiği yeni bakış açılarına, çevresel değerlere eğilebilen, gelişmeye
açık, esnek bir mimari kişilik sergilediği söylenebilir. Foster’ın
kullanıcılara sunduğu bütün bu olumlu özelliklerin, daha zengin ve etkili
mekansal kurgu arayışını, biçimsel beklentileri boşa çıkarsa da insan yaşam
kalitesini pek çok açıdan arttırdığı ortadadır.