Bugünün Mimar Figürü
Mario Botta
Sosyal değişim ve mesleğimizin yeni organizasyonu (ki onun
tarzı, gidişatı ve araçları sürekli gelişmektedir) mimarın rolünde önemli
değişimlere neden oldu. Bu, hem entelektüel hem de profesyonel açıdan
gerçektir. Ancak bu dönüşüm, genç erkek ve kadınları mimarlıktaki kariyerleri
için yetiştirmesi ve biçim vermesi gereken pek çok okul tarafından hala yeterli
bir biçimde kabul edilmiş ve kontrol altına alınmış değildir.
Bugün bir kişinin her şeyi bilmesini olanaklı kılan “yapı
kurallarına” güvenerek -ki bu geçmişe ait bir şeydir- mimarların her şeyi
benimseyecekleri bir zamanmış gibi görünmektedir. Oysa mimarların mesleğinin
temel taşlarının çoğu değişti: Yeni müşteriler, yeni uygulanan teknikler ve
çalışma yöntemleri gibi. Mimarlar, çeşitli bölgelerde hareket etmek zorundalar;
ve yeni teknolojiler ve daima değişen üretim süreçleri nedeniyle çalışmaları
farklı bir biçimde düzenlenmeli. Emeğin ve uzmanlığın ayrılması yeni
pozisyonlara eden olmakta ve zanaatkarlar sanayiden kopmaktalar. Bu nedenle
mimarlar yeni kimlik kazanmak zorundalar. Fiziksel dünyayı mevcut kültüre
dönüştürmek için tüm teknikler ve tasarım yenilenebilir olmalıdır. Kısacası,
kişi bugünün büyük gerçekliği içinde bir parça inşa edebilmek için kendini
donatmak zorundadır.
Bu, 70’lerin politik ve ideolojik kültürünün yanılsamalarını
silen, Modern Hareket tarafından oluşturulan “kahraman” mimarın amaçlarını
değiştirmektedir. Yapı mühendisi olmak yerine, mimarlar daha büyük bir ölçek
üzerinde çalışmaya başlıyorlar. Böylece, onların mimarlığın anlamı ve
hinterlant, enerji tüketimi ve ekolojinin sonuçları üzerine fikir açığa
vurmaları bekleniyor.
Daha da fazlası, bir bina dikmek ihtisaslaşmış alanların
karışık sistemini yönetmek anlamına geliyor.Eğer mimarlar, yalnızca bu çeşitli
faaliyetleri düzenlenmekten kaçınırsa, tamamen dar bilgi alanlarının karmaşık
ağını idare etmek ve kendi rollerini eleştirel bir biçimde yorumlamaya yeterli
olmak zorundadırlar.
Mimarlar, çeşitli disiplinler içinde işleyen tekniklerin artışıyla
karşı karşıya gelerek iki biçimde tepki verdiler. Bazıları uzman bir görüşle
birlikte kendi mesleklerinin araçlarını yükseltmeyi araştırdılar.Diğerleriyse,
tasarımın estetik ve ideolojik destek sağlaya özerk bir alan olduğunu iddia
ettiler: Kompozisyona yönelik çeşitli görünümlere, mimarlık sahnesinin
merkezinde yer vermeye kalkıştılar. Ancak bu tavırların her ikisi de bugünün
karmaşıklığı ve mimarlığın dünyayı dönüştürme kapasitesiyle ilgilenmek için
tamamen yetersizdi ve uygun değildi.
Bu kimlik krizi, mimarlığın ve planlamanın formel özelliği
ile hiç ilgilenmeyen karmaşık teknolojinin büyük düzenine karışan paralel
disiplinlerin örtük ilişkilerini terk ettiği için olumsuzdur. Mesleği
geliştirmek, yeni istekler ve mimari araçların arasında denge sorunundan
ziyade, tasarım sürecinin yaratıcı bir biçimde yeniden değerlendirmesi anlamına
gelmektedir. Bu, sanat için soyut bir arzu değildir, daha ziyade mevcut
problemlere model oluşturmaya ve onları kontrol etmeye yardım etmek için gerçek
bir katkıdır: Fiziksel mekanı, çevresel sistemleri, dengeleri ve bölgesel
planlamaları organize etmek gibi.
