|
Ortodoks Bir Mimari Değil...
Zor,Üstelik Bir Kadın... İki Katı Zor
Belkıs Uluoğlu
Bundan yaklaşık dokuz yıl kadar önce Hadid için
söylediklerimi gözden geçirmek1, o günün “sıra dışı”sının bugünün “olabilir”ine
nasıl da dönüşüverdiğini düşündürdü ve bugün Hadid’in mimarisinden çok, bir
kadının mimarlık pratiği içerisindeki yerini ve ortodoks olmayan bir mimarın
inşa edebilme imkanlarının kısıtlılığını tartışma isteğim baskın çıktı. Hadid
ve onun gibi “Modernizm” (bu artık nasıl bir Modernizm’se…ama herhalde 20.
yüzyıl başında tanımlanandan çok farklı olsa gerek) projesinin sürekliliğini
ispat etme eğiliminde olanların oluşturduğu ortamın, yıldızı parlayan bir
girişim olduğunun kanıtları bundan on yıl önce de ortadaydı. Ve, demiştik ki,
“Hadid şöhretini kendi cesareti kadar, ‘zirve’ye birincilik veren, yani sıra
dışılığı onaylayan ve ödüllendiren jüriye de borçludur. Biliyoruz ki, dünya
sıra dışı insanlarla dolu; ancak deli değil de dahi kabul edilebilmek için
nehrin doğru yakasında, doğru zamanda doğmak gerekiyor. Farklı bir mimari dil
ile oluşturulan ürünün, o günün anlayışı içinde eriyip gitmemesi, ilginç bir
deneme” denip unutulmaması için çeşitli kişilerce zikredilebilir olması ya da
en azından bu yeni dilin farklılığını hazmedebilir bir ortamın olması gerekir.
Son on-on beş yıldır böylesine ‘hazımlı’ bir ortamın varlığına tanık oluyoruz.”
Hazım süreci çoktan bitti, “yeni madde” öğütüldü…O gün için
kullandığım “sıra dışı” deyimi yerine bugün “ortodoks olmayan” sözü Hadid’e
daha uygun düşüyor; çünkü gerek artık yalnız olmayan bu mimari anlayış, gerekse
onun kendi ürettiklerinin sayısının artışı, bizim onu giderek “alıştıklarımız”
safında görmemizi kolaylaştırıyor. Denilebilir ki, bu yeni-geometrik düzen,
düzlemsele değil, boşluğa göre kurgulanan strüktür, avlu-sokak-duvar-gibi
öncekine/alıştığımıza değil de, otoyol-köprü-tv kulesi gibi modern gündelik
yaşama ait arketiplerden hareket etme davranışı yerini sağlamlaştırmıştır;
hatta yüzyıl başında beceremediğini işte şimdi becermiştir. Zaman zaman Hadid
başlangıçta sıkı bir kopyacı mıydı acaba diye düşündüğüm oluyor; çünkü,
Chernikov’un fabrika yapısı ile Hadid’in Zirve’si, Melnikov’un Paris Fuarı
Sovyet Pavyonu ile onun Berlin’deki büro binası o kadar birbirine benzer
imajlar sunuyorlar ki, hatta çizimlerinin doğası bile benziyor. Örnek ya da
temel aldığı model, daha önce tüketilmemiş bir malzeme olduğundan (Rus
Konstrüktivistleri) ve yakın bir geçmişe (20. yüzyılın ilk çeyreği) gittiğinden
mi bu denli heyecanı yarattı acaba diyorum.
O gün için sıradışı olanla bugün bizim için sıradışı olan
artık farklı; örneğin, bugünün sıra dışısı, geometrik düzenden çok topolojik
ilişkilere dayanan, belki de biçim(siz)- değiştirebilen, canlımsı, hatta tam
tersine sanal; strüktürel yerine membranımsı ya da hücresel gibi artıp eksilen,
buluşçu detayların ve yeni malzemelerin can alıcı olduğu bir mimari olabilir,
ya da çok daha başka bir şey…Bu açıdan bakınca Hadid çok da sıra dışı gelmiyor
doğrusu. Örneğin, topolojik ilişkiler bir yere kadar önem kazanmış gibi
görünüyor, ama yine de mimarisini geometrik düzenle tanımlama daha baskın. Yeni
teknolojileri kullanma isteği az, yeni malzemelere olan ilgisi zayıf, detaylara
ilgisi özensiz, ya da bize sunduğu görüntü böyle…Bu tür düşünceler ve belki de
bu çok bağıran, hezeyanlı mimariye kendimi çok yakın hissetmediğim gibi
nedenlerden olsa gerek, Hadid’in mimarisini konuşmak artık bana çok çekici
gelmiyor; ama onu bugün için ilginç kılan başka yönleri var ve burada daha çok
dikkat çekmek istediğim de bu tür konular.
