Küresel Sermayenin Yeni
Tüketim Mekanları Lüks Konut Siteleri
DÜRRİN SÜER, YASEMİN YILMAZ SAYAR
Bugünlerde kendimizi sıklıkla, insan yaşamak için mi
tüketiyor yoksa tüketebilmek için mi yaşıyor? sorusu ile karşı karşıya
buluyoruz. İnsanoğlunun varoluşunun başlangıcından bu yana tükettiği
düşünülürse, bugün niçin bu ve benzeri soruların, gerek gündelik yaşamımızda
gerekse akademik çalışmalarımızda merkezi bir yer işgal ettiğine dikkat çekmek
gerekir. Söz konusu sorunun arkasında yeni bir sosyo-ekonomik yapı ve yaşama
kültürü mü tariflenmektedir? Son yıllarda “tüketim toplumu” ve “tüketim
kültürü” gibi yeni kavramlar, sosyal bilimlerin ve kültürel çalışmaların
odağına yerleştiğine göre, bu kavramların ortaya konulmasını/tartışılmasını
gerektirecek ne gibi değişimler olmuştur? Tüketim toplumu olarak adlandırılan
bu yeni toplumsal ilişki biçimi, kendisini, daha önceki dönemlerin tüketim
biçimlerinden, hangi özellikleri ile ayrıştırmaktadır? Tüm bu sorulara yanıt
verebilmek için tüketim toplumu, tüketim kültürü tanımlamalarından ne
anlaşıldığının açık hale getirilmesi, kısaca son otuz yılda tüketim
örüntülerinde meydana gelen dönüşümün tarihsel bağlamına oturtulması
gereklidir.Böylelikle bu çalışmanın konusu olan “tüketim toplumu”, “tüketim
kültürü” kavramlarının betimlediği mekansal yapının, “yeni tüketim
mekanları”nın irdelenebilmesi için gerekli ipuçları da sağlanmış olacaktır.
20. yüzyıl boyunca kapitalizmin politik-ekonomik dönüşümüne
bağlı olarak, benzeri birçok alanda olduğu gibi, tüketim örüntülerinde de
radikal bir değişim süreci yaşanmıştır. Tüketim olgusunda ortaya çıkan her
değişimin üretim süreçlerinde ortaya çıkan değişimlerle ilişkilendirilerek
değerlendirilmesi zorunludur. 1970’li yılların ortalarına kadar genel anlamda,
kapitalist düzenin, yalnızca bir kitle üretim sistemi olarak değil, daha çok
bütünsel bir yaşam biçimi olarak ele alınması gereken Fordist üretim tarzı
çerçevesinde biçimlendiği görüşü kabul edilir. Bu döneme tüketim cephesinden
bakıldığında, Fordizmi, teknik-bilimsel rasyonaliteye dayanan standartlaşmış
bir kitle tüketimi ve gri suratlı fonksyonalist bir estetik anlayış temsil
etmektedir (Harvey,1996). 1970’li yılların ortalarına gelindiğinde ise
Fordizmin istikrarlı ve katı yapısının, kapitalizmin çelişkilerini denetim
altında tutmasının olanaksızlığının iyice belirgin hale geldiği ve kapitalizmi
yeni ve ayırt edici bir aşamaya yönlendiren iki birbirine paralel ve önemli
gelişmenin gerçekleştiği gözlemlenir.
Birinci gelişme, daha esnek emek süreçlerine ve piyasalara,
daha yüksek coğrafi akışkanlığa ve tüketim kalıplarında hızlı değişikliklere
dayanan, ticari, teknolojik ve örgütsel yeniliklerin temposunu hızlandıran yeni
bir birikim rejimine, Harvey’in terimiyle “esnek birikim”e geçilmesidir.
Harvey, esnek birikim sürecinde, seçkin piyasalardan farklı olarak kitle
piyasalarında modanın seferber olmasının, sadece giyimde, süsleme ve
dekorasyonda değil, aynı zamanda hayat tarzlarını ve dinlenme faaliyetlerini de
kapsayan geniş bir alanda tüketimin temposunu hızlandırdığını vurgular. Ayrıca
mal tüketiminden hizmet tüketimine doğru bir kayışa dikkat çeker. Hizmet
tüketimi artık sadece ticaret, eğitim, sağlık gibi temel gereksinim alanlarında
değil, aynı zamanda eğlence, gösteri, hobi gibi alanlarda da geçerlidir.
Kapitalizmi yeni ve ayırt edici aşamaya yönlendiren ikinci
gelişme ise, global finansal sistemin bütünüyle yeniden düzenlenmesi ve
finansal eşgüdüm olanaklarının büyük ölçüde artmasıdır (Harvey,1996). Bunların
sonucunda küresel düzeyde olağanüstü güce sahip finans holdingleri, borsa
şirketleri ortaya çıkmış ve orta sınıfa “üst orta sınıf” olarak adlandırılan,
yüksek ücretli profesyonel bir kitlenin yani yeni bir toplumsal katmanın
eklemlenmesine neden olmuştur. Esnek üretim modeli olarak adlandırılan yeni
yapılanmada, kitlesel tüketim yerine bireysel tüketim, farklılık, gelip
geçicilik, gösteri, moda gibi olgular başat konuma gelmiştir. Böylece bu yeni
orta sınıf, esnek üretim modeli içinde, toplumun diğer kesimlerinden kendini
farklı kılma ve bu farklı kimliği kısaca yaşam tarzını kurgulama şansını elde
etmiştir.
