27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Tüketimin Mekansal Örgütlenmesinin İdeolojisi

HAKKI YIRTICI

 

Mimarlık disiplininin temel ürünü olan mekan, toplumsal pratikler içinde üretilen ve tüketilen bir nesnedir. Ancak mimarlığın nesnesi mekan, kimi zaman tüketim eyleminin de mekanıdır. Bu nedenle mimarlık ile tüketim arasında kurulacak ilişkinin birbiri ile bağlantılı iki farklı boyutu vardır. Bir toplumsal üretim pratiği içinde üretilen ve tüketilen bir nesne olarak mekan, toplumsal göstergeler sisteminin ve tüketim kalıplarının bir parçasıdır. Bu anlamıyla mekan, estetik beğeniler dizisi olarak modanın sabit olmayan ve nesnel gerekçelere hiçbir zaman dayanmayan zeminsiz alanının ilişkileri içinde varlık bulur. Modern kapitalist toplumun tüketim kalıpları içinde mimarlığın kendi iç yapısı ve bu yapının içinde bulunduğu toplumsal yapılanma ile olan ilişkisi önemli bir inceleme konusudur. Ancak mekan bir tüketim nesnesi olarak edilgen bir olgu olmanın ötesinde, tüketim ilişkilerini doğrudan etkileyen, örgütleyen bir dizi dinamiği de barındırmaktadır. Bu yazıda mekanın bir tüketim nesnesi olma boyutuna kısaca değinilecek, daha sonra ağırlıklı olarak tüketim ilişkilerinin toplumsal yapısı ve ideolojisi çerçevesinde . örgütlenmesi bir modern tüketim aracı olan hipermarket örneği üzerinden ele alınacaktır.

 

TÜKETİM TOPLUMU VE MİMARLIK

Sermayenin akışkanlığını arttırarak, uluslararası bir nitelik kazanması ve buna bağlı olarak ekonomi, siyaset, kültür gibi pek çok alanda yaşanan küreselleşme, artık herkes tarafından sorgulanmadan kabul gören yaygın bir düşünce. Aslında tarihsel olarak bakıldığında, kapitalizmin dünya ölçeğinde işleyen bir ekonomi olması ve sermayenin dünya çapında dolaşımı yeni bir olgu değildir. 18. yüzyıldan itibaren kapitalizm farklı coğrafyalar arasında ilişkiler ağı kuran, hareket alanının geniş olduğu bir ekonomik yapılanma göstermiştir. Ancak 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bu dolaşımın hızı ve niteliği, yeni bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme kelimesi ile anlatılmak istenen, sermayenin dünya ölçeğinde işleyiş biçimindeki değişim, gelişen teknolojik ve kurumsal yapılanmaya bağlı olarak ortaya çıkan kapitalizmin gelişmiş yeni örgütlenme biçimidir.

 

Gelişmiş kapitalizmin yeni örgütlenme biçimini, kapitalizmin erken dönemlerinden ayıran en önemli olgu, küreselleşen kapitalizmde vurgunun üretimden tüketime dönmesi, her türlü toplumsal ve ekonomik ilişkinin tüketim merkezli bir söylem üzerine kurulmasıdır. Özellikle 60’larla beraber toplum bilimlerde, tüketim kavramını ve tüketime dayalı toplumsal yapılanmayı temel alan bir söylemin gelişmesi tesadüf değildir. “Tüketim toplumu” ismi pek çok çağdaş düşünür tarafından tüketim merkezli yeni bir toplumsal yapılanmayı ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.

 

Tüketim toplumu kavramına yönelik kuramsal çalışmaların öncülerinden ve en önemli isimlerinden olan Baudrillard 1970 tarihli  Tüketim Toplumu isimli kitabında yeni toplumsal yapıyı şu şekilde tarif etmektedir: Baudrillard’a göre günümüzde tüketim, doğal ihtiyaçların mal ya da hizmet aracılığıyla tatmin edilmesi olarak değil, kodlar ve kurallar ile düzenlenmiş küresel ve tutarlı bir göstergeler sistemi olarak yorumlanmalıdır. Bu sistemde, ihtiyaç ve hazların olumsal dünyasının, doğal ve biyolojik düzenin yerini bir toplumsal değerler ve sınıflandırmalar düzeni almıştır. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda, birey tüketim malları satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık getirdiğine inanır. İhtiyaç artık tikel bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacıdır. Toplumsal olarak üretilmiş rasyonel ve hiyerarşik ihtiyaçlar sisteminde tüketici tek tek nesnelere değil, tüm bir mal ve hizmetler sistemini almaya yönlendirilir. Bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. Tüketim bireyin özgür etkinliği değildir. Birey, hem ihtiyaçlar sisteminin üreten ve yönlendiren üretim düzeninin, hem de birer gösterge olarak tüketim mallarının kazandırdığı görece toplumsal prestiji ve değeri belirleyen anlamlandırma düzeninin zorlaması altındadır.

 

Mimarlık söyleminde de, tüketim toplumuna paralel olarak, tüketim kavramını temel alan benzer bir dönüşümün gerçekleştiği söylenebilir. Fordist üretimin dar ve soğuk kalıpları çevresinde belirlenen estetik beğeni ve yaşam, 60’ların sonundan itibaren yaşanmaya başlanan ve postmodernizm adı verilen kırılma ile çeşitlenmiş, modern yaşamın karmaşıklık ve çelişkilerini barındıran yeni bir mimarlık söylemin doğmasını sağlamıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, dönemin üretim ilişkileri ile belirlenen modern mimarlığa tepki niteliğinde olan postmodern mimarlık kendisini farklılıkların vurgulanması, gündelik yaşama ait göstergeler sisteminin mimarlığın biçim repertuarına dahil edilmesi, kentin determinist bir planlamanın ürünü olarak kurulması yerine farklı sosyal ve kültürel grupların bir araya geldiği bir mozaik olarak algılanması gibi tüketim toplumu kavramı ile örtüşen bir söylem geliştirmiştir.