Ne yazık ki, şu an ki durum mimarların kendilerini yaratıcı
olmaktan çok koordinatör ve yöneticiye dönüştürdüklerini göstermekte. Her bir
sektörden danışmanlar ve uzmanlar tarafından kösteklenen sıradan yönetici
olmaktalar; görevleri çeşitli teknik, ekonomik, yasal ve fonksiyonel gereklerin
arasını bulmakla sınırlandırıldı. Yapı mekanı ve görüntüsünün
konfigürasyonundan derin biçimde etkilenme yeteneğini kaybettiler, bu ise
genelde bir dizi uzlaşmanın basmakalıp ürününe dönüşür. Böylece onların
yaratıcı çalışmaları gereksinimleri karşılamaz: Onlar sürekli eleştirmeli, yeni
amaçlar geliştirmeli, endişeleri dile getirmeliler ve bugünün ihtiyaçlarını
yorumlayarak problemleri ortaya koymalılar. Bu, çözümler önermekten daha
önemlidir.
Biz, şimdi mimarın çalışmalarının önüne eleştirel bir
görünüm gelmesi gerektiğine inanıyoruz.Toplumun rehberi olarak mimarlığın
anlamı ve değeri, yenilikçi girişimi yansıtmak ve altını çizmek
zorundadır.İnsanlığın yaşama mekanının mimarisi ve organizasyonu hala tarihin
biçimsel ifadesini sunmaktadır.
Mevcut tasarım süreçleri ne yazık ki, sadece bir dizi figür,
teknoloji ve niceliğin ürünü olarak görünmektedir. Ancak bunlar, mimarlıkta
önceliği alması gereken, niteliğe yönelik görünümleri ifade etmekte
yetersizdir.
Gerçeği göstermek için yaratıcı tasarım süreci,
yöneticilerin övündüğü, kabul edilmiş rasyonalizasyonlardan sakınmalıdır.
Planlar, eli ve gözü gelişen bir biçimde eğitmek yoluyla, ele ve zihne önelik
deneyim kazanarak gittikçe olgunlaşır; hafıza, deneyim ve yaratıcılık hemen
hemen biyolojik reaksiyon içinde birleşir. Eğitimin ana görevi bu özellikleri
güçlendirmek, teknik sınırlamalara ve tehlikelere karşı aldırmamayı sağlayan
“antikorları” mimarlara sunmaktır. Tüm bunlar insanlığı güçlendirerek ve
bugünün çalışmasını insancıl kılmak için bize izin veren zanaat bilgisini
yenileyerek başarılabilir.
Bu farkında olma ve günümüz tasarımını dayanılmaz biçimde
insancıl olandan uzaklaştırmayı engellemek için, eğitimde yeni parametreleri
sağlamaya yönelik ihtiyaçla ilgilenmelidir. İnsan bilimlerini geliştirmek için
teknik faktörlerin ağırlığını dengeli hale getirmenin ve yaratıcı tasarım bakış
açısını yeniden kurmanın tek yol olduğunu düşünüyoruz. Diğer deyişle, yeterli
bir kültürel arka plan sağlanmak zorundadır ki, bugün mimarlara engel olan
rasyonel ve teknik süreçlerde eleştirel bir duruş alınabilsin. Bu, mimarlıktaki
bilgi sorununun üstesinden gelmek için uygulanabilir bir yoldur. Eğitim tayin
edici ilkeler (ki bu herkesin kaynak olarak kullanabileceği bir dizi bilgidir)
ve deneysel pragmatizm (ki bu da, öznel sezginin başrol oynamaya devam edeceği
yerdedir) arasındaki uygun dengeyi bulmak zorundadır. Analitik eleştiri ve
rasyonel objektif kurallar dizisi yanında, okullar sezgiyi de teşvik etmek
zorundadırlar.
Bugünün tasarım sürecinin karmaşıklığındaki
bastırılmışlıkla, mimarlar tasarımın merkezi rolü üzerinde durmaya daha az
yeterli görünmekteler. Denetlemeleri gereken daha çok yan konular var gibi
görünmektedir. Bu nedenle, yorum ve yaratıcılık için daha büyük bir alana
sahip çıkmak, garantilenmiş olandan genelde daha zorlayıcı bir sorundur.
Çağdaş yapılardan gelen öneriler hakkında rahatsızlığın bu mevcut durumu ve son
zamanlarda ekolojiye dair artan ilgi mimarın imajının acil gözden geçirilmesine
dikkat çeken bir işarettir. Hinterlant ölçeğinde çalışan mimarlar yeni
rollerinde, bize yönelik durmaksızın devam eden dönüşümlerin eleştirmenleri
olarak tekrar ortaya çıkmak için yeni ağır yükleri omuzlamalı ve eski
sorumluluklarını pekiştirmeliler.