Fordizmden esnek birikime geçiş sürecinde gerçekleşen
gelişmeler, fordist sistemin mal ve hizmet üretimine dayalı yapısından farklı
olarak, tüketimin ve tüketim kültürünün yüceltildiği bir ortamı doğurmuştur. Bu
süreçte tüketimin anlam ve işlevinin de önemli ölçüde değiştiğine işaret etmek
gereklidir. T.Şengül’ün (2002) değindiği gibi, dönüşümün en önemli
özelliklerinden birisi, satılan ya da satın alınan ürünün önemini, kullanım
değerinden çok bir yaşam tarzının belirleyici öğesi olmasını tespit
etmektedir. Örneğin, kent içinde otomobil yerine cip kullanmak, spor ayakkabı
tercihini bir tekstil markası olan DKNY’den yapmak ya da Hard Rock Cafe’den
tişört almak, işlevselliğin belirleyici olduğu durumlar değildir. Tüketim,
basitçe maddi ihtiyaçların karşılanmasına hizmet etmenin ötesinde, kültürel bir
eylem içeriği kazanmaktadır. Jameson’da (1981) “kültürün bizzat tüketim
toplumunun asli bir öğesi” olduğunu, “hiç bir toplumun bu toplum kadar
göstergelere ve imajlara dayalı olmadığını” belirtir. Tüketim kültürü
içerisinde üst orta sınıfın modern bireyi, kendi bireyselliğini ve üslup
anlayışını yani yaşam tarzını sadece elbiseleri ile değil, evi, mobilyaları,
dekorasyonu, otomobili ve diğer faaliyetleri ile sunmaktadır. Kısaca bugün,
Baudrillard’ın (1981) deyimiyle maddi ihtiyaçlar ikincileşmiş, ürünün kimlik
değeri neredeyse kullanım değerinin önüne geçmiştir.
Tüketim süreçlerinde ortaya çıkan dönüşümlerin mekan
açısından sonuçlarına bakılacak olursa, mekanın da yeni yaşam tarzının ortaya
konulmasına aracılık ettiği ölçüde metalaştığı ve bir tüketim nesnesi haline
geldiği gözlemlenir. Bu mekanların kullanıcıları, tüketim kültürü olarak
adlandırılan oluşumun hem üreticileri, hem taşıyıcıları, hem de tüketicileri
olan, küresel sermayenin örgütlediği yeni “üst orta sınıf”tır. Dönemin mekansal
boyutta ayırt edici özelliği ise; üst orta sınıfın yaşam tarzlarına aracılık
eden ve asal fonksiyonları alışveriş merkezleri gibi tüketim olmayan, barınma,
sağlık, eğitim, kültür, çalışma vb. mekanlarının birbiri içine işlevsel
geçişlerle ya da üst üste gelmelerle, tüketime endeksli mekanlar olarak
kurgulanmalarıdır. Lüks konut siteleri, sağlık ve spor tesisleri, eğlence ve
oyun merkezleri, tatil köyleri ve büyük otel zincirleri, müzeler, kültür
merkezleri, üniversite kampüsleri, moda ile tetiklenen, sadece mal değil hizmet
tüketimini de kapsayan yeni mekan kurgularıdır.
Bu çalışmada da birincil olarak, yeni tüketim mekanlarının
ortak özelliklerine bakılacak, ikincil olarak ise bu mekan tipleri içinde
üst-orta sınıfın yaşam tarzını en belirgin şekilde yansıttığı düşünülen “lüks
konut siteleri”nin Türkiye örnekleri üzerinde yoğunlaşılacaktır. Farklılaşan
fonksiyonel içeriklerine rağmen yeni tüketim mekanlarının ortak özeliği,
geçmiştekinden farklı bir zaman-mekan anlayışı ve kullanımı çevresinde,
özellikle hizmet üretimine odaklı olarak örgütlenmeleridir. Bu nedenle yeni
tüketim mekanlarının, ortaya çıktıkları sürecin - “küreselleşmenin”-
açıklayıcı zeminini oluşturan “zaman, mekan ve birbirine geçme” kavramlarını
“tüketim” olgusuna yönelik olarak nasıl kullandıkları üzerinde düşünülmelidir.
ZAMAN, MEKAN VE BİRBİRİNE GEÇME YOLU İLE GÖSTERİ YARATMA
Son dönemlerde zaman ve mekan konuları üzerinde hem
modernist hem de postmodernist toplum kuramcılarının önemli çalışmalar yaptığı
gözlemlenmektedir. Bu kuramcılar içinde ayrıcalıklı bir yeri olan Harvey, her
kapitalist dönemde mekanın, sistemin işleyişini kolaylaştıracak biçimde yeniden
örgütlendiğine dikkat çeker. Bu örgütlenmede, modernitenin de karakteristiği
olan zaman ve mekan sıkışmasının, esnek birikim sürecinde artarak “daha yoğun
bir aşamaya” geçildiğini belirtir. Çalışmanın konusu olan yeni tüketim
mekanları, zaman ve mekan kavramlarının bilinen yapısında ve anlamlarında
devrimci bir dönüşüm yaratmıştır. Dönüşümün anahtar kelimesi yukarı da
belirtildiği gibi sıkışma ya da daha kapsamlı bir ifadeyle birbirine geçiştir.