Mücadeleci, ısrarcı, mimari anlayışından taviz vermeyen,
işini satın alacak müşteriyi bulana kadar bekleyen yapısını takdir etmek gerek.
Onun kağıttan -ya da ekrandan- binaya giden yolu biraz uzun ve sıkıntılı olmuşa
benziyor. Bu yolun uzaması onun tembelliğinden olmasa gerek, çünkü
popülaritesinin konferanslar, dersler, yayınlar, röportajlar aracılığıyla
neredeyse kesintisiz devam ettiğini görüyoruz.1979’da yaptığı apartman projesi
için 1982’de bir altın madalya almış, ama biz onu Hong Kong’daki yarışma
projesi ile tanıdık. Sonra başka yarışmaların da galibi olmuş: Kürfurstendamm,
Berlin (1986);. Sanat ve Medya Merkezi, Düsseldorf (1989),Cardiff Körfezi Opera
Binası, Galler (1989). Sanırım eğer ilginç denebilecek fikirleriniz varsa, bu
düşüncelere ilişkin somut örnekler bazında referansınız yoksa, ve bunları inşa
etmek istiyorsanız, herhalde mimari icraata giden en yakın kapı yarışma
aracılığıyla iş almaktır. Şüphesiz Hadid’in bazı referansları vardı,
Gronningen’de video sanatı için sergi pavyonu (1990), Guggenheim Müzesi’ndeki Büyük
Ütopya Sergisi (1992), gibi, ama bunlar eninde sonunda birer bina değillerdi.
Belki biz günümüz mimarlık pratiğini çok farklı tanımlıyoruz, ama yine de
sergi, sahne tasarımı gibi geçiciliğiyle tescilli icraatlar bunlar; öte yandan
kalıcılığın yolu geleneksel anlamda bina ya da yapıdan geçiyor.
Hadid yarışma pratiğine hala devam ediyor; son zamanlarda
birincilik kazandığı yarışmalar şöyle: 1.Kayakla atlama rampası, İnnsbruck,
Avusturya, 2. Bilim Müzesi, Wolfsburg, Almanya, 3. Feribot Terminali, Salerno,
İtalya. Şimdiye kadar inşa ettikleri çok değil ve çok hacimli projeler de değil
ama işler artık kötü gitmiyor, hatta ilerliyor: Vitra İtfaiye İstasyonu, Weil
am Rhein, Almanya’daki (1989-93) uygulamasından uzunca bir süre sonra yine aynı
kuruluş için ve aynı yerde “Landesgartenschau” (Ulusal Çiçek Sergisi)’ne hizmet
verecek olan Bahçe Pavyonu, 1999’da tamamlanmış durumda. Ohio, ABD’deki
Cincinnati Çağdaş Sanat Merkezi inşaatı Aralık’ta başlıyorken, İtalya’daki Roma
Çağdaş Sanatlar Müzesi ise inşa edilmeyi beklemekte. “Tasarımcı” Hadid, “mimar”
Hadid olma yolunda. İnşa ettikçe insanın mimarisi nasıl daha rafine hale
geliyor ve aynen bir insanın karakterinin oluşması-gelişmesi gibi mesleki
kimliği de olgunlaşıyorsa, Hadid için de aynı şeylerin olacağını düşünüyorum.Ancak,
bu yolculuk sırasında, onun çizdiği mimariden vereceği tavizler daha fazla
olacaktır; ya büyük maketler gibi yapılar yapmak, ya da pratik içerisinde hem
diğerlerinden hem de kendi çizdiklerinden çok daha farklı bir mimariye ulaşmak
gibi bir yol ayrımında neler yapabileceğini merak ediyorum.
Hadid deyince zihnime doluşan başka düşünceler de oldu,
bunlar daha çok onun bir kadın olarak erkek-egemen bir meslek ortamında kendini
varetme macerasına ilişkin düşüncelerdi. Kimi kadın-egemen akademik ortamda
erkekler ne hissediyorlar bir düşünürlerse, ne demek istediğimi daha iyi
anlayabilirler belki de…Bazı mesleki alanlar ya da uzmanlıklar kadın yoksunu;
matematik, felsefe,…bunlar ilk aklıma gelenler. Bunlar gibi inşa etmek de pek
kadınca bir uğraş olarak yorumlanmamış anlaşılan. Kadınlar mı bu alanlara ya da
uğraşılara ilgisiz (çünkü fizik, tıp, hele hele siyaset! gibi alanlarda
varlar), yoksa örnek kıtlığı sebebiyle kadınlara mı itimat yok bilemiyorum, ama
Zaha Hadid çemberi kıranlardan. Neden kadın kimliğiyle Hadid’i düşündüm?
