27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Tüketimin Tanımına Doğru

JEAN BAUDRILLARD

 

Nesnelerin çeşitli düzeylerle ilişkisini tartışmayı tüketimi tanımlama girişimiyle sonuçlandırmak istiyorum. Tüketim, herşeyden önce, bu alandaki pratiğin tüm yönlerine şu anda kılavuzluk etme eğiliminde olandır.

 

Bugünkü anlamından, yani gereksinmeleri tatmin eden bir mekanizma olarak tanımlanmaktan ilk ve son defa özgürleştiği sürece tüketim, bizim sanayi uygarlığımızı tanımlayıcı bir mod sayılabilir. Tüketim üretimin aktif yönüyle zıtlaşan elde etme ve özümsemenin pasif süreci olmadığından ötürü, aşırı basitleştirilmiş iki davranış (ve yabancılaşma) kalıbını karşı karşıya koyar.  Başından açıklık getirmek gerekir ki, tüketim (yalnızca nesnelerle değil, toplumla ve dünyayla) ilişkinin aktif bir formudur; sistematik bir etkinlik biçimi ve tüm kültürel sistemimizi kuran küresel bir tepkidir.

 

Gerçekte nesnelerin ve araçların tüketimin amacı olmadığı açıklanmalıdır - onlar sadece ihtiyaçların nesneleri ve tatminin nesneleridir. Hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan beri insanlar satın almakta, sahiplenmekte, hoşlanmakta ve harcamakta; fakat bu, onların tükettiği anlamına gelmiyor. İlkel halkların festivalleri, feodal lordun cömertliği, 19. yüzyıl burjuvazisinin lüksü; bunların hiçbirisi tüketmek değildir. Ve eğer bugünkü toplumsal yapıyı tanımlamakta bu kavramı kullanacaksak bunun nedeni, bizim daha çok veya daha iyi yememiz, daha çok imaj ve ileti alıyor olmamız, daha çok alete ve araca sahip olmamız değildir. Ne malın miktarı ne ihtiyaçların karşılanıyor olması tüketim kavramını tanımlamaya yeterlidir; bunlar sadece tüketimin önkoşuludur. 

 

Tüketim ne bir maddi pratiktir ne de bir “bolluk” fenomonolojisi. Ne yediğimiz yiyeceklerle, ne giydiğimiz giysilerle, ne kullandığımız araba, ne de aldığımız ileti ve mesajların görsel ve sözlü yapısı ile tanımlanamaz.  Daha çok tüm bu şeylerin bir göstergeler örgüsü olarak örgütlenmesidir: Tüketim, az ya da çok tutarlı bir söylem içinde biraraya gelen tüm ileti ve nesnelerin sanal toplamıdır. Bundan bir anlam çıkarılacaksa, o da, tüketimin işaretlerin sistematik manipülasyonundan meydana gelen bir etkinlik olduğudur.

 

Geleneksel sembolik nesneler (araçlar, mobilyalar, evin kendisi) gerçek bir ilişkinin ya da doğrudan deneyimlenen bir durumun aracısıydı. Onların özü ve biçimi bu ilişkinin bilinçli ya da bilinçsiz dinamiğinin bariz izini taşırdı. Dolayısıyla, rastlantısal değillerdi. Çağrışımlarla kuşatılmalarına rağmen, kolektif ya da bireysel, insan hareketlerine uygunlukları ve içe dönüklükleri onları yaşayan nesneler kılıyordu. Böyle nesneler tüketilemezler: Tüketimin bir nesnesi olmak için nesne önce bir işaret olmalıdır. Yani dışı olan, bir anlamda sadece şimdiyi bildiren bir ilişki tüketilebilir. O artık keyfidir –ve böylece anlamını tüm diğer işaret edilen nesnelerin soyut ve sistematik ilişkisinden alır. Sadece bu bağlamda kişilik kazanır, bir serinin parçası olur; ve sadece böyle tüketilebilir, asla maddeselliği ile değil, fakat farklılığı ile.

 

Nesnenin göstergenin sistematik statüsüne dönüşmesi, eşzamanlı olarak, insani ilişkinin bir tüketim ilişkisine dönüşmesi demektir. Nesneler içinde ve nesneler aracılığı ile bu ilişki edinildiği an ortadan da kalkar; nesne tüketimin kaçınılmaz aracısı olur ve çok kısa bir zaman sonra gösterge tümüyle nesnenin yerine geçer.

 

Böylece edinilen ve tüketilen hiçbir zaman nesne değildir; henüz olmayanı işaret eden, eş zamanlı olarak içeren ve dışarıda kalan ilişkinin kendisidir; bu nesnelerde tüketilen ve gösterilen ilişkinin ideasıdır.

 

İlişki artık direk olarak deneyimlenmez: Soyuttur, işaret edilen nesnenin içinde dönüştürülmekte ve sonlanmaktadır ve böylece de tüketilmektedir.