Birbirine geçme ifadesi, sınırların bulanıklaşmasını ya da yok olmasını,
farklılıkların birbirlerine geçmesini anlatır. Harvey (1997), zaman- mekan
sıkışmasının beş etkisine işaret etmiştir: kısa ömürlülük, elden
çıkarılabilirlik, geçicilik, gösterge ve imajlar, simulakrumlar. Bu etkilerden,
zaman-mekan sıkışmasını mimarlık bağlamında en iyi örnekleyenler, bir kısım
simulakrum üretimini de kapsayan gösterge ve imajlardır.
Zaman-mekan sıkışmasının yeni tüketim mekanları bağlamındaki
anlamlarına bakarsak;
Küresel sermayenin örgütlediği bu mekanlar, coğrafi
sınırların yok olduğu dolayısıyla, aidiyet duygusu yerine bir yere ait
olmama/her yere ait olma duygusu veren, bağlamından kopuk, kendi mekanını
kurgulayan, kısaca küresel olan ortamlardır. Ancak, Harvey’in de belirttiği
gibi; mekansal engellerin çöküşünün mekanın öneminin azaldığı anlamına
gelmediği hatta paradoksal bir biçimde mekansal olarak farklılaşmış niteliklere
daha duyarlı hale gelindiği ve yerel özelliklerin vurgu kazandığını
görülür.Aslında, değer kazanan “yerel” özellikler, küresel ölçekte yaşanan
kültürel krize uyum sağlamanın aracıdırlar. İşlevi ve hizmeti küresel olan yeni
tüketim mekanlarının yerelliği de göstergeler ve simulasyonlar aracılığı ile
üretilir. Artık yerel olan bir pazarlama nesnesi/aracı olarak ön plana
çıkmaktadır. Bu durumun en iyi örnek alanlarından biri, ulaşım teknolojilerinin
gelişimi ile birlikte mekansal mesafelerin ve sınırların kaybolmasından en
fazla yararlanan turizm sektörüdür. Burada asıl amaç turistin “yerel imaj”
beklentisinin tatmin edilmesidir. Mimar, bu tatminin “dekor”unu oluşturmakla
görevlidir. Bu nedenle tatil köyleri ve büyük otel zincirleri, yer’e ve konuma
ait mekansal göstergelerin, yerel ve yerli biçemlerin kullanıldığı/simule
edildiği, eklektik ya da kolaj mekanlar kurgular, sunarlar. Örneğin, bir
İsviçre kuruluşu olan Hapimag, Bodrum-Sea Garden tatil köyü ve otelinde, yerli
ve yabancı turistlere, yakın mesafesindeki Bodrum sokağının sıkıştırılmış bir
örneğini, simulasyonunu sunmaktadır. Tasarımcısı olan Tuncay Çavdar’ın,
başarılı biçimsel gösterilerine ve kavramsal ilişkilendirmelerine rağmen
gerçeğin üstü örtülememektedir. Yerel imajlar turistin tüketim nesnesidir.
Amerika-Las Vegas ise küresel/yerel kutuplaşmasının diğer kutbunda yer alan
kentsel ölçekli bir örneğidir. Kent, dünyanın çeşitli coğrafyalarından alınmış
kentsel-mimari simge yapılar aracılığı ile kendi yerelliğini kurarken, insanda
“hiçbir yerde ama her yerde olma” hissini uyandırmaktadır.
Yeni tüketim alanları, kendi kurguladıkları zamanı yaşatan
mekanlardır. Fonksiyonlarına göre bu kurgulama değişik biçimlere bürünebilir:
Lüks konut sitelerinde, dış dünyanın devingen zaman yapısından farklı olarak
yavaş işleyen bir zaman hissi yaratılırken, kumarhane, alışveriş ve eğlence
merkezlerinde zamanın sınırları -gece gündüz ayırımı- yok edilir. Alışveriş
merkezlerinin iç mekan tasarımında, yansıtıcı yüzeyler ve yapay aydınlatma
teknikleri kullanılarak zamanın başka yerlere oranla daha az önemli olduğu,
rüya benzeri dünyalar yaratılır. Böylece insanlara yılın her günü ve her saati
tüketim olanağı sağlanır. Turizm mekanlarında ise, modern bireye ait bir kavram
olarak üretilen “boş zaman”, sunulan hizmetler aracılığıyla tüketilir.
Zaman-mekan sıkışması nosyonunun birbirine geçiş fikriyle
ortak yanları çoktur. Mekan açısından birbirine geçiş fikri ile ifade edilmek
istenen; mal ve/veya hizmet sunan, farklı fonksiyonların birbirlerine
eklemlenerek tüketime endeksli yeni mekansal kurgular oluşturmalarıdır.