 

Her şeyin tüketim ilişkileri içinde belirlendiği günümüzde, mimarlık da bir tüketim nesnesidir. Bugün mimarlık, çağdaş tüketim kalıpları içinde üretilen, toplumsal göstergeler sistemi içinde dolaşıma çıkan ve tüketilen bir nesnedir. Mimarlıktaki “izm”ler kalabalığı, tüketim ilişkilerinin basit bir yansımasıdır. Biçimler, sözde gerekçelerinden bağımsız, herhangi bir nedensellik barındırmadan birbiri ardına ortaya çıkar, tüketilir ve yok olurlar. Tam bu noktada sorulması gereken kritik soru belki de şudur: Kendisini tarih boyunca topluma hizmet etmekle, işlevsel ve faydalı olmakla meşrulaştıran; iyi, güzel ve doğru olanı temsil ettiğini iddia eden mimarlık, tüketim toplumu içinde nasıl ve hangi zeminde yer alacaktır?

 

Ancak mimarlığın basit bir modaya indirgenmesinden daha kritik ve vahim olan, mimarlığın toplumunun tüketim kalıplarının oluşturulması ve tüketimin örgütlenmesinde, kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde sadece sermayenin karlılığını maksimize edecek bir araca indirgenmesidir. Bu durum, biraz önce sorulan sorunun gerçek önemini ortaya koymaktadır. Mekanı etkileyen kapitalist üretim ilişkileri ve örgütlenme biçimlerinin neler olduğu, mekan ile onu üreten süreçler arasındaki ilişkinin niteliği, bu güçlerin mekanı nasıl dönüştürdüğü çağdaş mimarlığın temel sorunudur. Burada mimarlığın kapitalist ilişkiler çerçevesinde mekanı nasıl örgütlediği ve bu örgütlemenin arkasında yatan ideolojinin niteliğinin ne olduğu sorusuna cevap aranacaktır.

 

TÜKETİMİN İDEOLOJİSİ

Marx’ın çalışmalarına bakıldığında kapitalizm en yaygın şekli ile toplumsal bir üretim pratiği olarak tanımlandığı görülür. Tüm bu tanımlamalarda vurgu “üretim” üzerinedir. Üretim, elinde makine, sermaye gibi üretim araçlarını bulunduran kapitalist ile emek gücünü satan proleter arasındaki ilişki temelinde belirlenir. Sözü edilen üretim araçları tarihin her döneminde çeşitli biçimlerde varolmuşlardır.Kapitalizmin önemi ve farkı, bu araçları daha önce hiç olmadığı bir şekilde bir araya getirerek, toplumsal bir örgütlenme çerçevesinde kullanmasıdır. Böylelikle tarih boyunca iklim koşulları, salgınlar vb. ile sınırlı olan insanoğlu gelişmesi önündeki doğal zincirlerini ilk defa kırmış ve maddi dünyanın yeniden üretilmesini kontrol edebilmiştir. Bu tarihsel perspektif içinden bakıldığında, kapitalizmin ilk yıllarında vurgunun üretimden yana olması çok normaldir.

Kapitalizmin sokakta görülen ilk etkisi, maddi dünyanın üretilmesindeki olağanüstü artıştır. Bu artış çerçevesinde gündelik hayatı oluşturan nesneler ile insanlar arasındaki ilişki temel bir dönüşüm geçirmiş, nesneler ile olan ilişki hem niteliksel hem de niceliksel olarak dönüşmüştür. Geleneksel üretim kalıpları içinde insanlar kendi ürettikleri ürünleri kullanır ya da takas yoluyla diğer ihtiyaçlarını karşılarlarken, kapitalist ekonominin gelişmesiyle ürettikleri ürün üzerinde denetimleri kalmamış, ürettiklerine değil sadece üretim esnasında harcadıkları emek karşılığında ücret alır hale gelmişlerdir.Artık kendi ürettiklerine ancak satın alarak sahip olabilmektedirler. Bu durum ürün ile üreten arasındaki ilişkiyi temelden değiştirmiştir. Maddi üretimin nesneleri, toplumsal içkinliklerini ve kullanım değerlerini kaybetmişler, değişim değeri ilişkisine dayanan bir nitelik kazanmışlardır. Buna bir de dolaşıma çıkan ürünlerin muazzam artışı eklenince gündelik yaşama ait nesneler ile onu kullanan insan arasındaki ilişki yeni baştan tarif edilmiştir. Günümüzün modern tüketim kalıplarının temelinde bu yeni durum yatmaktadır.

 

Kuşkusuz üretimin tek başına bir anlamı ve değeri yoktur. Üretim ilişkileri doğrudan tüketim ilişkilerine bağlıdır. Üretimin sürekliliği ve artışı ancak tüketimin sürekliliği ve artışı ile mümkün olabilir. Piyasadaki üretimin miktarı yani “arz”, tüketimin miktarı yani “talep” ile belirlenir. Kapitalizm gibi sürekli gelişmek zorunda olan bir ekonomik yapıda, üretimin istikrarlı artışı ancak tüketim cephesindeki talebin istikrarlı artışına bağlıdır. Bu yüzden kapitalist ekonomide tüketim sadece gereksinim ve kullanımın doğal süreçlerine bırakılamaz. Tüketim sürekli uyarılmak, yeni ihtiyaçlar yaratılmak zorundadır.

