27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Bir Başka Modern

Belkıs Uluoğlu*

 

* “Aşağıda yer alan yazı, burada da belirtildiği gibi, 1992 yılında yazıldı.  O günden bu güne pek çok şey değişti, Foster üzerine (ve üzerinden) konuştuklarımız da. Ama Foster mimarisi pek değişmedi galiba, inancı aynı, “çevremizin kalitesi yaşam kalitemizi belirler”e olan inancı; değişen ise, bu inancı gerçekleştirebilmek için gerekli olan mesleki örgütlenme ve hizmet modelinin, teknolojik ve toplumsal gelişmelere ayak uyduracak biçimde yenilenmiş olması.  Foster’ın mimarisi yerine, Foster mimarisi diyorum, çünkü otuz altı yıllık meslek hayatında nereye ulaştığının resmine bir bakacak olursak ne demek istediğim daha da iyi anlaşılacak: 1. Lord Norman Foster’dan başka beş ortak - Barry Cooke’un mimarlıkla hiç ilgisi yok, sadece mali işleri yönetiyor; David Nelson endüstri ürünleri ve mobilya tasarımcısı, Spencer de Grey ve Ken Shuttleworth mimarlar; Graham Phillips de mimar ve şirkette proje yönetimi, maliyet kontrolü ve anlaşmalarla ilgili olarak çalışıyor; 1990’lı yılların başlangıcında şirkette yapı değişikliği olduğu ve bu isimlerden mali işlerden sorumlu kişi hariç (Cooke, 1997’de) hepsinin ortaklığa geçtiği anlaşılıyor. 2. Londra’daki merkezin dışında başka atölyeler. 3. Otuz dört proje yöneticisi, dokuz yönetici, yetmiş üç diğer elemanlardan oluşan kadro.  4. Foster şirketinde çalışanların uğraş alanları da şöyle: Teknik kadroda mimarlar, yardımcı mimarlar, görselleştirme uzmanları, ürün tasarımcıları, grafik tasarımcılar ve yardımcıları, iç mimarlar ve mekan planlamacıları, maketçiler yer alırken, yardımcı kadroda da muhasebe, iletişim (kişiler arası ve basın), doküman yönetimi, enformasyon teknolojisi, büro hizmetleri ve yardımcıları, personel yönetimi, sekreterya, çevirmenlik kadroları bulunuyor. 5. Ulusal ve uluslararası yüz doksan ödül ve elli yarışma. 6. Otuz iki ülkede faaliyet -farklı kıtalardan ülkelere yer verilecek olunursa bunların arasında ABD, Çin, G. Afrika, Avustralya, Kanarya Adaları, Japonya, Polonya, gibi ülkeler bulunmakta. 7. Yüksek gerilim hattından Thonet’e sandalyeye, kapı tokmağından kentsel ölçekte planlamaya, fizibilite çalışmasından villaya, metrodan ve köprüden galeri, büro, okul, mağaza, opera binası, kongre merkezi, fabrika, havaalanına, çok çeşitli ölçekte ve içerikte yapı-nesne-araştırmanın uğraşı alanına dahil edilmiş olması.

 

Bunun üzerine yorum yapmaya gerek var mı bilmiyorum, ama ben yine de kendi düşündüklerimi aktarayım.  Hem zanaatkarlığı sürdürmek (her ölçekte ve içerikte tasarlamak bağlamında), hem de çağdaş toplumsal ve mesleki örgütlenme içerisinde hareket edebilmenin yolunu arayanlara Foster ve ortakları iyi bir model oluşturabilir. Bu model, hayal gücüne ve geleceğe bakışa sahip bir “genele muktedir” şahsiyet önderliğinde örgütlenmiş, araştırmayı, farklı uzmanlık ve becerileri mimarlığın (ve hatta her türlü ürün tasarımının) vazgeçilmez bir parçası haline getirmiş, adeta geçmişte bir kişinin sahip olması beklenen becerileri bir örgütlenme içerisine paketleyebilmiş bir meslek pratiği. Yani hem hayal gücünüz olacak, hem bunu yapımın ve mühendisliğin pragmatikliğini aşarak, dünya kaynaklarını ve enerjiyi iyi yönlendirerek gerçekleştireceksiniz; hem sanatkarane düşünebilecek, hem usta bir teknoloji uzmanı gibi inşa edebileceksiniz; bu tür süpermenler, çağdaş bilgi ortamı göz önüne alındığında yerlerini süperörgütlere bırakmış durumdalar, tabii bunların başında iyi birer kumandan olmak kaydıyla…”

 

Mimarlık ortamına ve mimarlık tartışmalarına daha çok mimarinin medyada yeniden üretilmiş biçimleri yön vermekte. İnsanın, dünyanın her köşesinde olup biteni aynı zaman kesiti içinde yerinde gözlemlemesi ve mimari ortama ilişkin kendi gerçeğini oluşturması neredeyse imkansız. Bu nedenle, yorumlarımız ve yönelişlerimiz bu yeniden üretilmişlikler üzerinde temellenebiliyor. Elbette ki, bunun getirdiği sakıncalar var. Söz konusu medyanın oluşturduğu “seçilmiş” mimarlar listesinde yer alabilmek, yeteneğe ve “iyi” ya da ses getirici mimari üretmeye dayalı olmayabiliyor. Nice iz bırakabilecek mimariler o gün için gözden kaçmış ya da göz ardı edilmiş olabiliyor.