Günümüzde, konut alanları ya da konaklama yapıları ayrımı yerine,
konut-alışveriş-spor-eğitim; konaklama-alışveriş-eğlence gibi farklı ve çoklu
fonksiyonların üst üste ya da yan yana geldiği örüntüler söz konusudur. Zaman
açısından vurgulanmak istenen ise, yukarıda da belirtildiği gibi zamanın,
sınırlarının yok edilerek birbirine geçirilmesidir. Bu, gece gündüz ayırımında
yapılabildiği gibi geleceğe ya da geçmişe dönük daha uzun zaman dilimlerini
kapsayan zaman kolajlarını da içermektedir. Zaman ve mekanın birbirine
geçişinin en iyi gözlemlenebileceği mekanlardan biri de Disney Dünyalarıdır.
Euro Disney Dünyası beş tema parktan -Main Street USA, Adventureland, Fantasyland,
Frontierland, Discoveryland oluşmaktadır. Disney Dünyasında geçmiş ve gelecek,
serüven ve fantazi, masal ve bilim kurgu arasında zaman ve mekanın sınırlarını
zorlayan yolculuklar, sistemin omurgasını oluşturan ve isminde de anavatanına
gönderme yapılan, Ana Cadde ABD’de başlar ve biter. Simule edilmiş insanlar
(minie, mickey, pamuk prenses ve yedi cüceler v.b.) ve simule edilmiş mekanlar
(geçmiş yüzyıla ait tipik bir Amerikan kasabasının ana caddesi, geleceğe ait
uzay gemileri, şatolar, v.b.) aracılığıyla eğlencenin yanı sıra her şeyi
tüketmemizi sağlayan bir ortam sunulur. Eğlence ve alışverişin sınırları da
birbirine geçmiştir. Kanada West Edmond alışveriş merkezinin tanıtım materyali
ise zaman-mekanın birbirine geçişinin vardığı aşırı uçları tanımlaması
bakımından ilginç bir örnektir:
“Bir hafta sonu ve aynı çatı altında….Disneyland’ı, Malibu
Beach’i, Bourbon Street’i, San Diego Zoo’yu, Beverly Hills’teki rodeo
gösterilerini ve Avustralya’daki Great Barrier Reef’i ziyaret etmeyi
düşleyin…kendi türünde dünyanın en büyük alışveriş kompleksi olarak tanıtılan
Alışveriş Merkezi, 110 dönümlük bir alanı kaplamakta ve 628 mağaza, 110
restoran, 19 tiyatro…19 kat yüksekliğinde bir cam kubbesi olan beş dönümlük bir
su parkını içermektedir…Merkezin, dört denizaltı ile eksiksiz kılınmış yapay
gölünü düşünün…Fantasyland Hotel, odalarını çeşitli izleklere ayırmıştır: Bir
kat klasik Roma odalarını, bir başkası 1001 Gece Arap odalarını, Polinezya
odalarını…barındırmaktadır (Ritzer, 2000).
Zaman-mekan açısından birbiri içine geçmiş bu dünyalar,
tüketicileri kendine çeken ve onları tüketmeye sevk eden bir gösteriyi temsil
ederler. Bu kadar fantazmagorik, bu kadar seyirlik olmalarına yardımcı olan bu
yetenekleridir. Bu yetenek mal ve hizmet satma kapasitesini arttırır.
YENİ TÜKETİM MEKANLARI: LÜKS KONUT SİTELERİ
Tüm dünyada, 1980’lerin ikinci yarısından başlayarak, üst
sınıflar kentleri terk etmeye başlamıştır. Bu dönemin yerleşim alanları
açısından temel özelliği, metropollerden kaçan üst orta sınıfların eskisine göre
daha yalıtılmış mekanlarda, sadece kendileri gibi olanlarla bir arada yaşama
eğilimine girmeleridir. Küreselleşme sürecinin ayrıştırıcı etkilerini diğer
ülkelerden daha sert şekilde yaşayan Türkiye gibi çevre ülkelerde de, üst orta
sınıfın hızla bu tür yerleşimlere çekildiği görülmektedir. Bu kaçışın Türkiye
örneğinde iki temel biçimde gerçekleştiği söylenebilir. İlk biçime ait
örneklerde üst sınıflar, kent içinde boş kalmış arazi parçalarını geliştirmekte
ya da ayrıcalıklı konuma sahip arazilerde eski kullanımları tasfiye ederek
konut kullanımına açmaktadır. Kent içindeki bu yerleşimlerin, kent merkezine
yakın olmak isteyen ve daha hareketli durumda bulunan genç profesyonellere
hitap ettiği gözlemlenir. Ancak kentin prestijli alanlarında uygun arazi parçalarının
kısıtlı olmasından dolayı esas gelişme kent dışında gerçekleşmektedir.
Konumları nerede olursa olsun, 1990’lı yılların üst orta sınıfın konut
alanlarını önceki dönemlerden ayıran ve bu anlamda benzersiz kılan birçok öğe
bulunmaktadır. Bu projelerin hemen hepsinde kentteki mevcut yaşamdan farklı bir
yaşam tarzı oluşturma, kentin olumsuzluklarından arınmış korunaklı mekanlar
yaratma çabası ön plandadır (Işık ve Pınarcıoğlu, 2001).