 

Kapitalizmde son dönemde vurgunun üretimden tüketime kaymasının temelinde sermayenin dolaşım hızını arttırmak ya da başka bir deyişle dolaşım süresini kısaltmak yatmaktadır. Sermayenin dolaşım süresi, ürünün üretilmesi ve ardından tüketilmesi için geçen süredir. Sermaye, üretim ilişkilerini sürekli yeni baştan örgütleyerek ve üretim araçlarını iyileştirerek, emeğin kulanım süresini uzatmadan emeği yoğunlaştırabilmiş ve birim sürede üretilen birim ürün miktarını sürekli arttırmıştır. Bunun bir benzerinin üretimin ayrılmaz bir parçası olan tüketim kısmında da yapılması gerekmektedir. Kapitalist ekonominin kendisini tüketim ilişkileri temelinde yeniden yapılandırması, toplumsal yapının da bu yönde dönüşümüne neden olmuştur. Daha önce toplumsal üretim pratikleri üzerinden tarif edilen ilişkiler, tüketim ilişkileri üzerinden tarif edilmeye, sosyal ve kültürel değişimler tüketim biçimleri içinden anlaşılmaya ve değerlendirilmeye başlanmıştır.

 

TÜKETİMİN MEKANSAL ÖRGÜTLENMESİNİN İDEOLOJİSİ

Toplumsal yapının tüketim ilişkileri temelinde kurulması, toplumsal yapılanmanın fiziki çevresinin ve mekansal çerçevesinin de bu tür ilişkilere imkan tanıyacak, kolaylaştıracak biçimde oluşmasını gerektirir. Bugün sadece alışveriş merkezleri, pazarlar, hipermarketler değil, gündelik yaşamın tüm mekansal görünümleri tüketim ilişkileri çerçevesinde yeniden yapılanmaktadır. Koolhaas’ın belirttiği gibi, müzelerin satış yapılan bölümlerinin toplam müze alanı içindeki yeri sürekli artmakta, havaalanları birer alışveriş merkezi görünümü kazanmakta, eski kentsel dokular varlıklarını sürdürebilmek için turistik tüketim alanlarına dönüşmekte ve en genel şekliyle insan yaşama kültürünün son noktası olan “metropol kent” tüketim ilişkilerinin ve sermayenin akışkanlığının kolaylaştığı alanlar olarak biçimlenmektedir.

 

Fabrikanın üretimi örgütleyen ve denetleyen bir araç olmasına paralel, çağdaş alışveriş merkezleri ve hipermarketler gibi tüketim mekanları da tüketimi örgütleyen ve denetleyen araçlardır. Fabrikanın üretim alanında yaptığını, tüketim mekanları tüketim alanında yapar. Günümüzde devir süresini sürekli kısaltmak zorunda olan sermaye, üretimi fabrika temelinde örgütlediği gibi, tüketimi de yeni tüketim mekanlarının kendine özgü mekansal biçimlenmesi çerçevesinde örgütlemektedir. Tüketim ile tüketim mekanları arasındaki ilişkiyi anlamak için öncelikle üretim ile fabrika arasındaki bilinen temel ilişkiyi tekrarlamakta fayda vardır.

 

Fabrika, üretimi mekan-zaman çerçevesinde yeniden organize eden bir araçtır. Çalışmanın ritmi, emeğin nasıl ve hangi koşullar altında kullanılacağı fabrikanın mekansal örgütlenmesi tarafından belirlenir. Daha önceki dönemlerle karşılaştırıldığında fabrika, ortalıkta dolaşan ve kendi gündelik hayatı içinde görev öncelikli olan emeğin, zaman öncelikli olarak belirli gün ve saatlerde, belirli bir mekanda yoğunlaşması ve zapt-ı rap altına alınmasının aracıdır. Fabrikanın bir çalışma mekanı olarak ortaya çıkmasının sanıldığı gibi 18. yüzyılın gelişen teknolojileriyle ilgisi yoktur. İşin ve emeğin evden fabrikaya doğru kaymasının temelinde çalışmanın yeniden, kapitalist sermayenin gereklilikleri doğrultusunda örgütlenmesi ile ilgilidir. Örneğin 1914 yılında Henry Ford, Michigan’da otomobil montaj hattında çalışan işçilere, emekleri karşılığında sekiz saatlik iş günü için beş dolar verip, üretimi ve emeği yeniden örgütlerken, emek süreci alanında eski teknolojileri ve önceden varolan ayrıntıda işbölümünün rasyonalizasyonundan başka bir şey yapmamış ve yalnızca işin yerinden kıpırdamayan işçilere akıtılmasıyla üretimde muazzam artışlar elde etmiştir.

 

Üretimin, tüketim tarafından sürekli olarak uyarılma zorunluluğu, kapitalizmin fabrikada yaptığının, yani üretimi artırmak için mekanı ve zamanı örgütlemesinin, tüketim alanında da tekrarlanmasını gerektirir.Kapitalizmin üretimi arttırmak amacıyla üretim araçlarını ve tekniklerini geliştirme yönündeki zorunluluğu, aynı zamanda tüketimi arttırmak için de yeni tüketim araçları ve teknikleri geliştirmesini zorunlu hale getirmektedir. Yeni pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, reklam sektörünün genişlemesi, modanın tüketimi arttırıcı bir sosyo-kültürel fenomen haline gelmesi, gelişen bilişim teknolojisine paralel olarak internetin yeni bir tüketim aracı olarak kullanılması ve alışveriş merkezlerinin tüketim araçları olarak yeniden örgütlenmesi bu sürecin parçalarıdır. Bu nedenle özellikle 60’larla beraber önem kazanan ve nitelik değiştiren alışveriş mekanları, her türlü kültürel, ikonografik, toplumsal anlamının yanında, kapitalizmin tüketimi arttırmak amacıyla örgütlediği mekan-zaman düzenlemeleri olarak karşımıza çıkarlar.