 

Son yirmi yıl içerisinde, daha çok imaj ağırlıklı bir mimari ortam bizlere sunulan. Bir yanda neredeyse giderek oyuncak fetişizmine dönüşmüş mimarileri içeren, bir diğer yanda mekansal kurguyu anlamaya imkan vermeyecek resimsi / heykelimsi anlatımların yer aldığı bu ortam içerisinde Foster, mimarinin temelini oluşturan mekansal kurguya olan titiz ve ciddi yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Bu çeşitlilik ve karmaşıklık ve hatta “ben yaptım oldu” cümbüşü içerisinde, Foster gibi “aklı başında” ve gündelik yaşamla iç içe bir mimari üretebilen bir kişinin kaybolup gitmemesi ve “seçilmişler” listesine dahil edilebilmesi, “modern olan kötüdür” sloganıyla bir kenara itilmemiş olması bizim açımızdan bir şans. Bir şans diyorum, çünkü, mimarlık yaşamını başlangıçtan itibaren tutarlılık içerisinde yürüten mimarlara -ki Foster bunlardan birisidir- özel davranmamak mümkün değil. En azından, kendi açımdan bu böyle... Tutarlılık ile de sadece biçimsel kaygıları değil, mimari ilkeler bağlamında tutarlılığı kastediyorum.Çünkü, “ben bir fahişeyim, müşteri ve ortam ne isterse onu yaparım” diyen, son günlerin modası neyse ona uygun mimariler üretenler de söz konusu.Foster’ın tutarlılığı ve bütüncüllüğünü sadece geçmişten bugüne kadar ki binaları arasında değil, tek yapı ölçeğinde, binanın kendi içinde bütünlüğü ve çevresiyle kurduğu ilişkide de buluyoruz. Bu, belirli bir yaklaşımın yansıması olsa gerek; yani, parçalanabilirlik, farklı yorumlanabilirlik, çok gerçeklilik ve irrasyonelliğin anti-tezi olan bütüncül yaklaşım ve daha da önemlisi rasyonellik. Rasyonellik deyince ilk akla gelen Modernizm oluyor. Kökleri Aydınlanma Çağı’ndan beslenen Modernizm ile bağdaştırılan rasyonelliğin, Foster’ın mimarisinin temeli olduğunu söylemek mümkün. Böylece, Foster’a da rasyonelliğinden dolayı, bir Modern demiş oluyoruz.Ancak, bunun nasıl bir modernlik olduğunu da tartışmak gerek.

 

Modernizm denildiğinde, tek bir mimari anlayış, kalıp ya da bütünlük varmışçasına hareket ediliyor ve temelde bir başarısızlık söylemi üzerine kurgulanmış negatif bir tavır söz konusu oluyor. Post-Modernist Fransız düşünürlerinin Modernizm’e ve onun rasyonalist yaklaşımına karşı çıkışlarının nedeni, her tür rasyonelliğin temelinde merkeziyetçi bir egemenlik ideolojisinin yatmasıdır. Bu nedenle, irrasyonalliğe yer verirler ve evrensel gerçekliği, dolayısıyla bütüncül yaklaşımları redderler. Böylelikle, parçalanmışlık ve aynı şeyin farklı yorumlanabilirliği merkezi egemenlik ideolojisini yakacak ve bir özgürlük ortamı oluşturacaktır. Öte yandan Habermas’a göre modernlik, bilim, ahlak ve sanatın birbirinden bağımsız bütünlüklere dönüşmesi süreci ile açıklanmaktadır. Gerekli olan, bu otonom bütünlükleri tekrar topluma kazandıracak koşulları yaratmaktır. Bunun esasını ise dilin evrensel pragmatiği oluşturur; yani, dil ile onun kullanıcısı arasında anlamsal bir bütünleşme olmalıdır. Habermas, rasyonelliği iki farklı biçimde tanımlar. Bunlardan birincisi faydacılık, ikincisi ise iletişim esasına dayalıdır. Ona göre egemenlik ve otorite, faydacı rasyonelliğin ürünüdür. İletişim esasına dayalı rasyonellik ise bir toplumsal aydınlanma aracıdır .