Kesinlikle feministçe davranmak ya da kadınca düşünmek ve duymakla ilgili
olarak değil, çünkü mesleki bir değerlendirme yaparken insanlara kadın-erkek-
veya üçüncü cins (örneğin, N. P. Birkby), beyaz-sarı-siyah (örneğin, N. M.
Sklarek), ya da Müslüman-Hıristiyan-Musevi gibi sınıflandırıcı pencerelerden
bakarak, mesleğin icrasını (kanaatimce) doğrudan belirlemeyen etkenlerle
uğraşmak istemedim. Çünkü ben, bu tür tanımlamaların güç ilişkileri içerisinde
değerlendirildiklerinde farklı yerlerde durabileceklerine, farklı ilişkiler ve
dengeler oluşturabileceklerine ve marjinalin savunusu yapılırken onun egemene
dönüştürülebileceğine inananlardanım. Hadid’e kadın kimliğiyle bakmamı
gerektiren, onun, inşa edebilmek için verdiği mücadelenin salt ortodoks
mimarlık ortamıyla uyumlu olmayabilecek fikirleri nedeniyle olmadığını
(Libeskind ya da Gehry gibileri inşa ediyorsa, neden Hadid olmasın?), bunun
yanı sıra, kadın olmasının onun artı bir mücadele vermesini gerekli kıldığını
düşündürtmesiydi. Lübnan doğumlu olması, bu mücadelede, ona dezavantaj değil,
tam tersine avantaj sunmuş görünüyor. Hem kadın, hem mimar, hem alelade bir
“icraatçı” değil, söylemek istedikleri olan bir kadın mimar, üstelik eğitimci
de ve eğitimciliği akademisyen birikiminden değil pratisyen birikiminden
dolayı…Eh, böyle bir militanın da Zürih ya da Viyana’dan değil de Bağdat’dan
çıkması beni çok şaşırtmadı doğrusu.Marjinallik bazen avantaj olabiliyor,
periferiden değil de merkezin içinden konuşmak kaydıyla.
Hadid vesilesiyle, 20. yüzyılın önde gelen ya da isim yapmış
kadın mimarlarının varlık alanlarının ne olduğu gibi bir soru aklımıza
gelebilir. Akla gelebilecek isimler bu açıdan gözden geçirildiğinde, bunlardan
yüzyılın ilk yarısında doğmuş olanların çoğunun planlama, programlama, yönetim
gibi uzmanlıklarda etkin oldukları, belki de tek ilgi duydukları ya da kabul
edildikleri (hangisi, araştırmadan bilmek mümkün değil) alanın da konut
mimarisi olduğu görülüyor. Bazı istisnalar hariç tabii, örneğin N. M. Sklarek
geleneksel anlamda bina inşa eden bir mimar; SOM’de başlayan meslek hayatı,
ortağı olduğu bir başka şirkette baş tasarımcılıkla devam ediyor. Sklarek’in bu
başarısını, kendi mesleki alanında siyahlar adına bir mücadele sürdürmek gibi
başka meseleler de kamçılamış mıdır acaba diye düşünmekten kendimi alamadım
doğrusu. Daha sonra, “showroom”/sahne-sergi tasarımı gibi daha çok iç mekanlara
yönelik bir mimarlık alanında faaliyet gösteren, müze, vb. gibi ağır
işçiliğinden çok makyajı önemli görülen yapılar, ya da yapı dönüştürme
projeleri gerçekleştiren (örneğin, G. Aulenti) veya peyzaj gibi yine kentsel
anlamda projelerle uğraşan (örneğin, M. Aubock) bir grup var. Bu ikinci gruba
eşleriyle veya bir erkek ortakla mimarlık yapanlar da (D. Scott-Brown gibi)
dahil edilebilir. En genç kuşakta -ki bunlar orta yaş grubu oluyor- mobilya ya
da endüstri ürünleri tasarımcıları (L. Spear gibi), kent mobilyası, anıt-heykel
gibi sanat nesnesi olma yönü ağır basan yapıtlara yönelenler (örneğin, M. Lin)
gibileri yanında, geleneksel mimarlık pratiği anlamında bina yapan kaç genç ya
da orta yaş mimar var derseniz, fazla yok. Hele hele entelektüalizm ya da
akademizm soslu (ama bu yine mimarlığın içinden konuşan bir entelektüalizm,
yoksa Eisenman gibi yanında filozofuyla gezip birlikte mimarlık dışı anlamında
bir boyutu da dahil edecek bir bakışla mimarisini tanımlama çabasında olan bir
entelektüalizm değil) bir mimarlık pratiği yürüten kaç kadın ve ortodoks
olmayan mimar var derseniz de, Hadid’den başka kimse şu anda aklıma gelmiyor.
|
|