 

Kapitalizmin üretim alanında gerçekleştirdiği muazzam değişim, kaçınılmaz olarak tüketimi ve ona ait her tür deneyimi de değiştirmiştir. Kapitalizmin toplumsal yaşamı dönüştürdüğü ilk yıllardan itibaren, piyasada dolaşıma çıkan ürünlerin tüketilme biçimleri ve buna ait mekansal düzenlemeler, geleneksel ilişkilerden (takas, sınırlı ihtiyaçların karşılanması gibi) ve biçimlerden (pazar yeri ya da üretim ile satışın aynı mekanda gerçekleşmesi gibi) ayrılmaya başlamıştır. Kapitalist tüketim mekanı olarak ilk modern mağaza, Aristide Boucicault’un 1852’de Paris’te “Bon Marche” adında açtığı perakende satış mağazasıdır. Sennet (1992), bu mağazanın tüketim alanındaki yeniliğe ve bunun kentin mekansal örgütlenmesi ile olan ilişkisine şu şekilde değinmektedir: Boucicault’un mağazası üç temel yeni ilke üstüne kurulmuştur. Bu ilkeler, modern mağazayı, geleneksel alışveriş biçimlerinden ayırmaktadır: Parça başına kar oranı düşük olurken, satış hacmi geniş tutulacaktır; malların fiyatı sabit olacak ve açıkça belirtilecektir; isteyen herkes, satın alma zorunluluğu olmadan, mağazaya girebilecektir.

 

Sennet’e göre modern mağaza sabit fiyat politikası ile sosyalleşme aracı olarak pazarlığı ortadan kaldırır. Düşük kar ve yüksek satış hacminin arkasında, fabrikada makine üretiminin daha hızlı ve çok miktarda mal üretiminin karşılığı olarak, daha hızlı ve çok miktarda mal satışı amacı yatmaktadır. Sürümden kazanan yeni mağazalarda, işin hacmi çok sayıda eleman çalıştırılmasını gerektirmektedir.Bu nedenle girişimci kendisi satış yapamamakta, çalışan elemanların yapacağı pazarlığa güvenemeyeceği için, sabit fiyat uygulaması zorunlu bir hal almaktadır. Mağazanın başarılı olabilmesi, büyük bir alıcı kitlesinin varlığına ve bu kitleye ulaşabilir olmasına bağlıdır. Kentin hızla artan nüfusu buna imkan vermektedir. Ancak insanlar 18. yüzyılda kentlerde bile kendi bölgelerinde yaşıyorlardı. İnsanların akışına ve toplanabilecekleri yerlere ihtiyaç vardı. Bu sorun, yeni açılan yollar ve ulaşım sistemi ile aşılmıştır. Böylelikle insanlar alışveriş yapılan mağazalara ve çalışılan fabrikalara kolayca gidebileceklerdir. Kısacası modern mağazayı, seri üretim, bunları idare eden geniş bir bürokrasi ve hızla büyüyen tüketici kitlesi mümkün kılmıştır.

 

Ritzer’de (1999) alışveriş merkezi, hipermarket, süpermarket gibi tüketim mekanlarından “tüketim araçları” olarak bahseder. Tüketim araçları isminin arkasında yatan temel düşünce, bu tür mekanların, üretim araçları ile benzer bir yapı ve işlevde olmalarıdır. Marx’a göre kapitalistlerin üretim araçlarına sahip olması, proletaryayı kontrol etme ve sömürme imkanı vermektedir. Üretim araçlarına sahip olmak burada kilit bir rol oynar. Üretim araçları, hem metaların üretimini hem de işçilerin denetimini ve sömürülmesini olanaklı kılan araçlardır. Tıpkı üretim araçlarının proletaryanın meta üretebilmesini ve işçiler olarak denetim altına alınıp, sömürülmelerini sağlayan araçlar olması gibi, tüketim araçları da, insanların ya da daha doğru söylemek gerekirse tüketicilerin mal ve hizmet edinmelerini ve tüketici olarak denetim altına alınıp sömürülmelerini sağlayan araçlar olarak tanımlanmaktadırlar. Tüketicilere artık tüketip tüketmeme, neyi ya da ne kadar tüketeceği ve tüketime ne kadar para ayıracağı konularında kendi başlarına karar hakkı tanınmaz. Tüketiciler kendilerini tüketmeye yönelten hatta zorlayan bir dizi tekniğin nesnesi durumundadırlar. Yani, işçiler ve tüketiciler kapitalist sistem içinde yönlendirilebilir kitleler haline gelmişlerdir.

 

Tüketim araçları da, üretim araçları gibi akılcılaştırılmış, rasyonalize olmuş organizasyonlardır. Ancak ikircikli bir şekilde bu akılcı taraflarını gizlemek, tüketiciye kendilerini bir büyüleme mekanı olarak sunmak zorundadırlar. Çünkü tüketim araçlarının insanların mal ve hizmet ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgileri yoktur.  Sonuçta modern toplumda insanlar tüketim araçlarını kullanarak ihtiyaçlarını karşılarlar ancak neye, ne kadar ihtiyaçları olduğu sorusu artık anlamını yitirmiştir. Tüketim araçları insanları çeşitli uyarılar ile sürekli tüketime teşvik etmek zorundadır.  Bu ise bir dizi büyüleme mekanizmasını gerektirir. Kowinski (1985), bu tür mekanlardan tüketim katedralleri olarak bahseder. Katedral kelimesinin arkasında yatan temel düşünce, tüketimin bildiğimiz ihtiyaçların giderilmesi anlamının ötesinde, bu tür mekanlarda bir tür ibadet, dini bir deneyim olarak yaşanmasıdır. Bu mekanlarda tüketim salt kendisi olarak sunulmaz. Eğlence organizasyonları, çeşitli gösteriler, özel fırsatlar olarak sunulan kampanyalarla tüketimi ile eğlence birleştirilir; tüketim haz alınan bir eyleme dönüştürülür.

 

HİPERMARKET: METROPOLİTEN ALANLARIN TÜKETİM MEKANI

Sermaye, tüketim mekanlarının bulunduğu bölgeleri dönüştürür; bir mekan ölçeği olarak “yer”in coğrafi ve kültürel karakteristiklerini barındıran fiziksel mekan düşüncesini yerinden eder. Sermaye, mekanı kendi gereklilikleri doğrultusunda yeniden düzenler, mekanın diğer coğrafi bölgeler ile olan farklılığını kendi karlılığı üzerinden, ekonomik kriterler temelinde yeniden tanımlar. Bu sürecin tam olarak izlendiği yerler, yeni kentsel mekanın alanı olan metropollerdir.