 

Nesne/ilişkinin bu statüsü her düzeyde üretimin buyruklarıyla yönetilir. Reklamın tüm araçları, üretimin rasyonel düzenini bozmaya izin vermeksizin, tutarsızlıklarıyla, her şey gibi tüketilmesi gereken canlı bir ilişkiyi önerir. Nesne/ilişki kişileştirilmelidir ki sistemin içine dahil edilebilsin. Burada, en aşırı ifadeyle, metanın Marx tarafından analiz edilen biçimsel mantığını yeniden keşfediyoruz: Bilgi, kültür, duygular, ihtiyaçlar –kısacası tüm insani yetiler- üretimin düzeni içinde metalar olarak birleştirilirler, ve satılabilsinler diye üretici güçler olarak maddesel form alırlar, benzer biçimde bugün tüm arzular, projeler, istekler, tüm tutku ve ilişkiler, satın alınan ve tüketilen nesneler ve işaretler olarak soyutlanıyor ya da maddeleştiriliyor. Örneğin, nesnel varlık nedeni  –eskiden ilişki simgeleyen nesneler de dahil- nesneleri tüketmek olan bir çift düşünün.

 

George Perec’in romanı Les choses’ın başlangıcı bu bağlamda eğiticidir:

 

Gözler ilk önce dar, yüksek ve uzun koridordaki gri halının üzerinde kayıp gidecek. Duvarlar bakır aksesuarları parıldayan dolaplardan oluşacak. Üç gravür... itmek için basit bir hareketin yeterli olacağı siyah damarlı büyük ahşap halkalarla asılmış deri bir perdeye ulaşacak... Burası 7 metre uzunluğunda ve 3 metre genişliğinde bir oturma odası olacak. Solda küçük bir duvar girintisi içinde kitapların karmakarışık yığıldığı, soluk kuşkirazı ağacından yapılma iki kitaplık arasında, yıpranmış siyah derili geniş bir divan olacak. Divanın üstündeki panoyu denizciliğe ait bir kroki boydan boya kaplayacak. Alçak küçük bir masanın gerisinde büyük başlı üç bakır çiviyle duvara tutturulmuş ipek bir dua halısı altında açık kahverengi kadife ile döşenmiş bir  başka divan ilk divana dikey duracak, üzerinde bibloların, akiklerin, yumurta şeklinde taşların, enfiye kutularının, yeşim küllüklerin, dizildiği üç raflı, yüksek ayaklı, koyu kırmızı vernikli mobilyaya ulaşacak....Daha ötede, sadece parlak dört çelik düğmesi görünen kapalı bir pikap, plaklar ve küçük kutular...

 

Bu iç mekanı kuşatan yoğun nostaljiye rağmen, içindeki hiçbir şey, bir parça bile sembolik bir anlama sahip değildir. Birisi, bu şeylerin üzerinde yer etmiş insani bir ilişkinin olmadığını göstermek için, Balzac’ın betimlediği iç mekanlardan biri ile bu betimlemeyi karşılaştırmak isteyebilir: Perec’in dekorunda herşey göstergedir, sadece bir gösterge. Hiçbir şey yoktur; hiçbir şeyin tarihi yoktur –herşey referanslarla yüklü olmasına rağmen: Doğu’ya, İskoçya’ya, Erken Amerika’ya ait referanslar.Tüm bu nesnelerdeki tek şey onların yeganeliğidir: Onlar farklılıkları içinde soyutturlar, soyutluğun keskin görselliği birini diğeri ile ilişkilenebilir kılmıştır. Şüphesiz tüketimin dinamikleri içindeyiz.

 

Perec’in romanına devam ettiğimizde, gösterge-nesnelerin bu türdeki işlevler sistemini anlamaya başlarız: İlişkiyi sembolize etmekten uzak, sürekli gönderme yaptıkları şeylerin dışında kalarak, bu nesnelerin gerçekte tanımladıkları, varoluşun yokluğunu her an sezdiren, ilişkinin boşluğudur. Romanın kahramanları “Jerome ve Sylvia” bir çift olarak aslında var değillerdir: Onların tek gerçekliği “Jerome ve Sylvia” olmalarıdır –işaretler sistemi içinde yüzen bir suç ortaklığı olarak. Nesnelerin olmayan bir ilişkinin yerine otomatik olarak geçtiği, bir boşluğu doldurmak için hizmet ettiği söylenemez: Aksine, onlar bu boşluğu, ilişkinin yerini tanımlarlar; canlı olma olasılığını gösterirken canlı bir ilişkiyi ortaya koyamayan bir sürecin devamlılığını tanımlarlar.  Böylece ilişki nesnelerin pozitifliği içinde emilmez, fakat bu nesnelerle birleştirilir –ilişki, nesnelerin burada belirtilen konfigürasyonu dışında güçsüz, şematik ve kapalıdır ve sadece ilişkinin fikri vardır, yaşayabilen bir ilişki değil. Deri koltuk, pikap, biblo, yeşim küllük: Bu nesnelerde gösterilen, kullanılan ve sonra yok olan, ilişkinin fikridir.