Lüks konut yerleşimleri için anahtar kelime “yaşam tarzı”dır
ve amaç, metropolün yani gerçek modern dünyanın karmaşıklık ve çelişkilerinden,
dertlerinden, gerilimlerinden uzak, özenle dışa kapalı tutulan, kendine
yeterli, görsel açıdan bütünlüklü aynı zamanda çeşitlilikler de içeren büyülü
kentsel çevreler kurmaktır. Çalışmanın bu bölümünde, Türkiye’de kent dışı
ve/veya kent çeperinde yer alan lüks konut yerleşimlerinin tanıtım
portföylerinde “yaşam tarzı” adı altında sunulan, hizmet sunumuna odaklı
“tüketim paketi”, “zaman, mekan” kavramlarını kullanım biçimi üzerinden incelenecektir.
Bu incelemeyi pazarlama broşürleri ve web sitelerinden yapmak mümkündür.
Yaşam Tarzı: Tatlı Hayat!
Lüks konut sitelerinin tanıtım broşürlerinde,
kullanıcılara/tüketicilere sunulanın sadece temiz bir çevre ve konforlu evler
olmayıp, yepyeni bir hayat tarzı olduğu teması sürekli işlenir. Satın alınan ve
tüketilen sadece konut/mülk değil, aynı zamanda imaj ve hayat tarzıdır. Konut
artık yeni bir toplumsal sınıfa dahil olmanın aracıdır. Son günlerin popüler TV
dizisi “Tatlı Hayat” ın baş tiplemesi İhsan Yıldırım da böyle bir yaşam tarzını
satın alarak üst orta sınıfa dahil olmayı arzulamaktadır. Bu anlayışı,
İstanbul’da yer alan lüks konut sitelerinin tanıtım sayfalarından
izleyebiliriz.
“Alkent İstanbul 2000, eşsiz göl manzarası, sunduğu çeşitli
aktiviteler ve yaşam tarzı ile yaşayanların hayatlarına ayrı bir mutluluk ve
güzellik katmaktadır. Alkent İstanbul 2000’de yaşamak bir ayrıcalık, ayrı bir
hayat felsefesidir.” (Alkent 2000 web sayfası: www.alkent2000.com.tr)
“Yeni bir ev değil, yeni bir yaşam felsefesi ile üretilen
projelerimiz İstanbul’un gürültüsünden ve karmaşasından uzak ama aynı zamanda
kente ulaşım imkanlarıyla çok yakın.” (Ardıçlı Evler, Radikal gazetesi, İdeal
Ev eki, 5-5-2000)
“Başka bir dünya… Nova Platin Konutları şehrin sunduğu
sanat, eğlence ve kültür merkezlerine bir kaç dakikalık mesafede… zengin
peyzaj, fıskiyeler, oturma köşeleri ve manzaralı teraslarla donatılmış bahçeler
gerçekten eşsiz bu siteye bir park havası kazandırıyor” (Nova Platin Konutları
tanıtım broşürü)
“Yeni bir yaşam biçimi: Maya….. Yaşamın keyfine her
ayrıntıda varmak isteyenler için seçkin ve alternatif bir yaşam alanı… Şehirde
ama şehirden uzakta…” (www.maya.com.tr)
Yalıtılmışlık/ Mekansal Sınırların Kalınlaştırılması:
“Yerleşim Vahaları”
Lüks konut siteleri, hem içerdiği toplumsal gruplar
itibariyle hem de fiziksel olarak dışarıdan yalıtılmış, içe kapalı dünyalardır.
Bu fiziksel yalıtım, sitelerin etrafına tel örgüler ya da dışarıyla ilişkiyi
tümüyle koparan duvarların örülmesi gibi engeller yaratma yoluyla
sağlanmaktadır. Çoğu zaman sitenin yalıtımı için kalın duvarlar yetmemekte,
site girişlerinin özel güvenlik sistemleri ve kameraları yoluyla sıkı sıkıya
denetlenmesi yoluna gidilmektedir. Literatürde üst orta sınıfın yeni yaşam
alanlarını tariflemek için, “korunaklı adacıklar”, “korunaklı bölgeler”, “villa
gettoları”, “kurtarılmış bölgeler” ya da “yerleşim vahaları” gibi terimler
kullanılması sebepsiz değildir (Işık ve Pınarcıoğlu, 2001).
Türkiye’de lüks konut sitelerinin en bilinen örneği, İstanbul’da
Avrupa yakasının kuzeyinde Belgrad ormanları yakınında bulunan Kemer
Country’dir. Sitenin tanıtım reklamlarında, toplumun diğer katmanlarından
yalıtılmışlığını vurgulayan cam bir fanus içinde resmedilmeyi seçmiş olması
yeterince açıklayıcıdır. Burası dışarıdaki hiç bir kötülüğün giremediği bir
rüya ülkesi, camdan bir dünyadır. Yine İstanbul’un popüler yaşam alanlarından
biri olan Alkent 2000’in web sitesinde de bu konuya geniş yer verilmiştir.