 

Metropolleşme, kentsel yoğunlaşmanın belirli bir doygunluk noktasında ortaya çıkan yeni bir mekansal örgütlenme biçimidir. Kent, gerek mekansal olarak, gerekse ekonomik ve sosyal ilişkiler açısından çözülmekte, şebekesel bir yapılanma içinde yeni bir örüntü oluşturmaktadır. Sermayenin küresel bir akışkanlık edindiği gelişmiş kapitalizmin kendine özgü homojen mekan ve zaman düzenlemesi ve buna dayalı örgütsel yapısı, metropol ilişkilerin çok parçalı ve süreksizlikçi mekansal yapısının görünümünü ortaya çıkarmaktadır. Metropol alanlar, şebekesel, çok merkezli, gevşek, değişken ve esnek bir yapıya sahiptirler. Bu gevşek yapı, metropol alanlarda sermayenin yoğunlaşma ve dağılma sürecini kolaylaştırmaktadır. Sermaye kolaylıkla buraları dönüştürebilmekte, küresel ölçekte dolaşıma çıkan değerleri bu yapının içine yerleştirebilmekte ya da bu yapının kendine özgü değerlerini alıp dolaşıma çıkarabilmekte, küresel ile yerel arasındaki akışın debisini arttırabilmektedir.

 

Metropoliten alanlar içinde hipermarket, diğer birçok anlamının yanında, sermayenin yoğunlaştığı ve dolayısıyla sermayenin mekan ve zaman üzerindeki etkilerinin somut olarak görülmesinin kolaylaştığı, tüketimin yeni tüketim ilişkileri temelinde örgütlendiği bir mekansal düzenlemedir. Bu mekansal düzenleme temelde buraya gelen tüketicilerin, tüketime teşvik edilmesi ve tüketimin ritminin düzenlenmesi amacına hizmet eder. Hipermarketlerde tüketim bir dizi kendine özgü düzenleme ile örgütlenir. Yazının geri kalan kısmında İstanbul’daki Carrefour İçerenköy örneği üzerinden bu örgütlenmenin araçları ve teknikleri ele alınacaktır.

 

Carrefour İçerenköy alışveriş merkezi, bir hipermarket zincirinin parçasıdır. Carrefour, Fransa kökenli bir şirket olup, dünya genelinde 27 ülkede, 700 hipermarket ile yılda 2 milyar insana hizmet vermektedir. İlk olarak 1963’de Fransa’da açılan Carrefour, ilk on yıl içinde Belçika, İsviçre, İngiltere, İtalya ve İspanya’da yeni mağazalar açarak Avrupa’ya yayılmıştır. Avrupa dışında Güney Amerika (Brezilya ve Arjantin), Asya (Tayland, Kore, Hong Kong, Singapur) kıtalarında bulunmaktadır. Türkiye’de ise ilk Carrefour mağazası 1993 yılında İstanbul İçerenköy’de açılmıştır. Bugün Türkiye’de Adana, Bursa, Ümraniye, Haramidere, İzmit, İçerenköy, İzmir ve Mersin olmak üzere 9 adet Carrefour mağazası bulunmaktadır. Carrefour sadece market olanın ötesinde, bir “mall” ve butik mağazaları da barındıran, perakende satışın yanı sıra sinema, bowling, yemek yeme gibi sosyal aktiviteleri içeren, Bauhaus gibi yapı marketler ile ortaklık içindeki bir alışveriş merkezidir.

 

Carrefour, büyük kapalı bir kutu olarak kendilerini çevreden kopartır, soyutlar. Dışarıya açılan büyük,şeffaf açıklıkları yoktur. Büyüklük, dışarıyı gereksiz hale getirmiştir. Bu iki yönlü olarak işler. Bir yandan çevresi ile ilişki kurmaz, diğer yandan içerisini de kendi iç kuralları ile işleyen bir mekana dönüştürür. İçerisi mevsimsel dönüşümlerden, gece ve gündüz farkından, zamanın döngüselliğinden koparılmıştır. Sürekli olarak kendi soyut zamanını yaşar. Zaman içerde istenildiği gibi yönlendirilebilir, baştan kurulabilir. İçerdeki insan, nesneler ve olaylar bu özel zaman ve mekan alanına dahil olur. Asıl hedeflenen zamansızlık ve mekansızlık daha doğrusu “yer” duygusunun yok edilmesidir.

 

Carrefour, her şeyin bir çatı altında toplandığı küçük bir dünyadır. Bu dünyanın kendine ait bir ekolojisi vardır. Zamanın geçtiğine ait herhangi bir işaret yoktur. Günün herhangi bir saati olabilir. İçerideki ışık miktarı sabittir. Hatta ışık burada olan en bol şeydir. Aynı şekilde mevsime yönelik bir işarette bulunmamaktadır. İçerisi sabit bir sıcaklıkla sonsuz bir bahar ve sonsuz bir gündüz yaşamaktadır. Bu tüketim toplumunun ütopyasıdır. Her mevsim ve günün her saati kesintisiz tüketim imkanı. Zamanın bir meta olarak değeri vardır. 24 saat kesintisiz alışveriş ütopyası, “vakit nakittir” sözünü doğrular. Zaman istenildiği gibi bölümlenir, doğadan kopartılır, Carrefour’un kendi evreninin zamanına göre yeniden birleştirilir. Zamana yönelik her türlü kısıtlama (gece-gündüz, yaz-kış) ortadan kaldırılmıştır.