 

Sanırım, Foster’ın rasyonelliğini böylesi bir rasyonellik anlayışına dayandırmak mümkün. Foster, iletişime dayalı rasyonellik anlayışını somut olarak binalarında kurgulama yeteneğine sahip bir kişi. Bu da onun modernizmini farklı kılıyor. Modernizm’in başarısızlığı, insanın günlük yaşamıyla ilişki kuramamakla ve tarihi, geçmişi reddetmekle ilişkiliydi. Oysa, Foster’ın modernliği ne insanı ve onun günlük yaşamını, ne de geçmişi reddeder. “Her zaman mimarinin insana ilişkin olduğuna inandım. (...) Mimarlık zaman içerisinde var olur. Arsa (somut) ve geçmiş etkiler ile referans noktaları (soyut) onu geçmişten koparamama nedenlerimizdir” derken bu anlayışını yansıtır . Teknoloji de Foster için nesneleri yapma sanatıdır, bir zanaattir, bir amaç olmaktan çok araçtır. Teknolojiyi bürokrasinin ve yönetici kadronun tekelinden çıkarıp insanın gündelik yaşamına sokuvermiştir. Böylelikle teknoloji bir egemenlik ve otorite aracı olmaktan çok, insan yaşamına refah getiren bir araç, onun gündelik yaşamının bir parçası olmuştur; Habermas’ın anlayışıyla, topluma geri kazandırılmıştır. Foster için insanla ilişki kurma, teknolojiyi onun hizmetine sunma ile sınırlı değildir. Binalarına yaya hareketini entegre etme ve iç mekanda kullanıcıya özgürlük tanıma endişesi birçok binasının belirgin özellikleri arasındadır. Bunun için ya binayı şeffaf ve iç mekana davet edici kılar, ya da meydanlar, harekette akıcılığı sağlayan yürüyen merdivenler, görsel iletişimi sağlayan galeriler aracılığıyla binanın içine cezbeder. Bina, insan için aşılması gereken bir duvar değil, içine nüfuz edilebilir ve içinde serbestçe hareket edilebilir bir varlıktır.

 

Yere ve geçmişe duyarlılığı ise, binalarında çeşitli biçimlerde kendisini gösterir ve yine onu alışagelinen modernlik tanımının dışına çıkarır. Yere duyarlılığı, doğa ile bütünleşme ya da kent dokusu ile bütünleşme gibi farklı biçimlerde ortaya çıkar. Doğa ile binayı entegre etme çabasına çok sayıda örnek vermek mümkün. Bunlar arasında Cornwall’da R. Rogers ile birlikte yaptığı Pilot Kabini projesi (1964), yine R. Rogers ile birlikte Cornwall’daki Vean koyunda yer alan ev (1964) ve Norveç’te F. Olsen şirketinin büroları sayılabilir.

 

Kent dokusuna bağlı olarak hareket ettiği yapılar arasında yer alan Hong Kong’daki  Shanghai Bankası binasında (1986) çok katlı bir yapılaşmaya gitme gereği duymuş, ancak bunu yaparken dahi total mekan yerine ardışık mekanlar dizisi oluşturarak -meydan, tek bir giriş mekanı yerine bina içine farklı kabul mekanlarının dağıtılması gibi- geçmişe ait bir mekansal kurguyu yeniden üretme çabasına girişmiştir. Geçmişe olan duyarlılığını ise, yine birçok binasında görmek mümkün. Örneğin, Ipswich’deki W. Faber ve Dumas Yönetim Binası’nda (1975) İngiliz kentine ve Ortaçağ’ın sokak dokusuna gönderme yapmış, Londra’daki BBC Radyo Merkezi’nde (1983) All Souls Kilisesi’ne doğru binayı yararak bir yandan kiliseyle başarılı bir ilişki kurarken diğer yandan kitle biçimlenişiyle kent dokusunu devam ettirmiştir. Nimes’deki Médiathèque Binası (1984) geçmiş kültürlerle yalnızca onun biçimsel dilini kullanarak ilişki kurmanın ötesinde ilişkilerin olabileceğini ve yeni ile eskinin barışık bir biçimde bir arada var olabileceğini göstermiştir.

 

Kanımca, her mimari çağına ait olmalıdır. Foster’ın mimarisi, mekansal kurgu bağlamında ve zanaatkarane yaklaşımıyla geçmişe ve geleneğe duyarlı, ancak bugüne ait bir mimari olması açısından, yalnızca imaj değil, imaj artı mekan oluşturarak günlük yaşantıya cevap verebilmesi açısından ve malzemeden yapı detayına, yapı detayından alt mekanlara, alt mekanlardan da tüm binaya uzanan bir bütünü titizlikle kurgulayabilmesi açısından başarılıdır.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7985 - unknown - 38.107.179.239