“Alkent İstanbul 2000’de bulunan her fazın girişleri ve iç alanları, 24 saat
korunmaktadır.Seçkin komşular ve teknolojinin birleşimi sayesinde Alkent 2000
sakinlerinin özel hayatı her zaman güvendedir ” (www.alkent2000.com.tr). Kente
yakın ama kentin kötülüklerinden uzak, sterilize bir ortamda yaşanacağı teması,
yani yalıtılmışlık, bu sitelerde tüketime sunulan yaşam tarzının temel
yapıtaşlarından biridir.
Aidiyet Hissi: “Oralı Olmak”
Yeni lüks konut siteleri, içinde bulundukları kentten
dolayısıyla yerden kopuşun beraberinde getirdiği yersizlik/aidiyetsizlik/kimliksizlik
durumunu yok edebilmek için, kendi çizdikleri sınırlar dahilinde yeni varlık
alanlarını kurarlar. Metropolün karmaşasından ve kimliksizliğinden kaçan bu
sınıfa, yeni yaşam alanlarında, yeni kimlikler ve aidiyet duygusu da
tüketilmek üzere hazırlanan paket içinde sunulur.
Kemer Country tanıtım broşüründen yapılan alıntılar; “Bir
zamanlar her İstanbullu’nun sahip olup sonradan yitirdiği bir yaşama biçimini
geri kazanmak, -yitirilen kimliklere ve ait olma duygusuna yeniden sahip olmak,
-etkin bir kasaba yurttaşı olarak yaşayabilmek – katkı ile, oy vererek,
seçerek, seçilerek ait hissederek, Kemer Country’li olmak, -küçük yunan site
devletlerine özgü katılımcı demokrasinin damaklarda kalmış tadını burada
yeniden yakalamak” (Kemer Country web sayfası: www.kemercountry.com).
Bu sadece kendine ait mekanın kurulmasıyla yetinilmeyip yeni
kimliklerin de kurulduğunu ve bu kimliklerin, toplumun geri kalanı ile sosyal
farklılığını vurgulayan bir kasaba yurttaşlığı kavramı ve buna dayalı bir
demokratik ortam ile bütünleştirildiğini gösteren dikkat çekici bir örnektir.
Kemer Country’nin tasarımcıları için, aidiyet duygusu mahalle(lilik) kavramı
içinde gizlidir. Geleneksel mahalle tasarımı yaklaşımının benimsendiği çeşitli
aşamalarda basılan tanıtım broşürlerinden de anlaşılmaktadır:
“Kemer Country eski bir yaşama biçimini hayata geçirmek için
tasarlandı…Bu yaşama biçiminde anahtar kelime mahalleydi. Hepimizin bir
mahallesi vardı. Biz oralıydık… Aidiyet duygumuzu kaybettik ki onsuz
yaşabilmemiz çok zor.”
Ancak, aidiyet durumu her zaman gelenekselde aranmamakta,
İstanbul-Alkent 2000 yerleşmesinde sunulduğu gibi, küresel bir bağlamda da
tanımlanmaktadır. “İstanbul’daki California’ya hoşgeldiniz!…”
(www.alkent2000.com.tr). Tanımlanan yer artık ne İstanbul ne de California’dır.
Zaten önemli olan da, bu yeni yerde varolmak; Oralı Olmaktır.
Simulasyonlar: Yere Ait Mekansal Göstergeler, Yerel ve
Geleneksel Biçemler
Üst sınıf adacıklarındaki yeni yaşamın neredeyse olmazsa
olmaz bir diğer öğesi de geleneksel ile moderni eşsiz bir sentezle birleştirmiş
oldukları iddiasıdır. Geçmişin geleneksel yerleşimlerine, kentsel mekanlarına -
köy meydanı, köy kahvesi, köy konağı- ve değerlerine duyulan özlem tasarım
konseptinin seçiminde etkili olur.
“Gelenekseli geleceğe taşıyan, insanın düşünüldüğü yaşayan
bir mimari. Ortak kültür birikimimizi temel alan ancak en modern konforları
içeren mekanlar: köy meydanı, köy konağı, çarşısı, okulu, sineması, tiyatrosu,
lokantaları ile kasabanın kalbini yaşamak.” (Kemer Country web sayfası:www.kemercountry.com).
Mimaride ise, gerek zaman gerekse coğrafya açısından bir
arada bulunması pek de mümkün olmayan tarzların sentezleri tercih edilen bir
tasarım anlayışı olmuştur.
“Ardıçlı Evler de Osmanlı ve Fransız mimarisinin bir sentezi
uygulandı” (Radikal gazetesi, İdeal Ev eki, 5-5-2000)
“Nova Platin konutlarının tasarımı dünyaca ünlü Sandy &
Babcock International mimarlık şirketi tarafından geleneksel Türk mimarisi
gözönünde bulundurularak çağdaş ama klasik bir tarzda yapıldı” (Nova Platin
Konutları tanıtım broşürü).