 

Büyüklük, dışı gereksiz hale getirince, iç önem kazanır ve yeni bir kamusallık biçimi kurar. Kamusallığı içe dönüktür. Carrefour ve benzeri alışveriş merkezleri yeni bir kent anlayışına işaret ederler. Her şeyi bir çatı altında toplamanın anlamı budur.  Kendi kendine yeten, insanların tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları yeni bir kentsel ve kamusal alanlardır. Mekan kurgusu da bu şekildedir. Öndeki butik bölümüne üç büyük, kentsel kapıdan girilir. Bunlar bu girişlere dik bir caddeye açılırlar. Caddenin iki tarafında butik mağazalar sıralanmıştır. Mağazaların sıralandığı boşluk cadde ya da sokak işlevi görür.Dinlenmek için banklar ya da küçük kafeler bulunur. Çocuklara yönelik oyun alanları da, parklardaki açık oyun alanlarının karşılığı olarak bu alanda bulunurlar. Yemek yenilen bölüme, “restaurant meydanı” adı verilmiştir. Yine bu alan çeşitli yapay ya da gerçek bitkiler ile süslüdür.Kısacası bir kentin sokağında, caddesinde meydanında bulunan her şey vardır. Üstelik kontrollü, zamanın, karanlığın, sıcak ya da soğuğun, yabancıların, suçun olmadığı bir şekilde gerçekleşir bu durum.

 

Baudrillard (1981) alışveriş merkezlerinin kullanımını, bir fabrika ve montaj hattı olarak tarif etmektedir. Hipermarket büyük bir montaj fabrikası gibidir. Aradaki tek fark mantıken art arda gelen safhalardan oluşmak zorunda olan çalışma düzeni yerine, buradaki görevli ve müşteriler ortalıkta rasgele dolanarak çalışma zincirinin bir bölümünden diğerine gelişigüzel bir şekilde gelip gitmeleridir.Yine çalışma düzeninden farklı olarak insanlar buraya istedikleri zaman gelmekte, seçmekte ve satın almaktadırlar. Ancak burada da yine de yasakların bir hoşgörü, kolaylık sağlama ve hipergerçeklik cilası ardına gizlediği programlanmış bir disiplin düzeniyle, bir montaj bandıyla karşılaşılmaktadır. Baudrillard’a göre hipermarket,  toplumsal yaşama ve birlikteliğin dağınık işlevlerini (iş, boş zamanları değerlendirme, beslenme, sağlık, ulaşım, medya, kültür) tek bir homojen çatı (mekan-zaman) altında buluşturan bir modeldir.

 

Montaj hattı, Carrefour İçerenköy’e ulaşılan yol sistemi ile başlar. Bu tür yerler, ulaşımı olanaklı kılan karmaşık bir yol sisteminin merkezinde bulunurlar. Aynı zamanda çeşitli merkezlerden kalkan servis araçları, gün içi buralara ulaşmanın ritmini örgütler. Carrefour’un önündeki büyük açık otoparkta arabanın park edildiği yeri kaybetmemek, yüzlerce araba arasında insanın kendi arabasını bulması gerçekten zordur. Bu nedenle otopark sayı ve harflere dayanan bir sistemle bölümlenmiştir. Bu koordinat sistemi sayesinde nereye park edildiği kolayca bulunabilir. Otopark aynı zamanda araç değiştirilen bir yerdir. İnsanlar otomobillerini bırakır ve hemen otoparkın yanındaki, hipermarkete ait alışveriş arabalarını alırlar. Alışveriş arabası, hipermarketde tüketici olmanın ve tüketimin montaj hattına katılmanın aracıdır. Alışveriş arabasının büyüklüğü, alışverişin miktarını belirler. Hareketli oluşu ve hipermarket içinde her yere onunla beraber gidilebilme imkanı montaj hattının akışını hızlandırır.Güvenlik ve giriş kapısından sonra “mall” kısmına ulaşılır. Mall kısmı iki katlıdır. Bu iki kat birbirine hareketli rampalar ile bağlanmaktadır. Yürüyen merdiven yerine hareketli rampa kullanılması dolaşımın ve tüketimin akışını hızlandırır, alışveriş arabalarının rampaları kullanarak üst kata kolayca ulaşabilmelerini ve insanların bu arabalarını bırakmak zorunda kalmadan her yere ulaşabilmelerini sağlar.

 

Montaj hattı sayesinde emek gücünden tasarruf edilir ve bu görev, alışveriş etmeye gelenlere yüklenir. Geleneksel alışveriş eyleminde, tüketiciye ne istediğini soran, çeşitli ürünler arasında alternatifler sunan, aldığı ürünleri paketleyen biri varken, hipermarket tarzı alışverişte tüketici aradığı ürünleri reyonlar arasında kendi bulmak, benzer ürünler arasında tercih yapmak, alışveriş sepetine doldurarak kasalara götürmek, barkod sisteminden geçirdikten sonra paketlemek ve arabasına taşımak zorundadır. Böylelikle tüketiciler, hipermarketin gizli emek gücünü oluştururlar. Burada kullanım deneyim ve hafızaya dayanmaz. Kullanıma yönelik deneyim ve hafızanın yerini metinsel bir mekan tarafından belirlenen bir montaj hattı almıştır.  Sadece kullanım değil, insan ilişkileri, insanların birbirlerine, kasiyerlerin ve güvenlik görevlilerinin oraya gelenlere nasıl davranacakları önceden belirlenmiştir; kullanım ve ilişkiler bu dizgeler etrafında gerçekleşir.

 

Carrefour İçerenköy’ün diğer hipermarketler ile aynı planimetriye sahiptir. Resimde görülen ve bir diğer hipermarket zinciri olan Real hipermarketlerinin genel plan şeması Carrefour’un plan şeması ile aynı kriterler üzerine kurulmuştur. Aslında bu plan şeması, Avrupa’dan Amerika’ya her coğrafyada tekrar eden bir plan şemasıdır. Hipermarketlerin ilk plan şeması, kent içindeki küçük dükkanlar sayılabilir. Ürün çeşidi sınırlıdır. Daha çok taze ve kuru gıdaya ait ürün grupları bulunmaktadır. Bu küçük dükkanlar genelde bir binanın zemin katında yer alan, ön cephesi yani vitrini caddeye dönük yerlerdir. Yine kent içinde, birkaç binanın zemin katının birleştirilmesi ile oluşmuş, ürünlerin sergilendiği vitrinin yerini bir sıra kasanın aldığı marketler ikinci aşamayı temsil etmektedir. Üçüncü aşamada marketin alanı büyüdüğü ve yer kirası uygun olmaktan çıkınca, bu tür yerler kent dışına taşınmakta, ön cephe tümüyle kapanmakta, market ile dışarısı arasına müşterileri başka tür hizmetlerin verildiği bir bölüm yerleşmekte ve ön tarafına büyük bir otopark gelmektedir.