 

Demek ki tüketim kültür, iletişim ve tarihin her seviyesine uzanabilir ve nesne ve kişiler arası ilişkilerin ötesine geçen sistematik bir türün idealist bir pratiği olarak tanımlanabilir. Böylece kültür talebi canlı bir taleptir, fakat sadece gerçekten kullanılan bir yemek odasındaki renkli bir taşbaskının ya da bir katalogun düşüncesi olarak. Devrim talebi de aynı şeklide canlı bir taleptir, fakat pratikte kullanılacak bir devrim düşüncesi gerçekleşmediği sürece. Fikir olarak devrim gerçekte ebedidir, ve benzeri başka bir idea gibi hiç bitmeyecek bir şekilde kullanılabilir kalmaya ihtiyaç duyar –çoğu tutarsız tüm idealar tüketimin idealist mantığı içindeki işaretlerle birlikte var olma yeteneğindedirler. Devrim bu nedenle halihazırda gerçekleşmiş gibi gösterilen birleştirici bir terminoloji, aracısız kavramların sözcükleri ile anlamlandırılır.

 

Benzer şekilde, maddesellikten uzaklaşarak kendisini canlı tutma isteğini fark ettiren tüketimin nesneleri işaretlerin idealist sözlüğünü oluşturur. Bir kere daha Perec’in kitabına dönersek:

Zaman zaman kitaplarla dolu bu duvarların, tümüyle eve uydurulmuş, sonunda kendi kullanımları için yaratıldıklarına inandıkları bu nesnelerin arasında tüm bir yaşam uyum içinde gerçekleşmiş gibi gelecekti onlara... Yine de onlara zincirlerle bağlı hissetmeyeceklerdi kendilerini; bazı günler serüvene çıkacaklardı. Hiçbir tasarı olanaksız gelmeyecekti...

 

Son cümledeki şartları gözönüne alırsak aslında roman, yalanı açığa çıkarmaya başlar: Burada hiç proje yoktur, sadece nesneler vardır. Gerçekte, gözden kaybolan proje değildir; nesnenin içinde somutlaşmış bir işaret olarak gerçekliğin yeterince memnun edilmişliğidir. Tüketimin nesnesi böylece projenin kendisini vazgeçirten formun keskinliğidir.

 

Bu tüketimin NEDEN SINIRLARI OLMADIĞINI açıklar. Gerçekte tüketim eğer naif biçimde olduğu sanılan şey olsaydı, yani bir özümseme ya da yutma süreci olsaydı, bir doygunluk noktasına kaçınılmaz bir şekilde ulaşılırdı. Eğer tüketim gerçekten ihtiyaçlar evrenine bağlı olsaydı, tatmin olmaya doğru aynı tür yönelim oluşurdu. Fakat çok iyi biliyoruz ki, hiçbir şey olmamakta: İnsanlar kolay bir şekilde çok daha çok tüketmek istiyorlar. İçten gelen bu itici güç ne bazı psikolojik nedenselliklerle ilgilidir (içki daima içkidir, gibi) ne de prestij arzusunun baskısı ile. Ancak gerçekte ne ilke gerçekliği ile ne de ihtiyaçların tatmini ile bu türden bir tüketimin önüne geçilmez gibi görülmektedir, bütüncül idealist bir pratiktir sözkonusu olan. Tüketimin dinamizmi nesnelerde içkin sürekli tatmin edilemeyen projeden kaynaklanır. Proje nesnenin varoluş dinamiğini sistematik ve sınırsız bir tüketime transfer eder.Tüketim bu yüzden ne’liğini, yaşama nedenini korumak için ya baskısını sürdürür ya da sadece kendini tekrar eder. Parçalara ayrılmış, hayal kırıklığına uğramış, gösterilmiş canlı olma isteği kendini ardarda gelen nesneler dizgisinde tekrar tekrar fesheder. Bu bağlamda tüketimi yumuşatma girişimleri ya da ihtiyaçları normalleştirme eğilimi, garip ya da deneyimsiz bir moralizm, hiçbir şeyi aşamaz.

 

Sınırsız ve sistematik tüketim süreci, yaşam projesinin altında yatan tatmin edilmemiş bir bütünsellik talebinden doğar. Bu ideallikleri içinde tüm gösterge-nesneler eşdeğerdir, sonsuza kadar çoğalabilirler; gerçekte, olmayan bir gerçekliği her anda inşa etmek için çoğalmak zorundadırlar. Tüketim bastırılamaz, çünkü bir yokluk üzerine kuruludur.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


8053 - unknown - 38.107.179.236