“Meydan ve çevresindeki evler Kemer Country’nin diğer
kesimlerindeki evlerden değişik tasarlandı: Safranbolu gibi geleneksel Türk
yerleşim merkezleri incelendikten sonra gelenksel Türk mimarisinin özellikleri
kullanıldı; Türk sokak ve mahalle dokusu yaratılmaya çalışıldı: evler avlulu,
sokağa bakan cepheler cumbalı…” (Kemer Country tanıtım kitapçığı).
Ancak, Bozdoğan’ın da belirttiği gibi (1998), mahalle,
komşuluk, geçmişe geri dönme vb. üzerine tüm söylenenlere rağmen Kemer
Country’nin ve diğer örneklerin, geleneksel Türk evinden İtalyan villalarına ve
İngiliz malikanelerine kadar pek çok örnekten esinlenmiş, “geleneksel”
cephelerinin ardında bahçeleri, garajları, jakuzili banyoları, geniş
salonlarıyla Batı’da pek çok örneği görülen tipik bir üst gelir grubu banliyö
villasının izleri bulanabilir. Bu durum da –yabancı tasarımcı kullanımı, farklı
zaman-mekan ve kültürlere ait tarzların biraradalığı- lüks konut sitelerinin
küresel boyutuna dikkat çekmektedir.
Romantik/geleneksel tarz bir kurgusallığın ötesinde –Country
House ve Türk Evi gibi hoş evlerin peşinde olmayanlar için- farklı sunuşların
varlığı da, Optimum örneğinde olduğu gibi, son derece yalın ve net
mekanlarla/evlerle yakalanabilir. Burada bir köy hayatı, köy meydanı yoktur.
Mekan kurguları, olabildiğince gerçek, gündelik hayatın verilerinden yola
çıkılarak kurulur (L.Turan ve H.Tümertekin ile röportaj, 2000).
Fonksyonel Birbirine Geçiş: Kendine Yeterlilik
Bu sitelerin kendi dışındaki dünya ile ilişkilerini en aza
indirebilmesinin ve tüketicilere kendilerini cazip gösterebilmelerinin temel
koşullarından biri, ana işlevleri olan barınmanın yanı sıra eğitim, alışveriş,
spor, rekreasyon, eğlence gibi diğer fonksiyonları da ölçek elverdiğince içine
alarak kendine yeterli hale gelmeleridir. Mekansal birbirine geçme durumunun
karşılıkları, İstanbul’daki bazı lüks konut sitelerinde de aşağıdaki örneklerde
belirtildiği gibi gözlemlenebilir.
Dış dünyadan yalıtılmışlığın sağlanabilmesi için eğitimin
site içinde karşılanabilmesi temel koşuldur.Özellikle çocuklu üst orta sınıf
aileleri bu kent dışı yerleşimlere çekebilmek için eğitim hizmetinin
verildiğinin altı çizilir, hatta farklı alternatifler sunulur.
“Çocuklarınızın da fikrini alın! Alkent İstanbul 2000’in
bütün güzelliklerinin ve avantajlarının yanı sıra eğitim kalitesi son derece
yüksek yerli ve yabancı okullar, çocuklarınızın en iyi şekilde yetişmeleri için
ön plana alındı. Kültür 2000, Alman Lisesi Eğitim ve Kültür Vakfı, Istanbul
International Community School gelecek yüzyılın eğitimini veren üç özel okul”
(Alkent 2000 web sayfası: www.alkent2000.com.tr).
“Hisar Eğitim Vakfı Kemerköy İlkokulu içimizde. Türkiye’nin
en iyi okullarından biri yürüyüş mesafesinde; Türkiye’de ilk olarak ‘Aktif
Öğrenme Sistemi’ ile sekiz yıllık eğitim veren ilköğretim okulu”
(www.kemercountry.com).
“Sporun her çeşidinin yapıldığı, öğrenildiği, dostların,
arkadaşların buluşarak sohbet ettiği, yeni hobilerin edinildiği bir kampüs
ortamı…golf klübü, atlı spor klübü, tenis klübü, açık ve kapalı yüzme
havuzları, Karadeniz plajı, mini futbol sahası, yürüyüş, koşu ve bisiklet
parkurları, sqash kortları, aerobik step salonları, meditasyon salonunu,
masaj-aromaterapi odaları, solaryum, health juıce bar, spa shop” (kemer golf
& country Club, Tanıtım Broşürü).
Lüks konut sitelerinin vazgeçilmez öğelerinden biri de
bizzat kendisi bir tüketim mekanı olan alışveriş merkezleridir. Bu mekanların
ölçeği ve konsepti yerleşimin kent içi veya kent dışı konumuna göre
farklılaşır. Örneğin, Alkent 2000’de yaşayanların günlük gereksinimlerini
karşıladıkları “Shopping Arcade”; süpermarket, kuaför, banka, çiçekçi, kuru
temizleyici, eczane gibi temel tüketim ihtiyaçlarını kapsayan, küçük ölçekli
bir çarşı birimidir. Ancak, yapım aşamasında olan Westa Shopping Mall, yalnız
siteye hizmet verecek kapsamda değil, tüm kent için de bir çekim odağı
oluşturacak boyutta ele alınmıştır.