 

Bu plan şemasına göre Carrefour dört ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar, öndeki büyük otopark alanı, “mall” kısmı, hipermarket bölümü ve hipermarketin servis bölümüdür. Öndeki büyük otopark, bu tür mekanların ilk karşılaşılan en karakteristik özelliğidir. Ulaşımın sadece özel ulaşım araçlarına ve bir otoyol sistemine dayanarak yapılabiliyor olması büyük bir otoparkı gerekli kılmaktadır. Bu otopark, açık ya da topografyanın imkan verdiği yerlerde, Carrefour Ümraniye’de olduğu gibi, iki katlı ve kapalı olabilmektedir. Binanın ilk giriş ve kapalı kısmını, “mall” bölümü oluşturmaktadır. Bu bölümde küçük ve çeşitli ürünlerin satıldığı mağazalar, yemek yeme bölümleri, çocuklar için eğlence parkları, dinlenme yerleri bulunmaktadır. “Mall” kısmından sonra asıl hipermarket kısmı gelmektedir. Hipermarket bölümü, “mall” ile servis bölümü arasında kalan büyük bir boşluktur. Bu boşluğun sınırını bir tarafta uzanan ve “mall” ile ayıran kasalar, diğer tarafta ise servis bölümüne arkalarını dayamış reyonlar oluşturmaktadır.

Hipermarket bölümü çok fazla tarif edilmekten kaçınılmış, soyut, büyük bir boşluktur. Bu düzenlemenin temel yapısı, üzerine her şeyin takılıp çıkarılabildiği bir boşluk ve boşluğun havalandırma, aydınlatma, ısıtma gibi altyapıya yönelik mekanik ihtiyaçlarını destekleyen bir mekanik sistem üzerine kuruludur. Bu altyapının üstüne olaylar, ilişkiler, nesneler yerleştirilmekte, gerektiğinde değiştirilmekte ya da tümüyle kaldırılıp yeni olaylar, ilişkiler ve nesneler tekrar yerleştirilmektedir.

 

Hipermarket bölümünün tavanı, aydınlatma, elektrik, havalandırma ve ses tesisatının altyapısının bulunduğu bir alandır. Tavandaki tesisat, her yere homojen olarak dağılmıştır. Bu homojenlik, boşluğun kendisini de homojenleştirir. Reyonlar ve sergileme standları, gruplar oluşturacak şekilde yerleştirilmişleridir. Elektronik ev eşyaları, tekstil ürünleri, sebze ve meyve, kuru gıdalar, temizlik malzemeleri, et ve balık ürünleri grubu gibi.  Ancak ürün gruplarının yeri sabit değildir. Ürün gruplarının yeri, pazarlama stratejisinin kendine özgü kurallarına göre belirlenir ve değişen piyasa koşullarına bağlı olarak ürün gruplarının yeri de değişebilir. Hipermarket kısmı sınırlarının hissedilmediği, iki duvar arasında olmanın anlaşılamadığı, tavanın insan algısından daha yüksek bir noktada bulunduğu bir boşluktur. Boşluk sınırları belli olmadığından hiçbir şey tarif etmez. İçinde her şeyin tarif edilebilir olması bu tarifsizlikten gelir. Nesneler istenildiği gibi dizilir, sunulur; kampanya gibi etkinlikler ya da piyasa dalgalanmaları, indirimli satışlar ya da yeni bir ürünün çıkmasına bağlı olarak dizilişleri her defasında yeniden tarif edilebilirler. Servis bölümü, et ve balık reyonu ile unlu mamullerin bulunduğu bölümün bir cephe oluşturarak, bu reyonların arkasına gizlenmiş son bölümdür. Bu bölümde, çeşitli ürün gruplarına göre özelleşmiş depolar, et-balık ve unlu mamullerin hazırlık bölümleri, personele ait giyinme, soyunma bölümleri ve idari kısım bulunmaktadır. Genel mal kabul, et-balık ve unlu mamuller olmak üzere üç rampa bulunmaktadır. Bu rampalara kamyonlarla gelen ürünler, mal kabul bölümünden geçerek depolara ya da elektronik ev eşyası gibi depolanmayan ürünler doğrudan standlarına götürülürler. Personel girişi de bu taraftan yapılmaktadır. Bu bölümün üst katında muhasebe, müdür gibi idari kısımlar bulunmaktadır.

 

Hipermarkette, insanların dolaşımına paralel, nesnelerin de kendi dolaşımları bulunmaktadır. Alışveriş eylemi, bu iki dolaşımın kesiştiği noktalarda gerçekleşir. Bu anlamda hipermarket alanı, geniş bir coğrafyada üretilen ürünlerin, belli bir mekanda bir araya getirildiği ve tüketicilere sunulduğu bir örgütlenmedir. Karmaşık bir taşeronluk sistemi çerçevesinde satın alınan ürünlerin, hipermarketle ilk temas ettiği bölüm, ana kabuldür. Dört farklı kabul bölümü bulunmaktadır. Bunlar, balık, unlu mamuller ve et ürünleri ile diğer ürünlerin kabul noktalarıdır. Rampalara yanaşan kamyonların boşalttığı ürünler, gıda mühendisinin kontrolünde teslim alınmakta ve sisteme girilmektedir. 40000 çeşit ürünün dolaşımı, “ürün yönetim sistemi” adında bir yazılım tarafından yapılmaktadır. Her ürün, üzerindeki barkod aracılığı ile okunarak, sisteme kaydı yapılmakta ve stok listelerine alınmaktadır. Her ürünün, son kullanma tarihi, bekleme süresi ve satış hızına bağlı olarak sistemin tahmini akış süresi belirlenmekte ve mal sevkıyatı bu tahminler üzerinden yapılmaktadır. Sistem, fiziki miktar ile sistemdeki miktarın eşit olması üstüne kuruludur. Bu amaçla günlük sıfır stok ve eksik stok listeleri çıkarılmakta, ayrıca her ay düzenli stok envanter kontrolleri yapılmaktadır. Tüm bu sonuçlar, hipermarket ile pazarlama şirketinin merkezi arasında “night run” adı verilen bir sistemle iletilmektedir. Her akşam, mevcut stok ve satış miktarı merkeze bildirilirken, olması gereken stok miktarı ve ürünlerin satış fiyatı da hipermarkete bildirilmekte ve her gün 40000 çeşit ürün için yapılmaktadır. Ürünün sistemden çıkışı ise satın alındıktan sonra, kasalarda yine üstündeki barkod okunarak olmaktadır.

 

Bu niteliklerinden dolayı hipermarket, bir hipergerçektir. Hipermarketin tüketim işlevi hipergerçeğin bir parçasıdır. Hipermarket bir ihtiyaç ve edinme yanılsaması yaratır. Tüketim mantığının son noktası, en büyük cisimleşmiş aracıdır. Kaynakların hızla tükendiği, ekolojik kirliliğin tehlikeli boyutlara ulaştığı, milyonlarca aç ya da iyi beslenemeyen insanın bulunduğu bir dünyada bolluk ve çokluk yanılsaması yaratır. Hipermarketin hipergerçekliğinde her şey satın alınabilir, sahip olunabilir. Tüketilen sadece bolluk hissi de değildir. Hijyen, kalite, sağlıklı beslenme, doğal gıdalar... Bütün ürünler paketlenmiş, ambalajlanmış, sterilize edilmiş, mikropların barınamayacağı kadar soğuk, hijyenik, biraz hastanelerin soğukluğunu ve donukluğunu hatırlatan bir ortamda sunulur. Yerler kir tutmayan seramik ile döşenmiştir. Diğer her yerde kullanılan malzemeler yine benzer şekilde kir tutmayan, antibakteriyel malzemelerden üretilmiştir. Sürekli yeni görünmesi ve temizlenmesi gerekir. Aslında ambalajlanan ve hijyenleştirilen sadece ürünlerin kendisi değildir. Hipermarketin kendisi büyük, hijyenik, dışarının her türlü tanımsız etkisinden, suçtan, mikroptan, olumsuz hava koşullarından arınmış büyük bir ambalajdır. Girişteki güvenlik araması ve içerdeki güvenlik kameralarının asıl işlevi güvenliği sağlamak değil,güvenlik yanılsaması yaratmaktır.

 

Hipermarketler ile başka bir toplumsal yapılanmanın ürünü olan “kapalı çarşı”lar arasında paralellik ve süreklilik kurma yönünde bir eğilim vardır. Ancak ikisi ayrı gerçeklerdir. Kapalı çarşı, insan ihtiyaçları ile belirli bir toplumsal örgütlenme sonucunda üretilen ve tüketilen nesnelerin buluştuğu bir mekansal organizasyondur. Hipermarketin kendisi  ise modern kapitalist toplumun hipergerçekliği içinde üretilen, bu hipergerçekliğin cisimleştiği bir mekansal organizasyondur. Bir kökeni yoktur. Sermayenin kendine özgü mantığı içinde sentetik olarak üretilmiştir. Bir soyutlama olarak sonsuz sayıda, her yer ve zamanda tekrar ve tekrar üretilir. Bu yüzden gerçek değil, hipergerçektir.

 

BİTİRİRKEN

Modern kapitalist topumun yeni tüketim araçları olan hipermarketler ele alınırken akla kaçınılmaz olarak bilişim sektöründeki yenilikler ve sermayenin devir hızının en üst noktaya çıktığı bir tüketim aracı olarak internet geliyor. İnternet, dünyanın her yerinden, her saat internetin sanal mekanına giren kullanıcılara 24 saat kesintisiz, yerlerinden kıpırdamaları gerekmeden alışveriş imkanı sunuyor. Bu durum, özellikle sosyal bilimler içinde, “coğrafyanın sonu” ya da “mesafenin ölümü” olarak tarif edilen ve artık mekansal biçimlenişlerin çok bir anlamı kalmadığını savunan bir düşüncenin ilk bakışta haklı gibi olduğunu gösteriyor. Ancak bilişim sektöründe ve internet alanında yaşananlara daha dikkatli bakıldığında, aslında mekansal değerlerin halen varlığını koruduğu, ancak bu yeni gelişmeler karşısında nitelik değiştirdiği görülecektir.

 

İnternet üzerinden alışverişin artması ve önümüzdeki yıllarda bu artışın büyük bir ivmeyle devam edeceği yönündeki beklenti, sermayenin sürekli olarak bu alana yatırım yapmasını sağlıyor. Sermaye, devir hızını arttırmak konusunda bu alanda karşısına çıkan sorunları yine yeni mekansal organizasyonlara girerek çözmeye çalışıyor. İnternet üstünden alışverişin artmasına bağlı olarak artan mal dolaşımı, yeni dağıtım şebekelerinin kurulmasını, dağıtımın kesintisiz sürekliliğini sağlamak amacıyla yeni havaalanları ve otoyolların inşasını, belirli bir hiyerarşi içinde depolama alanlarının her coğrafyaya homojen olarak yayılmasını gerektiriyor. Bu perspektiften bakıldığında, geleceğin hipermarketlerinin artık belirli bir bölgede yoğunlaşmayan, coğrafyalar arası bir montaj hattı üstünden çalışan yeni bir mekansal biçimlenişe ve örgütlenmeye sahip olacakları söylenebilir.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


8051 - unknown - 38.107.179.239