“Yabancı yatırımcıların işbirliği ile inşa edilen 78bin
metrekarelik, İstanbul’daki alışveriş merkezlerinin yaklaşık iki katı
büyüklüğündeki Westa Alışveriş Merkezinde; 3000 araçlık otopark, çocuk eğlence
merkezleri, cep sinemaları, food court, butikler vb yer alacaktır”
(www.alkent2000.com.tr).
Etiler-Maya Residence’da yer alan Mayadrom ise küçük
ölçeğine rağmen içerdiği marka hizmetlerle ve bunların sunulduğu mekanların
tasarım kalitesiyle ön plana çıkan ve neredeyse sadece üst orta sınıfa hitap
eden, kullanıcısı gibi şık ve elit bir mekandır.
Tema Kullanımı: Konulu Siteler
Kentten yalıtılmışlığını vurgulamak ve yeni yer kimliğine
bir özellik katmak için tema kullanımı yaygındır. Bu kurgusal dünyaların
altlığı, çoğunlukla doğadır. Kentsel yaşamdan kaçış ve tekrar toprakla
biraradalık isteği lüks konut sitelerini doğa temasında buluşturur. Sitelerin,
isim ve yer seçimi, tasarım konsepti doğaya ve kırsala referanslıdır. Örneğin,
Kemer Country, Casaba gibi yerleşimler, modern öncesi zamanın köy, kasaba,
mahalle yaşamlarını çağrıştırır. Ancak, buradaki doğa, yapay göletleri, ithal
ağaçları, çalıları ile simule edilmiş bir ortamdır. Yapay şelale tasarımları
gibi farklı coğrafyalardan alınan doğa parçalarının kiçleştirilerek kurulduğu
örnekler de mevcuttur.
Istanbul-Alkent2000 Recreational Town dinlenme teması
üzerine kurulan sloganları ile, “huzurun, mutluluğun ve keyifli yaşamın
buluştuğu yeni bir mekan...”, “Alkent İstanbul 2000’de 365 gün tatildeymiş gibi
yaşayabilirsiniz. Çünkü burası, en gelişmiş tatil köylerini aratmayacak
rekreasyon tesisleri ile donatıldı.” tüketicileri cezbeder. Kemer Country de
ise Amerikan üst sınıfının sportif aktivitesi olan golf tema olarak, sitenin
doğa peyzajı içinde, bir çekim odağı oluşturacak şekilde Kemer Golf Club adı
altında sunulur. Tema kullanımı ya da konulu siteler için Port-Grimo’yu
(Fransa) referans alan, inşaat süreci yeni başlayan, Port Alaçatı-Agrilya
Evleri de Marine teması ile iyi bir örnek oluşturmaktadır. Burada bir yandan
teknecilik ve balıkçılık faaliyeti diğer yandan doğa ile bütünleştirilmiş
evleri ile , kanallar sisteminin ana arter olduğu, doldurma yöntemi ile
kazanılmış bir peyzajda, üst orta sınıf için farklı bir yaşam biçiminin
mekansal dili yaratılmaktadır.
Zaman Duygusunun Manipule Edilmesi: Boş Zamanın
Değerlendirilmesi
Modern toplumlardaki çeşitli süreçler insanları hem zamana
doğru bir yönelim gösteren hem de zaman tarafından disipline edilen zamansal
öznelere dönüştürmüştür (Urry, 1999). Özellikle kapitalizmin ruhu vakit
nakittir deyişi ile bu durumu uç noktalara götürmüştür. İnsanlar zaman
açısından tutumlu olmanın, zamanı boşa harcamamanın, tümünü kullanmanın,
kendilerinin ve başkalarının zamanlarını büyük bir titizlikle yönetmenin
görevleri olduğu nosyonunu üstlenmişlerdir. Çoğunlukla “boş zaman”ın dahi
benzer bir tarzda örgütlendiği söylenebilir. Boş zaman planlanabilir,
hesaplanabilir, bölümlere ayrılabilir “rasyonel bir dinlence”ye dönüşmüştür.
Lüks konut sitelerinin tanıtım broşürlerinde, zamanı –saat zamanı ile
ölçülebilir- somut bir çerçeve olarak gören bir anlayışın yerine, dış dünyanın
devingen zaman yapısını yavaşlatan eylemler, olaylar ve hizmetlerle
tanımlandığı “huzur, mutluluk ve keyif verici” dingin bir zaman anlayışının
benimsendiği mesajı verilir. Böylelikle, iş dışı zamanları sınırlı ve değerli
olan üst orta sınıf bireylerine, boş zamanlarını site ortamı içinde rekreasyon,
spor, doğa gibi hizmetlerle değerlendirebilecekleri, zamandan tasarruf edebilme
avantajı da sunulmuş olur.
Sonuç olarak; kentten yalıtılmış bu ortamlarda, pahalı
evler, golf klüpleri, tenis klüpleri, fitness merkezleri vb. rekreasyon
olanakları ile eğitim, alışveriş hizmetleri ve hatta doğa da kendi zaman ve
mekan kurguları içinde, zengin ve lüks yaşam tarzı tüketilir.